Yine aynı hatunun videosu üzerine bir çeviri… Elbet kendi cümlelerimle anladığım kadarıyla çevireceğim. Bunu kuram olarak ortaya atmış. Katılıyorum demiyorum ama üzerine tartışması güzel olabilir. Geçen “Rüyalar – Ejderha Rüyaları – Yıkıcı Kehanet” yazısının sonunda değindiğim Jon Snow rüyası üzerine.

ÖNCEKİ BLOG YAZISI: Rüyalar – Ejderha Rüyaları – Yıkıcı Kehanet

Şimdi önceki başlıkta da bahsedildiği gibi Büvet Ağacı Net Ağı gibi bir şey var; yeşilgören ve eski ilahlar bu ağa bağlanabiliyor ve bu şekilde rüyalar gönderebiliyor birilerine; Kan Kuzgun’unun Bran’a; Jojen’e ve muhtemeldir ki Jon’a göndermesi gibi. Hatta Jaime’nin rüyası bile(kim gönderdiği belli değil) rüya gönderim konusunda bir örnek.

Jon, Sur’a geldiğinde beri sürüsüne bereket rüyalar görüyor ama bunlar öyle sizin benim gördüğümüz rüyalara hiç benzemiyor; birinde Bran ile konuşmuştu; oğlanın yüzü Büvet Ağacı gibi görünüyordu(aslında bir çeşit kurt rüyası ile karışık bir rüya idi), en ünlü rüyaları Kışyarı Mahzenlerinde gördüğü konuşan ve buraya ait olmadığını söyleyen Kış Kralları ile gördüğü rüya ve bir diğeri ki videonun ana maddesi; Sur’da Ötekiler ile savaştığı ve elinde alevli bir kılıç tuttuğu rüya… İlk olarak Bran ile görüştüğü rüyasına değinmiş.

Gözlerini kapadığında rüyasında ulu kurtları gördü.

Altı tane olmaları gerekirdi ama beş taneydiler, hepsi birbirinden ayrı yerlerde. Derin bir boşluk sancısı ve yarım kalmışlık hissi duydu. Orman uçsuz bucaksız, soğuktu ve onlar çok küçüktüler, kaybolmuşlardı. Kardeşleri oralarda bir yerde olmalıydı ama hepsinin kokusunu kaybetmişti. Arka ayaklarının üstüne oturup başını kararmaya başlayan gökyüzüne kaldırdı, haykırışı orman boyunca yankılandı, uzun ve yas dolu bir çığlık. Sesi silinip giderken kulaklarını dikti, bir cevap almak için dinliyordu ama duyduğu tek şey savrulan karların iç çekişiydi.

Jon?

Ses arkasından gelmişti, bir fısıltıdan daha hafifti ama güçlüydü aynı zamanda. Bir çığlık sessiz olabilir miydi? Kafasını çevirdi, kardeşini arıyordu, ağaçların arasında hareket eden ince gri bir şekil, görmek için bakıyordu ama hiçbir şey yoktu, sadece…

Bir büvet ağacı.

Som kayada filizlenmiş gibiydi. Beyaz kökleri sayısız kılcal yarığın ve saç teli inceliğindeki çatlakların arasından kıvrılarak yukarı tırmanıyordu. Gördüğü diğer büvet ağaçlarından daha inceydi, henüz bir fidandı ama o izlerken büyüyordu ağaç, gökyüzüne uzanırken kalınlaşıyordu dalları. Temkinli bir şekilde pürüzsüz, beyaz gövdesinin çevresini dolaştı, yüze gelene dek. Kırmızı gözler ona baktı. Öfkeli gözlerdi ama onu gördüklerine sevinmiş gibiydiler. Büvet ağacının yüzü kardeşinin yüzüydü. Kardeşinin her zaman üç gözü mü vardı?

Her zaman değil, dedi sessiz çığlık. Kargadan önce yoktu.

Ağacın kabuğunu kokladı; kurdun, ağacın ve çocuğun kokusunu aldı. Bunların arkasında başka kokular da vardı; sıcak toprağın kahverengi zengin kokusu, taşların gri sert kokusu ve bir şey daha, korkunç bir şey. Ölüm, biliyordu. Ölüm kokluyordu. Korkuyla geri çekildi, tüyleri diken dikendi, dişlerini gösterdi.

Korkma, karanlığı seviyorum. Seni kimse göremez ama sen onları görebilirsin. Fakat önce gözlerini açmalısın. Gördün mü? İşte böyle. Ve ağaç aşağı uzanıp ona dokundu.

