Game of Thrones dizisinde Joffrey Baratheon bir genç olarak Westeros’un Demir Taht’ını miras olarak alıyor ve elinde büyüteciyle karıncaları yakan bir çocuk gibi gücünü kullanıyor. Halkı tarafından saygı duyulmuyor ya da korkulmuyor, basitçe nefret ediliyor. Bu büyük rol, daha fazla büyüleyici olamayan, Dublin Trinity Üniversitesi’nde öğrenci İrlandalı yirmi yaşındaki Jack Gleeson için bir dönüm noktası oldu. Peki ekrandaki bütün bu kötülük nereden geliyor?

GQ: Küçükken neyden korkardın?
Jack Gleeson: Rahiplerin, Vikinglerden kaçmak için kullandığı İrlanda’nın Kuzey Sahili’nde Skellig Kayası asında büyük bir kaya var—rahipler oraya kulübelerini inşa etmişler. Gerçekten küçükken ailemle oraya gittim ve ucu neredeyse dimdik olan kayayı tırmanmak zorunda kalmıştık. Bu yüksekliğin beni gerçekten ama gerçekten heyecanlandırdığını bildiğim zamandı.

GQ: Şimdi neyden korkuyorsun?
Jack Gleeson: Yaklaşık beş yıl önce kuzenimden kaçarken kapıda parmağımın üstünü doğradım. O zamandan beri, kapıların etrafında çok temkinliyim. Beni çok korkutuyorlar.

GQ: Favori bir kurgusal kötü kahramanın var mı?
Jack Gleeson: 2001: Uzay Macerası’ndan HAL bilgisayarı. Bu korkunç çünkü hiç empati duygusu yok ve insan olarak onu akla uygun hala getiremezsin. Aktör olarak ise, Blade Runner’da Rutger Hauer gerçekten mükemmeldi. Sadece gözleri bile. . .

GQ: Hangi performans Kral Joffrey’i kötü olarak canlandırırken seni etkiledi?
Jack Gleeson: Büyük etkisi, Gladyatör’deki Joaquin Phoenix’ti. Bazen tahtımda otururken, Phoenix’i kendi tahtında yüzündeki o sahte gülücükle otururken düşünüyorum.

GQ: Hiç kötü kahramanı desteklediğin oldu mu?
Jack Gleeson: Psycho’da bir sahne var, Norman Bates, Marion’u öldürdükten hemen sonra bir arabanın bagajına koyuyor ve arabayı göl gibi bir yere itiyor. O sahne çok anlamlıydı ve onun yüzüne baktığında, “Oh, lütfen. Bu araba hemen batabilir mi….” der gibiydi. Ve sen ise, “Evet, öyle umuyorum, adamım ve umarım polisler de gelmez…” der gibi oluyordun. Ama, bir saniye, az önce bir kızı hiçbir neden yokken öldürdü! O an bir katili destekliyordum.

GQ: Ne zaman kendini kötülüğün canlı örneği olduğunun farkına vardın?
Jack Gleeson: Joffrey için seçmelerdeyken. Sadece bir çekim yaptım, yapımcılar ve yazarlar performansına gülüyorlardı çünkü kendini beğenmiş ve küstah oluyordum. Bunu tuhaf buldular. O zaman bunun iyi olduğunu düşündüm.

GQ: Kötü kahraman klişelerini tekrar etme konusunda endişeleniyor musun?
Jack Gleeson: Kesinlikle. Ve bence benim Joffrey tasvirim oldukça kilişeleşmiş. Bu role bürünmek oldukça kolay çünkü filmlerde, tiyatroda ve TV’de pek çok kötü karakterler gördüm. Joffrey kesinlikle bu performanslardan haberdar.

GQ: Kitaptaki Joffrey ne kadar ve sen ne kadarsın?
Jack Gleeson: Dizinin uyarlandığı kitapların yazarı George R. R. Martin’e bütün saygımı sunmalıyım çünkü karakter o kadar kusursuz tasvir edilmiş ve incelenmiş ki. Yeni karakteristik özellikler veya yapmacıklıklar yaratmak zorunda kalmadım ve saç, makyaj ve kostümlerin de çok yardımı dokundu.