 

Bu rüya biraz değişik çünkü o sırada Jon, Hayalet’i warglamış halde bu rüyayı görüyor; yani hem Hayalet hem Jon bu rüyayı aynı anda paylaşıyor gibi bir durum söz konusu. Bran, Jon’a sesleniyor; FISILTIDAN daha hafif ama güçlü…

Konuyla ilintili diğer başlıkta Melisandre ne diyordu?
Omuzlarında dünyanın ağırlığı varken uyumak için vakti yoktu. Ve rüya görmekten korkuyordu. Uyku, küçük ölüm. Rüyalar, hepimizi sonsuz geceye sürükleyecek olan Öteki’nin fısıltıları. ”

Lakin Jon, Bran’ın sesini tanıyor(yani bu fısıltı ve rüya Öteki’den vs. gelmiyor.) ve Hayalet’in gözüyle Yaz’ı görüyor, konuşuyor özünde. Yani aslında Jon ve Bran karşılıklı warg/rüya karışımı bir deneyim paylaşıyorlar. Bu sırada Bran sanırım mahzende saklanıyordu.

“Üçüncü gözünü kapadı ve diğer ikisini açtı, kör olanları. Bu karanlık yerde bütün insanlar kördü… Ne zaman istese Yaz’a ulaşabiliyordu ve bir seferinde Hayalet’e bile ulaşmış, Jon’la konuşmuştu. Belki de sadece düşlemişti bunu.”

Bu kısım ilgi çekici ve akılda tutması gereken noktalardan biri; Bran daha eğitime başlamamış ve de KanKuzgun’un mağarasına gitmemiş olmasına rağmen başkalarının rüyalarına girebiliyor, konuşabiliyor…(nitekim sonrasında Hodor’u warglamaya başladığını görüyoruz.)

Yukarıda da değinildiği gibi bu görüler, rüyalar vs. yeşilgörü yeteneği olan herkes tarafından gönderilebilir. Hatta eski ilahlar ve belki de Gece Kralı(daha doğrusu kitapta böyle biri ortaya çıkmadığı için Büyük Öteki veya onun komutanı gibi biri, belki Gecenin Kraliçesi, kim bilir?).

Gelelim Jon’un rüyasına.

O gece rüyasında; ormanda uluyan, savaş borularının feryatları ve davulların vuruşları eşliğinde ilerleyen yabanılları gördü.
Güm GÜM güm GÜM güm GÜM, diye geliyordu ses, bir vuruşta bin yürek(sound thousand heartbeats with a single beat). Kiminin mızrağı, kiminin yayı, kiminin baltası vardı. Diğerleri, kemikten yapılmış arabalar sürüyordu, midilliler kadar iri köpekler arabaları çekiyordu. Arabaların arasında devler yürüyordu, boyları on iki metreydi, meşe ağaçları kadar büyük tokmakları vardı.

“Sağlam durun,” diye seslendi Jon Kar. “Onları geri püskürtün.” Sur’un üstünde duruyordu. Tek başınaydı. “Alev,” diye bağırdı, “onları alevle besleyin.” Ama onu duyacak kimse yoktu.

Gittiler. Beni terk ettiler.

Yanan oklar tıslayarak yukarı fırladı, arkalarında alev dilleri kaldı. Korkuluk kardeşler yere tökezlendi, siyah pelerinleri alev aldı. Düşmanlar, örümcekler misali buza tırmanırken, “Kar,” diye feryat etti bir kartal. Jon siyah buzla zırhlanmıştı ama kılıcı avcunun içinde kıpkırmızı yandı. Ölü adamlar Sur’un tepesine tırmandığında, Jon onları tekrar ölsünler diye aşağı yolladı. Bir ihtiyarı, sakalsız bir delikanlıyı, bir devi, sivri dişleri olan sıska bir adamı, kızıl saçlı bir kızı katletti. Kızın Ygritte olduğunu çok geç fark etti. Kız, ortaya çıktığı kadar çabuk bir şekilde gitti.

Dünya kırmızı bir sise dönüştü. Jon kılıcını batırdı, savurdu, salladı. Donal Noye’u keserek yere devirdi ve Sağır Dick Follard’ın bağırsaklarını deşti. Qhorin Yarımel dizlerinin üstüne düştü, boğazından akan kanı beyhude bir çabayla durdurmaya çalıştı.

“Ben Kışyarı Lordu’yum,” diye bağırdı Jon. Şimdi önünde Robb vardı, saçları erimiş karla ıslaktı. Uzunpençe onun kafasını aldı. Sonra pürüzlü bir el, Jon’u omzundan yakaladı. Jon döndü…

…ve göğsünü gagalayan bir kuzgunla uyandı. “Kar,” diye bağırdı kuş. Jon kuşa vurdu. Kuzgun, memnuniyetsizliğini çığlık atarak duyurdu ve bir yatak direğine kondu, şafak öncesi karanlığın içinden uğursuz bir şekilde Jon’a baktı.

(Bu arada konu ile ilgisi yok ama çoktur aklıma takılıyor; bu Stark kardeşler ne diye her defasında Robb’u andığında zihinlerinde hep saçlarında kar eriyen Robb canlanıyor? Bu oğlanın kafasında hep mi kar eriyormuş ki? :smiley: Önemli bir şeyi olabilir mi yazarın söylemek istediği yoksa adamın kafasına bu sahne takılmış da sürekli bunu mu yazıyor? Devam.)

İlk dikkatimizi çeken kısım(bu rüyaları kim gönderiyor sorusuna cevap bulabilmek adına.)

“Korkuluk kardeşler yere tökezlendi, siyah pelerinleri alev aldı. Düşmanlar, örümcekler misali buza tırmanırken, “Kar,” diye feryat etti bir kartal.” SONRASINDA “ve göğsünü gagalayan bir kuzgunla uyandı. “Kar,” diye bağırdı kuş. Jon kuşa vurdu. Kuzgun, memnuniyetsizliğini çığlık atarak duyurdu ve bir yatak direğine kondu, şafak öncesi karanlığın içinden uğursuz bir şekilde Jon’a baktı.”

Bran’ın rüyalarından birini hatırlayalım. ““Rüyasında ona bakan bir Büvet Ağacı gördü; derin kırmızı gözleri onu çağırıyordu, çarpılmış tahta ağzı ve solgun dalları üstüne üç gözlü karga kanat çırparak geldi ve yüzünü gagaladı, keskin kılıç gibi bir sesle ismini söyledi.””

Jon’un rüyasında kendisine ww olarak saldıran herkes bir zamanlar tanıdığı ama ölü olan kişiler… Uçan kartal(muhtemelen Stannis geldiği sırada yanan şu kartal, prologta ölen wargın kartalı ki eski sahibi de Jon’un öldürdüğü bir warg olduğu için yine bir ölü tanıdık meselesi oluyor, neyse.) Jon diyor ve gözünü açtığında Jon diyenin kuzgun olduğunu görüyoruz ki daha sonra da bu kuzgunun Jon’un kurt rüyasından aynı şekilde uyandırdığını ve rüyasında onun sesini duyduğunu biliyoruz. Bu rüyanın Kan Kuzgun’undan geldiğini düşünebiliriz. Kuzgun, bu adamın avatarı ve lakabı; yüzünde de kırmızı kuzguna benzer bir doğum lekesi var. Ayrıca rüya betimlenirken; bir vuruşta bin yürek(sound thousand heartbeats with a single beat) denmiş. Yani Kan Kuzgun için söylenen BİN BİR GÖZ… sözüne uygun olmuş.

EGG VE DUNCAN hikayesinden alıntıymış. Kara büyülerle uğraştığı, yüzünü değiştirebildiği ve sise dönüşebildiği ile ilgili söylentiler dışında 1000 artı 1 gözü var, denirmiş.

Jon bu savaşta tek başına kalmış ve kendi başına mücadele veriyor… Dikkat çekici bir diğer nokta “Jon siyah buzla zırhlanmıştı ama kılıcı avcunun içinde kıpkırmızı yandı.”

Burada bir Buz ve Ateş simgesi söz konusu; siyah buzdan bir zırh ve alev almış(kırmızı) bir kılıç; ayrıca Targaryen renkleri de… Yani bir yandan Stark ve Targ tarafına dikkat çekerken diğer yandan Targaryen renkleri görüyoruz.

Bunu böyle okuyunca(ve kehanetler hatırlanınca) Jon’un AA olduğuna işaret edilmiş gibi görünüyor… Lakin videoyu yapan ablamızın çok farklı bir görüşü var…

Diyor ki Jon eğer AA ise eski ilahlar, ormanın çocukları vs. kısacası kuzey güçleri ne diye AA’ya bir yardım çabası gütsün? diyor… Bunu yapmayacaklarını düşünüyor, çünkü AA’nın ne ve kim olduğuna ve ne yapması gerektiğine bakılmalı ve söylenene göre “Bitmeyen yazı getireceği” söyleniyor, AA’nın. AA ateşin cisimlenmiş, şekillenmiş hali. Hal böyle olunca Jon’un ateşin şekillenmiş hali; ateşin şampiyonu olacağını düşünüyor musunuz? Öyle mi görünüyor? Abla böyle görmüyormuş. Çünkü Jon hem Ateş hem de Buz… Yüce Yürek Hayalet’i Beric ve Thoros’a ne demişti?