GQ: Kostümünde özel bir parça var mıydı?
Jack Gleeson: Joffrey’in yüzükleri bu karaktere bürünmekte bana yardım etti. Onlarla oynayabilirsin. Ve taç, tabiki. Seni günlük yaşam formundan tamamen soyutluyor. Üstüne oturduğumda, sanki herkes bana itaat ediyormuş gibi geliyor.

GQ: Kötü karakteri oynarken hazırlanman daha mı farklı oluyor?
Jack Gleeson: Öyle düşünüyorum. Günlük yaşam tarzını bastırmaya çalışmak için negatif duyguları kucaklamalı ve içine girmelisin.

GQ: Ne gibi?
Jack Gleeson: Bir şeyden dolayı, kendini diğerlerinden üstün hissetmek. Kibir bürünmesi tuhaf bir duygu, ama bunu yapmak zorundasın.

GQ: Bir sahne çekimi bittiğinde kibiri üstünden atmak zor oluyor mu?
Jack Gleeson: Genellikle hayır, çünkü uzun bir iş gününden sonra sıkıcı zırh ve kostümleri çıkardığında, yeniden kendin olduğun için sadece mutlu oluyorsun. Joffrey olmayı durdurduğumda tamamen rahatlamış oluyorum.

GQ: Sence Joffrey kendini kötü bir adam olarak mı görüyor?
Jack Gleeson: Bence o kendini parıldayan zırhında bir şövalye, kendi masalının kahramanı olarak görüyor. Yaptığı şeylere korkunç olarak bakıyorsun ama o her zaman kendi kafasında yaptıklarının haklı olduğunu görüyor.

GQ: Favori Joffrey repliğin var mı?
Jack Gleeson: Var, ama bu “A” ile başlayan açık bir kelime içeriyor.

GQ: Sorun değil. GQ okuyucuları bunu kaldırabilir.
Jack Gleeson: Birinci sezonda Arya, neredeyse kendisine vuran Joffrey tarafından aşağılandığı zaman. Gerçekten bozulmuştu ve, “Yakaladım seni, seni a*cık.” diyordu. Bunu zavall Maisie (Williams)’ye demek istememiştim ama kelimelerin duruşunu sevmiştim. Replik neredeyse biçimleşmişti—utanç ve öfkenin sözlü ifade şekliydi. Evet… O repliği gerçekten seviyorum.

GQ: Kötü karakterler ile kahramanlar arasında ortak şey sence nedir?
Jack Gleeson: Kesin bir kendine güven. Her ikisi de yaptıklarının haklı olduğuna inanıyor. Hem kötülerin hem iyilerin kendilerine sarsılmaz bir inancı olması gerek.

GQ: Kötü kahramanların kötü doğduğunu mu, yoksa kötü olduğunu mu düşünüyorsun?
Jack Gleeson: Joffrey’in yaptığı kötü şeyler, yetiştirilme şeklinin, ailesinin ona nasıl davrandığının ve kendisine inandırıldığı şeylerin ürünü. Bence, o kötü olduruldu.

GQ: Oran olarak, hayatında ne kadar kötü olduğunu söyleyer misin?
Jack Gleeson: Tam olarak üç buçuk oranında. Kendimin sıfır olduğunu söylersem yalan söylemiş olurum. İyi bir insan olmaya çalışıyorum ama bu bazı zamanlar çok zor.

GQ: Oynamayı istediğin bir gerçek hayattan kötü kahraman var mı?
Jack Gleeson: Julius Caesar’a suikast yapan Marcus Brutus. Haklı olduğunu hissettiği nedenler uğruna liderini öldürdü, bu yüzden o kötü ve iyinin güzel bir karışımı.

GQ: Sahnedeki kötü kahramanlığın geliştiğini düşünüyor musun?
Jack Gleeson: Evet ve hayır. Geçmişte görmediğin modern kötü karakterleri gördüğün kesin bir karmaşa var. Sanki, bugünlerde TV’de Nosferatu gibi tek boyutlu karakterleri göremiyorsun. Son zamanlarda No Country for Old Men‘i izliyordum ve oradaki kötü karakter Antoine Shigurh (Javier Bardem tarafından canlandırılıyor) önceden gördüğün şekilde oldukça sade. Seyirci onun hakkında içinde saf kötülük olduğunu biraz biliyor. Bence izleyiciler her zaman görünüşte hiçbir neden olmadan öldüren kötü insanları sevecek. Biz tam anlamıyla onlardan nefret etmeyi seviyoruz.

Kaynak: GQ