“Hayır,” dedi cüce. “Götürmüyorsunuz. Nehirler karabalığın elinde artık. Eğer anneyi istiyorsanız onu İkizlerde arayın. Çünkü orada bir düğün olacak.” Tekrar güldü. “Ateşlerinin içine bak pembe rahip, göreceksin. Ama şimdi değil, burada değil, burada hiçbir şey göremezsin. Burası hâlâ eski tanrılara ait…. onlar da benim gibi burada oyalanıyor, küçülmüş ve halsiz kalmış ama henüz ölmemiş. Ateşi de sevmiyorlar. Çünkü meşe pelitleri anımsar ve pelitler meşeleri düşler, kök her ikisinin içinde de yaşar. Ve kökler, avuçlarında ateşle gelen İlk İnsanları hatırlar.

Bizim kuzey güçleri vs. ateşten hoşlanmıyor ve hala ilk insanların yaptığı şeyleri hatırlıyor. Haliyle onların AA için uğraşacağını düşünmüyor, mantıklı değil, uymuyor diyor.

Lakin rüyasında Jon’un alevli bir kılıç tuttuğu bir gerçek ve bundan yola çıkarak çoğu hayran onun AA olduğunu düşünüyor ama ablaya göre değilmiş ve Dany bu tanıma daha uygun düşüyor, demiş. Fakat bunu söylerken de AA’nın bir kahraman vs. olmadığını da ekliyor. Ateş+AA bu hikayede kötü adam, diyor çünkü kehanete göre hiç bitmeyen yazı getirecek; aynı Ötekilerin hiç bitmeyen kışı getirmek istedikleri gibi… İkisi de kötü bir şey, iyi bir şey değil bu.

Buraya hemen kendi eklememi yapıp ablanın kuramını sağlamlaştırabilecek Dany kehanetleri koyabilirim(yalnız dediğim gibi kurama katılıyor değilim, sadece tartışmak ve farklı bir bakış açısı ve olasılık üzerinde bakmak için…)

…gölgelerin şekilleri… yarın henüz yazılmadı… buzun kadehinden iç… ateşin kadehinden iç…
…üç ateş yakmalısın… biri hayat için, biri ölüm için, biri aşk için…
…üç at sürmelisin… biri yatağa, biri azaba, biri aşka…

Bir ihtimal burada bahsi geçen yakılacak ÖLÜM İÇİN ATEŞ ve AZABA SÜRÜLEN AT, bu söylenene işaret de ediyor olabilir. Buzun ve ateşin kadehinden içilmesi yönünde Ölümsüzlerin ifadede bulunması da ilginçtir. Bu kısım kehanetten ziyade bir yönlendirme cümlesi aslında.(Reedlerin Buz ve Ateş’e yemin ettiğini hatırlatırım. Yani bir denge meselesi gerçekten söz konusu olabilir.) Bir başka söz olarak da Üstat Aemon dahil bir kişi daha şu cümleyi kullanmıştı; ATEŞ tüketir, BUZ muhafaza eder.

O zaman Jon’un rolü ne? Jon bu ikisi arasında DENGE olmak için orada… Jon bu hikayedeki nihai kahraman, denge getirecek kahraman, diyor abla.

Rüyalar bir kurtarıcı yahut bir diğerini işaret ediyor ama güvenilir değiller; Rhaegar ve Egg’e bakın; ikisi de kehanetlere ve rüyalara kafayı takmış ve onlar tarafından tüketildi. Lakin her defasında hepsi yanıldı. Prens kendisinin AA olduğunu düşündü ama yanıldı; sonra oğlu Aegon olduğunu düşündü ama yine yanıldı. Melisandre AA’nın Stannis olduğunu düşünüyor, yanılıyor. Dosh Khaleen de kendi kurtarıcılarının Rheago olduğunu düşündü ama bebek öldü, yani yanıldılar(gerçi doğsa idi ne olurdu, bilemiyoruz :slight_smile: ).

Bu rüyaları gönderen kişi/lerin sebeplerine odaklanmamız gerekiyor. Bu rüyaların hepsinin AA yeniden doğuşu/onu işaret için gönderilme imkanı yok. Diğer sebep de bu rüyalar kesinlikle Büvet Ağaçların Fısıltısı(yani onlar aracılığı ile gönderiliyor.). Kan Kuzgunu ile ilgili söylenenleri hatırlayın ve rüyanın sonunda Jon; Sonra pürüzlü bir el, Jon’u omzundan yakaladı. Jon döndü… yani yaşı bir adamın elinden bahsediyoruz ki bu kesinlikle bizim Kan Kuzgunu.

Kan Kuzgun’u ve Ormanın Çocukları vs. genel olarak DENGE derdindeler, onların amaçları bu, diye düşünüyor. Büvet Ağaçları, dünyanın doğal dengesinin korunmasını amaçlayan Tarafsız Varlıklar.

Buz Canavarları ve Şampiyonu; Ejderhalar ve Ateş Şampiyonu… Bunlar dengeyi bozuyor. Mevsimler arasındaki bu dengesizlik; kışın veya yazların kısa uzun; çok sıcak; çok soğuk geçmesi gibi sebepler bu dengesizliğin alameti olduğunu düşünüyor. Misal Jon hayat boyu bir tane kış gördüğünü söylemişti, hayal meyal hatırlıyordu sanırım. Yani son 16 yılda tek bir kışımız var. Tyrion birkaç tane görmüştü ama sanırsam hepsi kısaydı. Bir de elimizde yalancı bahar denen çok kısa sürmüş bir bahar var. Yani mevsimlerde ciddi bir dengesizlik söz konusu ki son yaz aşırı bir sıcaktı, hatırlatırım 1. kitapta. KL’de millet sıcaktan ölecekti neredeyse. Ve bu sıcaklık olağan dışı kabul ediliyordu.

Toparlarsak Jon’a rüyaları gönderen Kan Kuzgun’u ve WW’leri yenecek kişi de Jon’un kendisi. (bu cümleye kesinlikle katılıyorum :smiley: ) Lakin aynı zamanda bu rüya yanıltıcı da olabilir; burada bir kişi görür iken aslında ww’leri yenecek 3 kişiden bahsediliyor olabilir.

Bunlar kim? Bran, Dany ve Jon. Jon hem ateş hem buz, evet ama biraz daha derine bakalım… Siyah Buzdan Zırh, Bran’ı temsil ediyor olabilir. Bran onun zırhı, kalkanı olacak…

Şu iki alıntıya dikkat.

Varamyr, kar yığınlarının altına gömülen diğer kulübelerin kambur şekillerini görebiliyordu. Kulübelerin arkasında, buzla zırhlanmış bir büvet ağacının solgun gölgesi vardı.

“Karanlıktan asla korkma Bran.” Lordun sözlerine, ağaçla yaprağın belli belirsiz hışırtısı ve adamın hafif baş bükmesi eşlik ediyordu. “En güçlü ağaçlar, dünyanın karanlık yerlerinde kök salanlardır. Karanlık senin pelerinin, kalkanın, anne sütün olacak. Karanlık seni güçlü kılacak.”

Siyah(karanlık), zırh ve buz, Bran’ı temsil ediyor olabilir.

Yanan kılıç ise Dany’i temsil ediyor. Ateş’in şampiyonu, cephanesindeki bir diğer silah.(Gerçi Dany’nin AA olduğunu ve AA’nın kahraman değil, kötü olduğunu söylerken Jon’un ww dövüşünde yanında yer alıp, yenmesine yardım edecek bir silah gibi ifade etmesi biraz çelişkili geldi. Elbet Dany’nin özünde kötü olmadığını vs. biliyoruz; belki burada Dany’nin seçim yapması ile ilgili bir durum söz konusu olabilir; buz kadehinden ve ateş kadehinden iç. Tamam, bu kısmı Duygu’nun vikdeki kehanet yazısından arakladım. :stuck_out_tongue: )

Melisandre, Büyük Öteki’nin Büvet Ağacı olduğu konusunda yanılıyor.

Stannis? diye düşündü… ama hayır, bunlar Stannis’in yüz hatları değildi. Ceset kadar beyaz, ahşap bir surat. Bu düşman mıydı? Yükselen alevlerin içinde binlerce kırmızı göz yüzüyordu. Beni görüyor. Ahşap yüzün yanındaki kurt suratlı çocuk başını geriye atıp uludu…Melisandre, alevlerin içinden bakan yüzün, düşmanın yüzü olup olmadığı merak etti. Hayır. O değildi. Onun çehresi daha ürkütücü olurdu; soğuk ve siyah, bir insanın bakıp da sağ kalamayacağı kadar korkunç. Ama rahibenin gördüğü ahşap surat ve kurt yüzlü çocuk… onlar kesinlikle düşmanın hizmetkârlarıydı… onun şampyionlarıydı, tıpkı Stannis’in, Melisandre’nin şampiyonu olduğu gibi.

Melisandre yarı yarıya haklı; Stannis ateşin şampiyonu değil Dany öyle. Bran da Ötekinin şampiyonu değil. Yahut bu ikisi Melisandre’nin şampiyonu değil; Onlar Jon’un Şampiyonları/Müdafacıları/Destekçileri/Savunucuları; Bran onun kalkan ve zırhı iken Dany onun silahı(muhtemelen ejderha ve belki de getirdiği ordu meselesi için.) Ve elimizde işte şimdi Buz ve Ateşin Şarkısı var…

İlginç bir iddia, eğlenceli ve hoştu; anlatım biraz karışık geldiyse kusura kalmayın. :smiley:

Kapak görseli sanatçısı: Sendolarts

Önemli Cevaplar

  1. Waymar roce bölümünü tekrar okuyun orada çok iyi anlatıyor

  2. Ayrıca dur,

    Kitabı kim yazdı?
    GRRM

    Yani orman GRRM

    Ormanın çocuğu Jon olduğuna göre

    Jpn’un babası da aslında Rheagar olduğuna göre

    Rheagar=GRRM???

  3. Evet, çevirirken fark ettim, senin bakış açını görebildim bu kuramda. :slight_smile:

    AA’nın kötü olmasından maksadın saf kötülükten ziyade var olma amacının iyi olmaması yönünde, diye algıladım aslında. Yani bir taraf bitmeyen kış, diğer taraf ise bitmeyen yaz getirmek istiyor… Şimdi bitmeyen yazı süslü anlatım olarak algılar isek bitmeyen kışı da süslü anlatım algılamak gerekmez mi? Ayrıca dikkatini çekerim kış dönümleri çok kısa sürüyor ve yaz dönümleri ise aksine çok daha uzun, son yaz da aşırı, olağandışı bir sıcaklıktı. Yani sandığın kadar süslü anlatım olmayabilir. Yaz ve Kış mevsimleri birbiri ile didişiyor gibi. Bir yandan ateş, yaz aşığı R’holler; diğer yandan buz, kış aşığı Büyük Öteki. Biri diğerinin tersi ama amaç aynı, yöntem farklı… Bir madalyonun iki yüzü gibiler. Ortada bir dengesizlik var ise ve buna bu ikisi ve yaptıkları sebep oluyor ise bu ikisinin şampiyonları ile denge gelmez, aksine dengesizlik daha da artar. Bu durumda gerçekten denge getirecek, orta yolu bulacak nihai bir kahraman gerekiyor; buz ve ateşi içinde barındıran, dengeyle doğmuş bir kişi; Jon Snow, kendisi arabulucu özelliği ile öne çıkan biri… Dengeli bir karakteri var. Kuram nispeten de olsa doğru çıkabilir yani, bilmiyorum.

    Büyük Öteki’nin adamları; buz, soğuktan canavarlar, ölüler de buz büyüsü gibi bir şeyle diriliyor. Yemedikleri, içmedikleri vs. ortada; yahut uyumadıkları.

    R’holler’ın adamları; ateş, Melisandre yemiyor, içmiyor ve bazen bir saat de olsa uyuyakalıyor ama onun dışında uyuma ihtiyacı hissetmiyor. Karanlıktan, geceden nefret ediyor. Thoros biraz daha farklı biri, gayet insan gibi yiyor içiyor; diğer kızıl rahibi daha tanımadığımız için Melisandre’ye mi yoksa Thoros’a mı daha çok benziyor, bilemiyorum.

    Şafak. Bize bir gün daha bahşedildi, R’hollor’a şükürler olsun. Gecenin dehşetleri geri çekildi. Melisandre, sık sık yaptığı gibi, geceyi ateşin yanındaki sandalyenin üstünde geçirmişti. Stannis gittiğinden beri yatağını pek kullanmamıştı. Omuzlarında dünyanın ağırlığı varken uyumak için vakti yoktu. Ve rüya görmekten korkuyordu. Uyku, küçük ölüm. Rüyalar, hepimizi sonsuz geceye sürükleyecek olan Öteki’nin fısıltıları. Melisandre, bir âşığın öpücüklerine benzeyen ısı dalgaları sayesinde al al olmuş yanaklarıyla, tanrısının kutsal ateşlerinin yakutumsu pırıltıları içinde yıkanarak oturmayı tercih ederdi. Bazı geceler uyuyakalıyordu ama asla bir saatten fazla değil. Gün gelecek ve Melisandre bir daha asla uyumayacaktı, bunun için dua ediyordu. Gün gelecek ve Melisandre rüyalardan kurtulacaktı. Melony, diye düşündü. Sürü Yedi.

    Karanlık yine geri çekiliyor… kısa bir süre için. Ama Sur’un ardında düşman güçleniyor. Ve düşman kazanırsa, şafak bir daha asla sökmeyecek.

    Yiyecek. Evet, yemeliyim. Melisandre bazı günler yemek yemeyi unutuyordu. R’hllor, Melisandre’nin bedeninin bütün gıda ihtiyacını Yiyecek. Evet, yemeliyim. Melisandre bazı günler yemek yemeyi unutuyordu. R’hllor, Melisandre’nin bedeninin bütün gıda ihtiyacını karşılıyordu ama bu, ölümlü adamlardan saklanması gereken bir durumdu.

    Bir de bu kadın alevlerde bir şey görmeye çalıştığında bedeli hoş olmuyor, orası burası kanıyor…Thoros’da görmedik bunu, Asshaili kızıllara has bir şey mi bu? Yoksa Melisandre çok güçlü bir seviyede, o yüzden mi?

    WW’lerin Zırh Betimlemesi… Neden bilmem okuduğumda hep buzdan bir zırh gibi algılıyorum, bu yüzden de aklımda buz zırh kalmış; renk değiştirmesi vs… Güzel zırhmış ama. :smiley:

    Ormanın karanlığından bir gölge çıkıp geldi. Royce’un tam önünde durdu. Uzundu. Eski kemikler gibi sert ve inceydi. Teni süt kadar beyazdı. Gölge hareket ettikçe zırhı renk değiştiriyor gibiydi. Önce yeni yağmış kar kadar beyaz, ardından gölgeler kadar kara, bazen ağaçların derin yeşil grisi üzerine damlamış gibi benekli. Gölge hareket ettikçe ay ışığı yakamoz gibi zırhın üstünde parlıyordu.

    EKLEME: Bu karga ve kuzgun meselesi ile ilgili bir şey daha görmüştüm, Geek sayfasında idi galiba… Karga’ların Ötekiler ile ilgili olduğunu falan. Karga batı kültüründe ölümü temsil eden bir şeymiş(doğru aslında uğursuz görüyorlardı galiba, sevmiyorlar kargaları); yabanılların karga demesi de onlara ölüm getirdikleri için diyordu. Yaşlı Dadı da “kargalara güvenme, yalancıdır.” falan diyordu dizide(kitapta diyor muydu hatırlayamadım). Bran’a 3 gözlü karga görünüyor ve biz bunu hep eskiden karga olduğu için kan kuzgun’una bağlıyorduk ama adamın avatarı kuzgun, lakabı kuzgun… Ne alaka şimdi bu kuramla diyeceksiniz; Büvet Ağacı Net Ağına bağlanan kişi sadece yeşil görenler değil, öteki vs. de bağlanabiliyor vs. demiş ya Gray Area, olabilir mi acaba dedim.

  4. Fakat söyle bir durum var; Melisandre atese bakarak bir seyler görüyor, Yesilgörenler ise Eski Tanrilarla baglantili, görü yetenekleri büvet agaçlarindan geliyor. Ek olarak Yesilgörenlerin hayvanlar ve doga üzerinde de bir hakimiyetleri söz konusu.
    Simdi biz Melisandre’in esasinda Yesilgören oldugunu bilmeyen bir Yesilgören oldugunu söylersek, gördügü imgelerin esasinda R’hllor tarafindan gönderilmedigini düsünürsek, Thoros’un durumunu da hesaba katmaliyiz. Thoros da bir kirmizi rahip ve o da atese bakarak bir seyler görüyor, hatta R’hllor inanisina özgü “Son Öpücük” denen ölü diriltme “ritüelini” gerçeklestiriyor. Bu durumda Thoros ne? Thoros kim? O da mi bir Yesilgören? Yetenegi, gücü, her neyse, nereden geliyor? R’hllor ile iliskili tek kisi Melisandre olsa, hadi neyse ama Thoros var, Benerro var, Moqorro var… Hepsi R’hllor rahipleri ve hepsi atese bakarak gelecekle ilgili imgeler görüyor.

    Kesinlikle. Starklar ve Targaryenlerde bir özellik var. Benim demek istedigim sey baska, yani nasil anlatsam onu da bilmiyorum ama… Söyle diyeyim… Bu iki hanenin özellikleri, kanlarindaki güç bazi durumlarda çok etkili, belirleyici olabilir ama bazen aslinda sadece sembolik de kalabilir. Mesela R’hllor ve Öteki konusunda. Onlarin gerçek oldugunu, birer Tanri olduklarini varsayalim; biri Ates, digeri Buz ama Jon’un Targaryen ve Stark olmasindan gelen Ates ve Buz bundan farklidir. Yani bu iki Tanrinin yarattigi dengesizlige son verecek kisi, Targaryen ve Stark hanesinden gelen ve bu iki hanenin temsil ettigi ates ve buzu içinde barindiran Jon Snow olacaksa, bu sebepten dolayi Jon Snow olacaksa yani, bu biraz basit ve desteksiz olur bence.
    Bu seride, bana göre, Buz ve Ates birçok sey ve kisi tarafindan temsil ediliyor ve hepsini birbirine karistirmak, aralarinda bag kurmak her seferinde dogru olmaz.
    Denge getirecek kisi Jon ise eger, bu durum hem Targaryen, hem Stark olarak ates ve buzu içinde barindirdigi için gerçeklesmez, bu durum tamamen Jon’un bir nevi seçilmis kisi olmasindan kaynaklanir. Veya dogru zamanda dogru yerdedir, hamurunda kahramanlik vardir, kaderidir, ne derseniz deyin! Ama bence “Targaryen ve Stark oldugu için, ates ve buz oldugu için” gibi bir durum olamaz, bu bana basit ve desteksiz görünüyor dedigim gibi. Tipki mesela Daenerys’in Azor Ahai olmasi durumunda, bunun Targaryen olmasiyla alakasi olamayacagi gibi. Bu tür seyleri eger kisilerin damarlarinda akan kana baglarsak, geçmisteki kahramanlarda bunu aramaliyiz.
    Tekar belirteyim; Jon çok özel biri. Ilk Insanlarin kanini ve ejderha kani tasiyor. Fakat tanri olarak lanse edilen, ve bu zamana kadar gerçekten de büyük bir güce sahip olduklarini gördügümüz (en azindan benim gördügüm) R’hllor ve Öteki’nin yarattigi dengesizlige son vermek çok ayri bir mesele. Bu ikisi gerçekten Tanri ise, üstün varlik ise, Stark ve Targaryen kanlarinin karisimi bu Tanrilarin savasina, oyununa son verebilir mi? Yeterli midir? Nasil?
    Bence bu seride kan, soy gerçekten önemli ama esas mesele, seçilmis kisi olmak. Ve bu kisi herhangi biri olabilir. Soylu veya degil, rahip, inançsiz, kadin, erkek…
    Azor Ahai ve Vadedilmis Prens kehanetleri olmasa, seride tüm karakterler seçilmis kisi olmaya aday olurdu. Ama yazar kehanetlerle belli bir profil çizdigi için, belli kriterler yarattigi için biz Jon diyoruz, Dany diyoruz. Ve bu seçilmisligi onlarin kanina baglarsak, ki burada Targaryen kani ön planda oluyor, bu gerçekten hem çok basit, hem biraz karmasik olur. Bu durumu ta ilk Azor Ahai’ye bile baglamak zorunda kaliriz, ve ortaya çikan tablo cidden bana imkansiz geliyor. Bir Targaryenci olarak, ben Targlarin bu kadar da özel olmasini istemem, gerçekten kalitesiz bir durum olur bu seride. “Kahramanlarin soyu!”… Yok deve!
    Nasil oldugunu tam bilmiyoruz ama bunlarin kaninda özel bir sey var, tamam, fakat bu adamlar ejderhalari kesfetmeden önce sadece çobandi yani, bunu da unutmamak gerek. Ne olduysa ejderhalardan sonra oldu. Bazi insanlar ilk Azor Ahai’nin Targaryen oldugunu, yani Targaryenlerin atasi oldugunu düsünüyor, iste bu hep Azor Ahai ve Vadedilmis Prens kehanetleri yüzünden, temelde bu var, gerisi hep varsayim ve zorlama. Yeni Azor Ahai, Vadedilmis Prens profili ister istenmez ilk Azor Ahai’ye baglanmaya, bir sekilde uydurulmaya çalisiliyor. Kehanetler böyle bir algi yaratiyor gerçekten.
    Konudan konuya atladim biraz… Azor Ahai, kehanet falan deyince bana bir seyler oluyor :smile:

    (Yanlis anlamadiysam…) Starklari nasil ve neden Ötekilere bagladin??

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

32 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar