Bugün ilginç bir kuram buldum. Aslında bayadır sorguldadığım ve bir türlü cevabını bulamadığım bir konu üzerine; FM’lerin Arya Stark’a olan ilgisi…

Jaqen H’ghar Ne Planlıyor? Buradaki başlıkta Jaqen’in Arya ile olan yakınlığı ve onu bir şekilde Braavos’a; FM’lere yönlendirmesini konuştuk. Fakat neden Arya? sorusu havada asılı kaldı, belki bulduğum bu kuram bir fikir verebilir.

Her zamanki gibi kendi yorum ve eklemelerimle çeviriye başlıyoruz. Yalnız gerçekten çok uzun bir kuram, çevirmem 5 saatten fazla zaman aldı. Rica ediyorum ben nasıl sabır edip çevirdim ise siz de o şekilde okuyun ve üzerinde iyice düşünüp yazın. Teşekkürler.

Şimdi R’hllor inancından AA; Targaryenlerin Vaat Edilmiş Prens(AA özünde); İlk İnsanlar taraflarında Son Kahraman ve Uzun Gece ile ilgili hikayeler ve efsaneler var. Hatta bence buna WW’lerin ‘belirli’ bir kişiyi aradıkları kısmı da ekleyebiliriz.

Kuramın sahibi FM’lerin kendi gizli gündemleri olduğunu ve onların da ‘belirli’ bir kişiyi aradıklarını düşünüyor. Hatta oldukça ileri gidip ilk FM’nin aslen bir kadın olduğunu iddia etmekte; bu kadın kölelere yiyecek ve su dağıtmakla görevli bir hizmetkar veya benzeri bir şey olabilirdi ve bu sayede onların arasında rahatça dolanıp, dualarını duyup sonunda Nazik Adam’ın anlattığı hikayeye ana kahraman oldu.

Hikayenin anlatılışında ilk FM’den sanki erkekmiş gibi bahsedildiğinin farkındayım ama özünde onun gerçekte kim olduğu bilinmiyor; isim yok, cisim yok, kökeni yok ve haliyle cinsiyeti de olamaz. İnsanlar da genelde böyle hikayelerde her daim erkeklerin ön planda olmasına alışkın olduğu için, o psikoloji ile ‘erkek’ olduğunu düşünmüş olabilirler, ne de olsa kadınlar genelde zayıf canlılar olarak görülür.

Düşünmek için durmadan önce, “Kimdi?” deyiverdi Arya. “Kimse!” diye yanıtladı adam. “Bazıları onun da bir köle olduğunu söyler. Bazıları da bir mülk sahibinin oğlu olduğunu ve soylu bir silsileden geldiğini iddia eder. Emrindeki kölelere merhamet eden bir maden müfettişi olduğunu söyleyenlere bile rastlayabilirsin. Gerçek şu ki, kimse bilmiyor. O her kimdiyse, kölelerin arasında dolaştı ve onların dualarını duydu…”

Ayrıca Yüzsüz Adam isminin ne zaman sahiplenildiğini de bilmiyoruz, muhtemelen Braavos kurulduğu zaman, çünkü Nazik Adam’a göre kökleri Valirya Madenlerinde atıldı ama Braavos’ta çiçek açtılar.

Ayrıca İngilizce’de ‘man’ kelimesi hem erkek hem de insan manasında kullanılır, bunu da unutmayalım. Man’in kullanım alanına baktığımızda aralarında karşılık bulan kelimelerden biri de ‘uşak’ ve ‘işçi’ olması da dikkate değer bir ayrıntı.

All Men Must Die, tüm insanlar şeklinde çevriliyor, erkekler diye değil. Haliyle Faceless Men’i “Yüzsüz İnsanlar’ olarak çevirmek daha doğru kaçar.

Eğer bizden biri olacaksan, kim olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu bilmen gerekir, insanlar Braavos’un Yüzsüz Adamları hakkında fısıldaşabilir ama bizler Gizli Şehir’den daha yaşlıyız. Titan’ın doğuşundan önce, Uthero’nun Maskesiz Bırakılışı’ndan önce, Kuruluş’tan önce biz vardık. Biz, bu kuzeyli sislerin arasında, Braavos’ta çiçek açtık ama ilk kez Valyria’da, Özgür Kale’nin gecelerini aydınlatan On Dört Alevler’in altındaki derin madenlerde çalışan sefil kölelerin arasında kök saldık.”

Kuramın bir diğer ayağı FM’nin Valkyrie Efsanesinden esinlenilmiş olabileceği. Bildiğiniz gibi GRRM aynı zamanda Norveç mitlerinden de esinlenmişti ki buna örnek konulardan biri de burası; Jon Snow’un Rüyası: ‘Mahzen Mezarlar’

Valkyrie nedir?

İskandinav mitinde Odin’in yardımcı, dişi bakire savaşçılarıdır. Özünde ‘ölüm melek’ine denk geliyorlar. Kanatları ile savaş alanına inerler ve savaşarak ölmüş olan savaşçıları toplayıp Valhala’ya götürürler. Yalnız önüne geleni alıp götürmezler; zamanı geldiğinde Kıyamet Savaşında yer alacak kahraman savaşçıları seçerler. Yani özel olarak bir SEÇİM/İŞARET koyma meselesi var. Hatırlar iseniz Nazik Adam, Arya’ya “Sadece işaretlenmiş olanlara ölüm hediyesi verilir.” demişti.

Valkyrie’ler ayrıca Valhala’da bu bahsettiğimiz kahraman savaşçılara ziyafetleri sırasında tepsilerle içecekler taşıyarak, kadeh taşıyıcısı olarak (cupbearerhizmet de ederler. Yani “Bütün insanlar hizmet etmeli.”

Lakin en önemlisi bu Valkyrie ablalar ilk başlarda çirkin kadınlar olarak betimlenirler ve savaşçılık yetenekleri yoktur; daha sonra güzel ve kahramanların aşık olabileceği savaşçı kadınlara dönüşürler. (İlginçtir ki Arya ilk başlarda savaşçı yeteneklerden yoksun ama savaşçı ruha sahip, kullanmayı bilmediği bir silahı kuşanmıştır ve ilk başta kendini çirkin görür ve de çevresi tarafından da zaten güzel olarak betimlenmez; babası ve Jon dışında. Fakat FM’ye geldikten sonra güzelleştiğini görüyoruz. Kılıcını kullanmayı biliyor, kısacası savaşçı yeteneklerini kazanıyor.)

Lakin en önemlisi savaşta kimin ölüm kimin yaşayacağına karar verme gücüne sahip oldular ve savaşın gidişatını değiştirebildiler ama bunu elbette Odin’in iradesine göre yapıyorlardı; ilahlarının savaşta kimin tarafını tuttuğunu her daim biliyorlardı. Çünkü Odin savaşları her daim izliyor ve takip ettiğine inanıyorlardı.

Efsanelerde ünlü bazı Valkyrie’ler vardır. Bunların bazılarının kendine özel bazı güçleri de vardır. Misal bir tanesinin ölüleri diriltme gücü vardı; savaş akşama kadar sürer ve gündüz katledilmiş olan savaşçı yeniden diriltilerek sonsuz süren bir savaşa girerdi. Bir başkası ise kahramanlara olanları unutturmak için iksir kullanıp, ona savaş başlatması için tavsiyelerde bulunabilen hileci bir kişiliğe sahipti. (iksir vs. deyince nedense aklıma Waif geldi. :smiley: )

Valkyrie’nin Özelliklerinin Kısa Özeti

  • Valkyrie’ler kelime manası ile ‘Katledilmişlerin Seçicileri’ demektir. Ölüleri Seçen şeklinde de çevirebiliriz belki.
  • Bu işi yapmadıkları zamanda, Valhala’da ‘cupbearers’ yani ‘kadeh taşıyıcıları’ olarak hizmet ederler.
  • Genç güzel bakire kızlar.
  • Savaşlara etkin olarak katılmasalar bile savaşlar, onlara adanarak yapılır.
  • Bir kişiye hizmet ederler ya da Odin’in işareti/izniyle emir verir.
  • Kimin yaşaması, kaybetmesi, kazanması ya da ölmesi gibi konulardan bir Tanrı’nın iradesini bildiğine inanırlar. (Arya’nın isimlerden oluşan listesi burada dikkate değer bir ayrıntı olabilir.)

Buraya kadar her şey tamam mı? Bundan sonra okuduklarınızı bu verdiğim bilgileri göz önüne alarak değerlendirmeyi unutmayın. :wink:

Şimdi gelelim kuramı destekleyen kitap alıntılarına.

Arya, Jaqen ile ilk tanıştığı sırada onu test ettiğine dair bir izlenim ediniyoruz; bir FM (Valkyrie), Kupa Taşıyıcısı olup olamayacağı konularında…

“Delikanlı,” diye seslendi biri. Arkadaşça bir sesti. “Güzel delikanlı.”

Zincirlenmiş adamlardan biri konuşuyordu. Arya elini İğne’nin kabzasına götürerek temkinli adımlarla arabaya yaklaştı.

Adam elindeki boş bira maşrapasını havaya kaldırdı. “Bu adama biraz daha bira iyi gelecek. Bu kadar ağır zincirler insanı susatıyor.” Zincire vurulmuş üç adamdan en genç olanıydı. Güçlü ve yakışıklı görünüyordu. Her zaman gülümsüyordu. Yolculuk sırasında iyice kirlenip matlaşmış saçlarının yarısı kırmızı, yarısı beyazdı. “Bu adamın banyo yapmaya da ihtiyacı var,” diye ekledi Arya’nın ona baktığını görünce. “Senin gibi bir delikanlının da arkadaşa ihtiyacı var.”

“Benim arkadaşlarım var,” dedi Arya.

“Bu adam yol arkadaşlarından utanıyor Arry,” dedi yakışıklı esir. “Bu adam, Özgür Şehir Lorath’tan gelen Jaqen H’ghar. Bu adamın kötü huylu yol arkadaşlarının adı Rorge –maşrapasını burunsuz adama doğru kaldırdı– ve Isırgan.” Isırgan iğne gibi sarı dişlerini göstererek tekrar tısladı. “Bir adamın adı olmalı, öyle değil mi? Isırgan konuşamıyor, yazamıyor ama dişleri çok keskin. Bu yüzden herkes ona Isırgan diyor ve o da gülümsüyor. Seni korkuttu mu?”

Arya arabadan uzaklaştı. “Hayır.” Bana zarar veremezler, dedi kendine. Zincirlerle bağlılar.
Yakışıklı adam maşrapasının içini gösterdi. “Bu adamın ıslanmaya ihtiyacı var.”

Jaqen’in gerçekten sadece bir bira istediğinden şüpheliyim, ısrarcı olması da cabası… Bizimki kupa taşıyıcısı olmaya niyetli değil, reddediyor. Jaqen, adamları tanıttıktan sonra korkutup korkutmadıklarını soruyor… Yani bir nevi burada Arya’nın karakterini sınamaya çalıştığı bariz gibi.

“Çocuk!” diye bağırdı Jaqen H’ghar. “Tatlı çocuk! Bu bir savaş, kızıl savaş? Bizi serbest bırak, delikanlı. Bu adam dövüşebilir. Delikanlı!”

İlk başta kendisine bira getirerek bir nevi hizmet talep etti, sonra da savaş? Ki bir ölüm kalım savaşının içerisindeler; her yer alev ve Lannister askerleri Yoren’in kafilesine saldırmış… Sonuç olarak Arya, Jaqen ve yanındaki üç adamı serbest bırakıyor.

Jaqen, Arya’yı görmüştü ama duman yüzünden değil konuşmak nefes almak imkânsızlaşmıştı. Arya baltayı arabanın içine fırlattı. Rorge baltayı yakaladı ve başının üstüne kaldırdı. Adamın burunsuz yüzünden aşağı terden bir nehir akıyordu. Arya koşmaya başladı, öksürüyordu. Çelik baltanın ahşaba inerken çıkardığı sesleri duydu, tekrar ve tekrar. Bir an sonra, şimşek sesini andıran bir çatırtı duyuldu ve arabanın zemini bir kıymık fırtınası yaratarak dağıldı.

Harrenhal’a yolu düştüklerinde Arya’nın yaptığı işlerden biri nedir? İçki servis etmek. Arya, Harrenhal’da bulunduğu süre zarfında hizmet etti. Jaqen ve yanındakiler ise Amory Lorch’un hizmetine girmişlerdi ki Arya bu adamdan ölümüne nefret ediyor. Amory Lorch kimdir derseniz, Yoren ve kafilesine saldıran Lannister komutanı; aslında onun serideki en dikkat çeken yeri; Prens Rhaegar’ın 3 yaşındaki kızını 50 defa bıçaklayarak öldüren kişi(Tywin’in deyişine göre.) olması.

Ve sonra, kafilenin sonundaki üç kişiyi gördü.

Rorge siyah bir yarım miğfer giyiyordu. Miğferin çelik burunluğu sayesinde burnu olmadığı anlaşılmıyordu. Isırgan, ağırlığı altında yıkılacakmış gibi görünen bir savaş atının sırtında, Rorge’un yanındaydı. Vücudundaki yarı iyileşmiş yanıklar adamı olduğundan bile korkunç gösteriyordu.

Ama Jaqen H’ghar yine gülümsüyordu. Kıyafetleri hâlâ leş gibi ve perişandı ama saçlarını yıkayıp taramaya fırsat bulmuştu; kızıl ve beyaz parlak saçları omuzlarına dökülüyordu. Arya, Jaqen’i gören kızların hayranlıkla kıkırdağını duydu.
Alevlerin içinde yanmalarına izin vermeliydim. Gendry söylemişti, onu dinlemeliydim. Baltayı arabaya atmasaydı şimdi üç adam da ölü olacaktı. Arya bir an için korktu ama adamlar onun farkına varmadan yanından geçip gitti. Sadece Jaqen H’ghar, Arya’nın olduğu tarafa doğru bakmış, ona dikkat etmeden kafasını çevirmişti. Beni tanımadı, diye düşündü Arya. Arry kılıçlı ve öfkeli bir erkek çocuğuydu, bense kova taşıyan gri bir fare kızım.
Günün geri kalanını İnleyen Kule’nin merdivenlerini fırçalayarak geçirdi. Akşam çöktüğünde elleri kanamaya başlamıştı. Temizlik kovasını ardiyeye geri götürürken kolları ağrıdan titriyordu. Yemek bile yiyemeyecek kadar yorgundu. Weese’den yalvararak izin alıp saman dolu şiltesine uzandı. “Weese,” dedi esnerken. “Dunsen, Chiswyck, Polliver, Tatlı Raff, Vadeci ve Tazı. Sör Gregory, Sör Amory, Sör İlyn, Sör Meryn, Kral Joffrey, Kraliçe Cersei.” Duasına üç isim daha ekleyebileceğini düşündü ama hangi isimler olacağına bu gece karar veremeyecek kadar yorgundu.

FM’ler casus değiller ama bu tarz konularda çok iyi olduklarını biliyorsunuz, istedikleri bilgileri edinmesi ve bir muhtemel Arya’nın duasını duymuş olması da ihtimal ki o gece onu uyandırıyor.

Güçlü ve kararlı bir el, pürüzsüz ve ılık bir taş gibi ağzının üstüne kapandığında, Arya rüyasında ormanda çılgınca koşan kurtları görüyordu. Kıvranıp debelenerek uyandı. “Bu kız hiçbir şey söylemeyecek,” diye fısıldadı kulağının dibindeki ses. “Bu kız dudaklarını kapalı tutacak. Kimse duymayacak ve dostlar gizlice konuşacak. Tamam mı?”

Ama Arya adamın kokusunu alabiliyordu; teni sabun kokuyordu ve saçlarına parfüm sürmüştü. “Oğlan kıza dönüşmüş,” diye mırıldandı Jaqen.

“Ben her zaman kızdım. Beni görmediğini sanmıştım.”

“Bu adam görür. Bu adam bilir.”

Jaqen’den nefret ettiğini hatırladı Arya. “Beni korkuttun. Sen artık onlardan birisin. Yanmana izin vermeliydim. Burada ne işin var? Git, yoksa Weese’i çağırırım.”

“Bu adam borcunu öder. Bu adamın üç borcu var.”

“Üç?”

“Kırmızı Tanrı’ya borçlusun tatlı kız ve hayatın bedelini sadece ölüm ödeyebilir. Bu kız ona ait üç can aldı, karşılığında üç can vermeli. İsimleri söyle, gerisini bu adam halledecek.
Jaqen parmağını Arya’nın dudaklarına götürdü. “Benden üç can isteyebilirsin. Ne daha çok, ne daha az. Üç ve işimiz biter. Yani bu kız iyi düşünmeli.” Yumuşakça Arya’nın saçlarını öptü. “Ve fazla zaman harcamamalı.”

Ses, Arya’yı irkiltmişti. Ayağa fırlayıp ahşap kılıcını çekti. Jaqen H’ghar karanlıkta öyle kıpırtısız duruyordu ki ağaçlardan biri gibi görünüyordu. “Bu adam bir isim duymaya geldi. Bir, iki ve sonra üç gelir.”

Arya kılıcının dikenli ucunu yere indirdi. “Burada olduğumu nasıl bildin?”

“Bu adam görür. Bu adam duyar. Bu adam bilir.”

“Bazı adamların birden fazla adı olur. Gelincik, Arry, Arya.”

Sırtı yürek ağacının gövdesine yapışana kadar geriledi. “Gendry mi söyledi?”

Bu adam bilir,” dedi tekrar. “Stark leydim.

Gendry yahut bir başkası ona Arya ismini vermiş olamaz ama kuramı yazan ilginç bir ayrıntıya dikkat çekmiş. Arya, Yoren’in kafilesi saldırıya uğradığı zaman “Kışyarı!” diye bağırmıştı. Bu kısmı tamamen gözden kaçırmışım. Haliyle Jaqen bunu duymuş olmalı ama bu adamın Kışyarı’nın çocuklarının ve ahalisinin hepsinin ismini bilip bilmediğini merak ettim. Yani Kışyarı deyince “Bu olsa olsa Arya denen kız.” olabilir mi dedi? Neyse. Devam.

Genel olarak Jaqen’ın Arya’ya karşı bir ilgi sahibi olduğu hatta oldukça sıcak davrandığını ve gariptir ama ‘saçını yumuşak bir şekilde öptü” şeklinde sevgi gösterisinde bulunduğunu da gördük. Başka birine böyle davranmıyor.

Jaqen kendisini ve yanındaki iki kişiyi kurtardı diye 3 kişilik bir can borcu olduğunu söylüyor ama Arya’nın yaptığı tek şey bir balta fırlatmak oldu ve teknik olarak hala bu üçü kendini kurtarmak zorundaydı, yine de balta olmadan kurtulamayacakları için ‘kurtarmış’ saymış olması muhtemel.

Üç ismin 3.cüsünü almaya geldiğinde Arya, ondan kuzeylileri kurtarması için yardım istiyor ama Jaqen ilk başta reddediyor.

Adam hiç acımadan Arya’ya bakıyordu. “Tanrının elinden üç can alındı, üç can geri ödenmeli. Tanrılarla alay edilmez.” Sesi hem ipekti hem çelik.

“Ben hiç alay etmedim.” Bir an düşündü. “İsim… ismini vereceğim kim olursa olsun, öldürecek misin?”

Jaqen başıyla onayladı. “Bu adam öyle dedi.”

“Kim olursa olsun?” diyerek tekrarladı. “Bir erkek, bir kadın, küçük bir bebek ya da Lord Tywin, Yüce Rahip, kendi baban?”

“Bu adamın atası uzun zaman önce öldü. Ama yaşasaydı ve kız onun adını verseydi, kızın emriyle ölürdü.”

“Yemin et,” dedi Arya. “Tanrıların huzurunda yemin et.”

“Havanın ve denizlerin bütün tanrılarının, hatta ateş tanrısının önünde yemin ederim.” Elini büvet ağacının ağzına koydu. “Yedi yeni tanrının ve sayısız eski tanrının önünde yemin ederim.”

Yemin etti. “Kralın adını versem bile…”

“İsmi söyle ve ölüm gelsin. Yarın sabah, ay dönümünde. bir yıl sonra ama mutlaka. Bu adam kuşlar gibi uçamıyor ama bir adım ve onun önüne bir adım daha koya koya gideceği yere varıyor ve bir kral ölüyor.” Jaqen dizlerinin üstüne çöktü, şimdi yüz yüzeydiler. “Bu kız yüksek sesle söylemeye korkuyorsa fısıldasın. Şimdi fısılda. İsim Joffrey mi?

Arya dudaklarını adamın kulağına koydu. “İsim Jaqen H’ghar.”

O yanan ahırda, alevden duvarların arasında zincirliyken bile şu an olduğu kadar endişeli görünmüyordu Jaqen. “Bu kız… şaka yapıyor.”

Jaqen 3 isim işini bir an önce bitirip ‘asıl’ görevine gitme derdinde gibi görünse de bu aslında Jaqen’in bir aldatması. Jaqen aslında Kanlı Oyuncuların taraf değiştirmeye niyetli olduğunu ve Ser Amory’nin tüm adamlarını katledeceğini(kendisi de onun adamlarından), Kurt sancağı dikileceğini biliyor. Bu bir savaş, bir savaş geliyor. Diyor ki; “Bu adam camın içindeki kumun sesini duyuyor.” Fakat tüm bu bilgileri çorba sahnesine kadar gizli tutuyor ve öyle söylüyor.

Yani zamanın özü; eğer onunla Braavos’a gitmek istiyorsa şimdi olmalı, belki Robb’un sancaktarlarından biri onu yarın tanıyabilir ama gelmek istemiyorsa da burada güvende olur. Fakat onun kalıp hedef olmaya da niyeti yok; Kanlı Oyuncular yahut Robb’un sancaktarları tarafından.(Zaten kendi özel gündemi olduğu kesin, Hisar’da işler karıştırıyor.) Böylece anlaşmanın 3. ismini de alıp işi bitmiştir.

Dikkat ederseniz Jaqen, Arya onun ismini verdiği pek de hoş tepki vermiyor, gerçi kim verebilir? Fakat isimi verip, ikna edildikten sonra hemen harekete geçiyor, bu işi uzatmaya hiç niyeti yok.

Jaqen’in gülümsemesi geldiği gibi gitti. “Eğer bir arkadaş yardım etseydi… bu kız başka bir isim verir miydi?

“Verirdi,” dedi Arya. “Eğer bir arkadaş yardım etseydi.”

Bıçak kayboldu. “Gel.”

“Şimdi mi?” Adamın hu kadar çabuk hareket edeceği aklına gelmemişti.

Bu adam camın içindeki kumun sesini duyuyorBu kız kesin bir isim söylemeden bu adam rahat uyumayacak. O yüzden şimdi, şeytan çocuk.”

Eğer Jaqen için Arya bir “öldürülenlerin seçicisi” ise? Yani öldürülecek kişileri seçen kişi Arya ise? Yani bir Valkyrie gibi? Kimin öleceğine, yaşayacağına karar veren bir ölüm meleği?(mecazen melek yani).

Isırgan parmaklarındaki balı ve yağı yaladı. Jaqen ellerine dolgulu kalın eldivenler geçirdi, bir çift de Arya’ya verdi. “Bu Gelincik yardım edecek.”

Zindana sarmal bir merdivenle iniliyordu. Rorge önden gitti, Arya ve Jaqen arkadaydı. “Bu kız ayakaltında durmayacak,” dedi Jaqen.

“Lanet olsun, tas ve kaşık da lazım ve…”

“Lazım değil.” Rorge kaynar çorbayı masanın karşısına, nöbetçilerin yüzüne attı. Jaqen de aynı şeyi yaptı. Isırgan elindeki kazanları bütün gücüyle öne fırlattı. Havada dönerek ilerleyen kazanlardan kaynar çorba yağmuru yağıyordu. Nöbetçilerin kaptanı ayağa kalkmaya çalışırken kazanlardan biri adamın kafasına çarptı, kaptan bir torba kum gibi yere düştü ve bir daha hareket etmedi. Diğerleri acıyla çığlık atıyor, dua ediyor ya da sürünerek kaçmaya çalışıyordu.

Rorge tutsakların boğazını kesmeye başladığında Arya sırtını duvara yapıştırdı. Isırgan, solgun iri elleriyle nöbetçilerin başlarını arkadan yakalayıp tek bir hareketle boyunlarını kırmayı tercih ediyordu. Nöbetçilerden sadece biri kılıcını çekmeyi başardı. Jaqen çevik bir hareketle üstüne inen kılıç darbesinden kurtuldu, kendi kılıcını çekti, hızlı ataklarla nöbetçiyi köşeye kıstırdı ve silahını adamın kalbine sapladı. Lorathlı yürek kanıyla ıslanmış kılıcı Arya’ya götürdü ve elbisesinin eteğiyle sildi. “Bu kızın üstünde de kan olmalı. Bu onun işi.”

Çorba, çok zekiceydi,” dedi Glover. “Bunu beklemiyordum, Lord Hoat’un fikri miydi?”

“Bu adam, Özgür Şehirler’in Lorath’ından Jaqen H’ghar. Bunlar da bu adamın nezaketten yoksun arkadaşları Rorge ve Isırık.” Arya’ya döndü. “Bu kız…”

“Benim adım Gelincik,” dedi Arya, Jaqen’in gerçekte kim olduğunu söylemesine fırsat vermeden. Adının; Rorge, Isırık ve kim olduğunu bilmediği onlarca adamın duyabileceği bir yerde söylenmesini istemiyordu.

Glover’ın onu önemsemediğini fark etti. “Pekâlâ,” dedi adam. “Şu kanlı işi bitirelim artık.”

Merdivenleri tırmanıp kapıya vardıklarında iki nöbetçinin kendi kanlarında yüzdüğünü gördüler. Kuzeyli adamlar avluda koşuyordu. Arya bağrışmalar duydu. Kışla Salonu’nun kapısı gürültüyle açıldı ve yaralı bir adam çığlık atarak dışarı çıktı. Peşinden koşan üç kişi adamı kılıç ve mızraklarla susturdu. Kapı kulübesinin etrafında da dövüş vardı. Rorge ve Isırık, Glover’la birlikte kapıya koştu ama Jaqen, Arya’nın yanında dizlerinin üstüne çöktü. “Bu kız anlamıyor mu?”

“Anlıyorum,” dedi, aslında anlamamasına rağmen.

Lorathlı, Arya’nın kafa karışıklığını yüzünden okumuş olmalıydı. “Bir keçinin sadakat duygusu yoktur. Birazdan buraya bir kurt sancağı dikilir tahmin ediyorum. Ama önce bu adam belli bir ismin geri alındığını duymalı.”

“İsmi geri alıyorum,” dedi Arya, dudağını ısırdı. “Üçüncü ölüm hakkım var mı hâlâ?”

“Bu kız çok aç gözlü.” Jaqen ölü nöbetçilerden birine dokundu ve kanlı parmaklarını Arya’ya gösterdi. “İşte üçüncü ve dördüncü de şurada. Mahzende sekiz adam daha cansız yatıyor. Borç ödendi.”

“Borç ödendi,” dedi Arya isteksizce. Üzgün hissediyordu. Sadece bir fareydi yine.

Valkyrie’nin özelliklerinin hatırlayın ve şu ana kadar Arya ile ilgili neler gördük?

Kız hizmet etti, öldürülecek kişileri seçti, savaşta etkin olarak yer almadı ama bu işte parmağı olan kişi/savaşın adandığı kişi…

Daha sonra Jaqen ölüm vaktinin geldiğini söyleyerek yüzünü değiştiriyor, demir sikkeyi veriyor ve onu Braavos’a yönlendirecek gerekli bilgileri verdikten sonra gidiyor.

“Jaqen en az Arry kadar ölü,” dedi adam hüzünle. “Ve tutmam gereken sözler var. Valar morghulis, Arya Stark. Tekrar söyle.”

“Valar morghulis,” dedi Arya bir kez daha. Jaqen’in kıyafetlerinin içindeki yabancı reverans yaptı ve karanlığa karıştı. Arya ölü adamlarla yalnızdı. Ölmeyi hak ettiler, dedi kendine, gölün kıyısındaki ardiyede Sör Amory Lorch tarafından öldürülen insanları unutmamıştı.

Jaqen’in vedalaşırken hüzünlü olması ilginç… diğer yandan Arya kimin ölmeyi hak edip etmediğine karar veren kişi olarak kendini göstermeye devam ediyor.

Arya bütün sabah boyunca Kanlı Oyuncular’ın ölü adamların kıymetli eşyalarını yağmalamasını ve cesetleri Akantaş Avlusu’na taşımasını izledi. Cesetlerden kurtulmak için avluda büyük bir ateş yakılmıştı. Soytarı Shagwell ölü iki şövalyenin kafasını kesmişti, kafaları saçlarından tutup sallayarak avluda dolaşıyor, birbirleriyle konuşturuyordu. “Sen nasıl öldün?” diye sordu bir kafa. “Kaynar gelincik çorbasıyla,” diye cevap verdi ikincisi.

Arya’ya kuruyan kanları temizleme işi verilmişti. Kimse yanına gelip olağanın dışında bir şey söylemiyordu ama Arya kendisine tuhaf tuhaf bakan insanları fark ediyordu. Robett Glover ve serbest bıraktıkları diğer adamlar mahzende olanları anlatmış olmalıydı. Sonra da Shagwell ve konuşan aptal kafaları gelincik çorbası hikâyesini yaymıştı.

Vargo Hoat öne çıktı. “Lordum, Harrenhal sisindir.”

Lord cevap verdi ama Arya’nın duyamayacağı kadar hafif bir sesle. Robett Glover ve Sör Aenys Frey lorda katıldı; banyo yapmış, yeni takımlar ve pelerinler giymişlerdi. Kısa bir konuşmanın ardından Sör Aenys, lordu ve diğerlerini Rorge’la Isırık’ın yanına götürdü. Arya adamların hâlâ kalede olmasına şaşırmıştı, onların da Jaqen’le birlikte ortadan kaybolacaklarını düşünmüştü. Rorge’un sert sesini duydu ama sözlerini değil. Sonra Shagwell gelip Arya’yı yakaladı ve avlunun diğer ucuna sürükledi. “Lordum, lordum,” diye şarkı söylüyordu Arya’yı bileğinden çekiştirirken. “Gelincik çorbasını yapan kız bu işte!”

“Görünüşe bakılırsa yaverimin senden öğreneceği bir ders var. Sülükler uzun bir hayatın sırrıdır. İnsan kendini kötü kandan arındırmalı. Senin işe yaracağını düşünüyorum Nan. Harrenhal’da kaldığım sürece benim kadeh taşıyıcım olacaksın, bana bira getireceksin, masama ve odama yemek servisi yapacaksın.”

Bolton’un resmi kupa taşıyıcısı. Valkyrie ölecekleri seçmediğinde ne yapardı? Kupa taşıyıcısı olarak savaşçılara hizmet ederdi. Sonrasında da POV nasıl bitiyor?

Ayının kürkü simsiyah, diye düşündü Arya. Tıpkı Yoren gibi. Roose Bolton’ın kadehini şarapla doldurdu ve bir damla bile dökmedi.

İçecek servis edilmesi meselesi seri boyunca birkaç kez ölümle bağdaştırılmış meselelerde göründüğünü yazmış. Örneğin; Sandor’un yaralandıktan sonra Arya’dan içki için yalvarması ama onun yerine su vermesi ve FM’nin Siyah ve Beyazlerin evindeki rahiplerin toplantısı sırasında Arya’nın içki servisi yapması… gibi.

Parmaklıkların arası kupanın geçemeyeceği kadar dardı fakat Harvvyn ve Gendry, Arya’ya destek verdi. Arya, Harwin’in ellerine basıp Gendry’nin omzuna çıktı ve kafesin tepesindeki parmaklıkları yakaladı. Şişman adam yüzünü yukarı çevirip yanağını demire bastırdı ve Arya suyu adamın üstüne döktü. Adam, iştahla emdiği suyun kafasından, yanaklarından ve ellerinden akmasına izin verdi, daha sonra parmaklıklardaki ıslaklığı yaladı. Geri çekmese Arya’nın parmaklarını da yalardı. Arya diğer iki adama da aynı hizmeti verirken insanlar onu izlemek için toplanmıştı. “Çılgın Avcı bunu duyacak,” diye tehdit etti bir adam. “Bundan hoşlanmayacak. Hayır hoşlanmayacak.”

“Bundan daha da az hoşlanacak o zaman.” Anguy uzunyayını aldı, sadaktan çıkardığı oku yaya taktı, çekti, bıraktı. Ok boğazının altına saplandığında şişman adam titredi ama kafes adamın düşmesine izin vermedi. İki ok daha diğer iki kuzeylinin işini bitirdi. Pazar yerinde su şıpırtılarından ve sinek vızıltılarından başka ses yok yoktu.
Valar morghulis, diye düşündü Arya.

Bu da başka referans

Az geride küçük bir göletin yanından geçmişlerdi. Tazı, Arya’ya miğferini verdi ve doldurmasını söyledi.Arya yürüyerek su kenarına gitti. Çizmelerinin ucu çamura gömüldü. Köpek başını kova olarak kullandı. Sular göz deliklerinden dışarı aktı ama miğferin dibi epey su tuttu.

Arya geri döndüğünde, okçu yüzünü yukarı kaldırdı ve Arya suyu adamın ağzına döktü. Kız suyu ne kadar hızlı boşaltırsa adam o kadar hızlı yuttu, yutamadıkları yanaklarına döküldü ve kuru kanla sertleşmiş sakallarına süzüldü, sonunda adamın sakallarından pembe gözyaşları damlıyordu. Su bittiğinde, adam miğferi yakaladı ve çeliği yaladı. “Güzel,” dedi. “Ama keşke şarap olsaydı. Şarap istiyordum.”

“Ben de.” Tazı, neredeyse şefkatli bir şekilde, hançerini adamın göğsüne sapladı. Tazı, geri çektiği hançeri adamın üstüne silerken Arya’ya baktı. “Kalp buradadır kızım. Bir adamı öldürmenin yolu budur,” dedi. Yollarından biri budur.

Öğlenden epey önce Sandor Clegane eyerinde sallanıyordu. Atını durdurduğunda daha saatlerce sürecek gün ışığı vardı. “Dinlenmem gerek,” dedi sadece. Bu sefer atından indiğinde düştü. Ayağa kalkmak yerine bir ağaca doğru güçsüzce süründü ve sırtını ağacın gövdesine yasladı. “Lanet olsun,” diye küfretti. “Lanet olsun.” Arya’nın ona baktığını gördüğünde, “Bir kupa şarap için seni canlı canlı yüzerdim kızım,” dedi.

Arya ona şarap yerine su götürdü. Tazı suyun çok azını içti, tadının çamur gibi olduğundan şikâyet etti ve sayıklamalarla dolu ateşli bir uykuya daldı. Arya dokunduğunda adamın teni alev alev yanıyordu. Kız, Tazının yaralarını kokladı, Üstat Luwin’in kesikleri ya da sıyrıkları tedavi ederken zaman zaman yaptığı gibi.

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!

Önemli Cevaplar

  1. (DEVAM)

    Bu da Braavos’a ilk geldiği POV. Siyah ve Beyazlar Evine ilk girdiğinde hiçbir şeyden habersiz… Su içirdiği adam yaralıydı ve ölüyordu. Hatta şöyle bir şey söylüyor Arya’nın içindeki ses.

    Hayır, diye fısıldadı kafasının içindeki yarı hatırlanan ses. Onlar ölü ya da ölmek üzereler. Gözlerinle bak.

    Tapınağın merkezinde, sesini duyduğu suyu buldu; üç metre genişliğinde, kırmızı mumlarla aydınlatılmış, mürekkep kadar siyah bir havuz. Havuzun kenarında gümüşi cübbe giymiş genç bir adam oturuyordu, ağlıyordu. Arya, havuza elini sokan ve suyun üstünde kızıl dalgalar yaratan adamı izledi. Adam, elini suyun dışına çıkardığında parmaklarını teker teker emdi. Susamış olmalı. Havuzun kenarında taş kadehler vardı. Arya kadehlerden birini doldurdu ve içmesi için adama uzattı. Genç adam uzunca bir süre Arya’nın yüzüne baktı. “Valar morghulis,” dedi.
    Arya, “Valar dohaeris,” diye cevapladı.

    Bir seferinde şişman adam ve şaşı birlikte geldiler. Umma, Arya’yı onlara içki servisi yapmaya gönderdi. “Kadehleri doldurmadığın zamanlarda, taştan oyulmuşçasına kıpırtısız durmalısın,” dedi nazik adam. “Bunu yapabilir misin?”

    “Evet.” Hareket etmeyi öğrenebilmek için önce kıpırtısız durmayı öğrenmelisin, bunu Arya’ya çok uzun zaman önce Kral Topraklarında Syrio Forel öğretmişti. Arya, Harrenhal’da Roose Bolton’ın kadeh taşıyıcısı olarak hizmet vermişti ve Lord Bolton, şarabının bir damlasını dökersen seni yüzerdi.

    “Güzel,” dedi nazik adam. “Aynı zamanda kör ve sağır olursan iyi edersin. Bazı şeyler duyabilirsin ama bir kulağından girip diğerinden çıkmalarına izin vermelisin. Dinleme.”

    İlk başta buraya geldiğinde kapılar açılmıyor, sikke ve bütün insanlar ölmeli sözü söylendikten sonra kapı açılıyor ama kapıda kimse yok. İçeri giriyor, dolanıyor; su sesini ve kokuları takip ederek yaralı ve ölmek isteyen yaralı genci görüyor. Arya daha 10 yaşında bir çocuk, tehlikeli su havuzuna yanaşması vs… oradan içip ölebilir, sonuç olarak işaretlenmiş biri değil ve de ölmeyi dilemiyor… Tatlı su ile dolu bu havuzların zehirli olduğunu biliyoruz, Nazik Adam ve Waif; Arya, oğlana suyu içirip yaralı olduğunu anlayıp yardım isteyene kadar ortaya çıkmıyor, besbelli ki onu izleyip sınıyorlar.

    Daha sonra Arya ölmesi için kaçak bir NW Dareon’u seçiyor.

    Arya bu sefer tereddüt etmedi. “Dareon öldü. Mutlu Liman’da uyuyan kara şarkıcı. Aslında Gece Nöbetçileri’nden kaçan bir firariydi. Biri onun boğazını kesti ve cesedini bir kanala attı ama çizmelerini sakladı.”
    “İyi çizmeler kolay bulunmuyor.”

    Nazik adam küçük kıza döndü. “Boğazım kurudu. Bana bir iyilik yap ve benim için bir kadeh şarap getir, beklenmedik bir şekilde bize geri dönen arkadaşımız Arya için de sıcak süt.”

    Arya, şehrin karşı tarafından tapınağa doğru gelirken, nazik adamın Dareon’la ilgili ne söyleyeceğini düşünüp durmuştu. Belki adam Arya’ya kızacaktı, belki de şarkıcıya Çok Yüzlü Tanrı’nın hediyesini verdiği için onu takdir edecekti. Arya bu konuşmayı kafasında yüzlerce kez canladırmıştı ama sıcak süt aklına bile gelmemişti. Arya küçün kızın getirdiği sütü içti. Süt yanık kokuyordu ve ağızda acı bir tat bırakıyordu. “Şimdi yatağa git çocuk,” dedi nazik adam. “Yarın hizmet etmelisin.”

    Arya’nın FM’de Valkyrie öğelerinin özeti

    • Katledileceklerin/Öleceklerin/Ölümlerin Seçicisi
      -Kupa Taşıyıcısı
    • Genç güzel bakire kadın
    • Harrenhal Savaşı ona adandı.
    • Savaşın içine doğrudan katılması gerekmiyor.

    FM ve Valkyriler

    Şu ana kadar Arya’daki Valkyrie özelliklerini gördük; fakat bu simge GRRM tarafından yapılıyor olabilir yahut FM’nin aradığı özellikler olabilir.

    Arya’nın KL’den çıktığı yoldan Braavos’a gelen yola kadar baktığımız tüm eylemler, ölüm listesi yapması(ki listeye koyduğu herkes kendi elinden yahut başkasının elinden ölüyor) ve Jaqen’in Arya’ya karşı olan tavrı vs. en kötü ihtimal ile FM’lerin bu özelliklerde birini aradığı yönünde. (Artık FM olmak için mi yoksa hususi birini bulmak için mi bilemeyeceğim. Fakat kuram ağırlıkta bu profildeki özellikleri taşıyan biri aradıkları yönünde.)

    Kupa Taşıyıcısı unsuru olarak kafesteki bir suçlaya içki/su içirmek çok fazla empati gerektiren bir şey. Jaqen ilk bunu test etmişti ve sonra Arya, bunu Sancaksız Kardeşler ile birlikteyken yapıyor ve sonrasında da yapmaya devam ediyor. Temelde kendiniz dahil herkesin insan olduğunu kabul etmediğiniz sürece böyle bir empati ve eylem gerçekleştirmek zor.

    Öte yandan ölmeyi hak ettiğini düşündüğü kişiler için ölüm işareti koyması, liste yapması bir çeşit yüksek adalet duygusunu da gerektirir. Arya ilk başta ailesine zarar verenleri eklemişti ama zamanla arkadaşlarına yahut birlikte yol aldığı kişilere de zarar vermeye başlayanları eklemeye başladı; katiller, tecavüzcüler, hırsızlar, kaçaklar…vs. Yani listesindeki kişiler -temelde hala öyle olsa da- kişisel olmanın ötesine geçti. Yani şu ana kadar FM, yüksek adalet duygusu, empati ve eşitlikçi duyguları olan bir insan profili arıyor.

    Merhamet Hediyesi

    “Bizim başlangıcımızın hikâyesi. Eğer bizden biri olacaksan, kim olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu bilmen gerekir, insanlar Braavos’un Yüzsüz Adamları hakkında fısıldaşabilir ama bizler Gizli Şehir’den daha yaşlıyız. Titan’ın doğuşundan önce, Uthero’nun Maskesiz Bırakılışı’ndan önce, Kuruluş’tan önce biz vardık. Biz, bu kuzeyli sislerin arasında, Braavos’ta çiçek açtık ama ilk kez Valyria’da, Özgür Kale’nin gecelerini aydınlatan On Dört Alevler’in altındaki derin madenlerde çalışan sefil kölelerin arasında kök saldık. Madenlerin çoğu, ölü taşlara oyulmuş nemli ve soğuk yerlerdir. Fakat On Dört Alevler, erimiş taşlardan damarları ve ateşten kalpleri olan canlı dağlardı. Bu yüzden eski Valyria’nın madenleri her zaman sıcaktı ve tüneller daha derinlere indikçe madenler daha da ısınırdı. Köleler bir ocağın içinde çalışırdı, etraflarındaki taşlar el değdiremeyecekleri kadar sıcak olurdu. Hava kükürt kokardı ve kölelerin ciğerlerini kavururdu. Kölelerin ayak tabanları, en kalın sandaletlere rağmen yanar ve su toplardı. Köleler bazen, altın bulmak için bir duvarı kırdıklarında, altın yerine buhar, kaynar su ya da erimiş kaya bulurlardı. Bazı tüneller o kadar alçaktı ki köleler ayakta duramazdı, eğilmek ya da emeklemek zorunda kalırlardı. Ve o kırmızı karanlığın içinde yılanlar da vardı.”

    “Köleler ayaklanıp dövüşmedi mi?”
    “Bazıları yaptı,” dedi nazik adam. “Madenlerde sık sık ayaklanma çıkardı ama çok azı başarıyla sonuçlanırdı. Eski Özgür Kale’nin ejderha lordları büyücülük konusunda güçlüydü ve daha güçsüz adamlar onlara hayatları pahasına meydan okurdu. İlk Yüzsüz Adam, o meydan okuyanlardan biriydi.”

    Düşünmek için durmadan önce, “Kimdi?” deyiverdi Arya. “Kimse!” diye yanıtladı adam. “Bazıları onun da bir köle olduğunu söyler. Bazıları da bir mülk sahibinin oğlu olduğunu ve soylu bir silsileden geldiğini iddia eder. Emrindeki kölelere merhamet eden bir maden müfettişi olduğunu söyleyenlere bile rastlayabilirsin. Gerçek şu ki, kimse bilmiyor. O her kimdiyse, kölelerin arasında dolaştı ve onların dualarını duydu. Madenlerde yüz farklı ulustan adam çalışıyordu ve her biri kendi dilinde kendi tanrısına yakarıyordu ama hepsi aynı şey için dua ediyordu. İstedikleri azattı, acının son bulmasıydı. Küçük ve basit bir şey. Lâkin tanrılar cevap vermiyordu ve adamların ıstırabı devam ediyordu. Bütün tanrılar sağır mı? diye merak etti bizim adam… sonra bir gece, kırmızı karanlığın içinde, bir idrak ânı yaşadı.
    Bütün tanrıların vasıtaları vardır; onlara hizmet eden ve onların buyruklarını yeryüzünde işleten erkekler ve kadınlar. Köleler aslında yüz farklı tanrıya yakarmıyordu; yüz suratı olan bir tek tanrıya sesleniyorlardı… ve bizim adam, o tanrının vasıtasıydı. O gece, kölelerin en perişan olanını seçti, azat için en içten dua edenini. Ve onu zincirlerinden kurtardı. İlk hediye verilmişti.” Arya nazik adamdan uzaklaştı. “Köleyi öldürdü mü?” Bu, kulağa doğru gelmiyordu. “Efendileri öldürmeliydi!”
    “Hediyeyi onlara da götürdü… ama bu başka bir günün hikâyesi, kimseyle paylaşılmaması daha iyi olan bir hikâye.”

    Arya, Sandor ilkeyken merhamet hediyesini öğrenmiş ve birkaç kez vermişti, hatırlarsanız. Görüyoruz ki aslında ilk merhamet hediyesinin kökeni ilk FM imiş. Bir insanın böyle bir sonuca varması ve ölüm halindeki acıdan ve acıdan özgürlüğü bulmasına yardım etmesi için empati, hümanizm ve dinsel dogmadan yoksun bir akıl gerektirir. Bu, köleler arasında özgürce hareket etme, çilesine tanıklık etme, dualarını gece ve gündüz dinleme becerisine sahip biriydi. Yüz tanrılardan birine dua eden özel bir inancı olmayan biriydi(veya şüpheci), bunun yerine bütün o tanrılar aslında bir ve aynı ölüm olduğunu kabul etti. Ölümü bir tanrı olarak kabul eden biri gibi geliyor ve ölüm eşitlikçi; çünkü herkes ölüyor - zengin, yoksul, hasta, sağlıklı, mutlu, perişan, yakışıklı, çirkin, yaşlı, genç, en kötü, en iyisi, erkekler ve kadınlar.

    Bu yüzden kupa taşıyıcısı unsuru ağırlıkta ‘ölüm merhameti’ ile ilişkili bir şey. FM’nin ana silahının ‘zehir’ olduğunu biliyoruz; hem intihara yardım etmek için hem de suikast için. Ve seride zehirle ilgili ne söylenmişti?

    “Zehir, korkaklar, Dorne’lular ve KADINLAR içindir.” Yani zehir, bir kadın silahıdır(Joff’u öldüren zehir de 2 kadının işi değil miydi? Oleyna Tyrell ve hiçbir şeyden haberi olmayan Sansa… ) Bu yüzden ilk FM’nin bir kadın olması çok olası; zehirlerden anlayan, kupa taşıyan, köleler arasında gezmesi izin verilen biri?

    Suikast Hedefleri

    Şarkıcıyı öldürdüğümde Kedi’yi de öldürdüm.Nazik adam, onun gözlerini her hâlükârda alacağını söylemişti, ona diğer duyularını kullanmayı öğretmek için ama yarım yıl daha bekleyecekti. Siyahın ve Beyazın Evi kör kalfalara alışıktı ama kör kız kadar küçük olanlar azdı. Bununla birlikte, kız pişman değildi. Dareon, Gece Nöbetçileri’nden firar eden bir kaçaktı, ölmeyi hak etmişti.

    Kör kız bunu nazik adama da söylemişti. “Peki sen, kimin ölüp kimin yaşayacağına karar veren bir tanrı mısın?” diye sormuştu adam. “Biz bu hediyeyi, dualar ve kurbanlardan sonra, Çok Yüzlü Tanrı tarafından işaretlenen kimselere veririz. Bu her daim böyle oldu, en başından beri. Nizamımızın kuruluşunu sana anlatmıştım. Nizamımızın ilk azasının, ölüm isteyen kölelerin dualarını nasıl cevapladığını anlatmıştım. Başlangıçta, ölüm hediyesi yalnızca onun hasretini çekenlere veriliyordu… lâkin bir gün, ilk azamız, kendi ölümü için değil efendisinin ölümü için dua eden bir köleyi duydu. Köle bunu o kadar yürekten istiyordu ki, duasının cevaplanması karşılığında bütün varlığından vazgeçmeye hazırdı. İlk kardeşimiz, bu fedakârlığın Çok Yüzlü Tanrı’yı memnun edeceğini düşündü ve o gece kölenin duasını cevapladı. Sonra kölenin yanına gitti ve ‘Bu adamın ölümü karşılığında bütün varlığından vazgeçeceğini söyledin ama bir kölenin bütün varlığı hayatıdır,’ dedi. ‘Tanrı’nın senden istediği şey bu. Hayatının geri kalanını ona hizmet ederek geçireceksin.’ Ve ondan itibaren nizamımızın iki kardeşi oldu.” Adamın parmakları kızın kolunun etrafında kapanmıştı, nazik fakat sıkıca. “Bütün insanlar ölmelidir. Bizler ölümün vasıtalarıyız, kendisi değil. Şarkıcıyı öldürdüğünde, tanrının kudretini kendi üstüne aldın. Biz insanları öldürürüz ama onları yargılamayız. Anlıyor musun?”

    Hikayeyi inceleyelim.

    1. Bir köle, efendisinin ölümü için dua etti; o ana kadar sadece merhamet hediyesi isteyenlere ve kurbanlara veriliyor.
    2. İlk FM, bu duanın cevaplanmasının ilahını memnun edeceğini düşündü.
    3. Böylece ilk işaretlenen olan efendiyi öldürüp, duayı edenin ilahının hizmetine aldı.

    Siz bu hikayede Çok Yüzlü İlahın, rüya, alev veya benzer bir şey ile ilk FM’ye fısıldayıp şu bu dediğini gördünüz mü? Hayır. İlk FM, ilahının memnun olacağını DÜŞÜNDÜ. Böylece kimim öleceğine kimin yaşayacağına karar verme gücünü üstüne aldı. Aynı Valkyrie’ler gibi; onlar da savaşlarda taraf alırken Odin’in ne istediğini bildiklerine inanıyorlardı.

    Arya, kaçağın ölmeyi hak ettiğini söylediğinde Nazik Adam’ın tepkisini gördünüz; aslında kim ölür kim kalır meselesinde ilahlarının ne istediği, neye karar verdiği meselesi tamamen SEZGİSEL bir durum. Odin hikayesinde Valkyrielerden biri Odin’in hangi tarafın kazanmasını istediğini sezgisel olarak biliyordu ama karşı tarafın kazanması yönünde taraf seçince Odin tarafından cezalandırılıyor; ölümlü bir kadın haline getirip, shieldmaiden dedikleri bir şeye dönüştürüyor; o artık düşmüş/sürgün bir Valkyrie.

    Yani FM’ler parayı vereni öldürürüzden ziyade ilahları tarafından işaretlenmişleri öldürmeyi seçiyorlar. Yine de Nazik Adam, Dareon’un ölüm tarafından işaretlenmediğini söylemesi tam doğru olmayabilir, Arya yarım yıla yakın orada eğitim aldıktan sonra bu işlemi gerçekleştiriyordu. Her şeyden önce bu kızın kendi ölüm listesi var ve o listeye giren herkes öyle veya böyle ölüyor. Misal eğer Sandor, sandığımız gibi hala yaşıyor ise o listeye onu koyan Arya, sonradan onu çıkardığı için ölümden dönüp, hayatta kalmış yani yaşamasına karar vermiş oluyor… Arya’nın bu durumu FM eğitimi almadan önce de var olduğu için şahsen kimin ölüp kimin yaşayacağına karar verme meselesinde işleyen o SEZGİ’nin FM’lerin yanında aldığı eğitime bağlamıyorum. Yahut belki de ÖLÜM, Arya’nın arzusuna göre bile hareket ediyor olabilir.

    “O hâlde yanlış yere geldin. Kimin öleceğini ve kimin yaşayacağını söylemek sana düşmez. Bu istidat Çok Yüzlü Tanrıya aittir. Bizler, onun isteklerini yerine getirmeye yemin etmiş hizmetkârlardan başka bir şey değiliz.”

    Ölüleri İşaretlemek

    “Ölüm en kötü şey değildir,” diye yanıtladı nazik adam. “Ölüm, Tanrı’nın bize hediyesidir, arzuları ve acıyı bitirir. Doğduğumuz gün, Çok Yüzlü Tanrı her birimize birer kara melek gönderir, bu melek hayatımız boyunca yanımızda yürür. Günahlarımız ve ıstıraplarımız taşıyamayacağımız kadar büyük olduğunda, melek elimizden tutar ve bizi yıldızların daima parlayarak yandığı gece topraklarına götürür. Siyah kadehten içmeye gelen insanlar, meleklerini arıyorlar. Eğer korkarlarsa, mumlar onları sakinleştiriyor. Yanan mumlarımızı kokladığında neyin kokusunu alıyorsun çocuğum?”

    Bu oldukça ilginç bir paragraf, çünkü burada KARA MELEKLERDEN bahsediyor ki kara/siyah renk ağırlıkta ‘ölüm’ ile ilişkilendirilen bir renktir. Yani ölüm meleğinden bahsediyor. İlginçtir; Valkyrie’leri ne olarak tabir etmiştik? Bir çeşit ölüm melekleri olarak… Siyah Kadeh’ten gelen insanlar ise meleklerini arıyorlarmış. Nerede arıyorlar? FM’lerin tapınağında, onların elinden… FM’lerin Çok Yüzlü Tanrı’nın enstrümanı, onun elleri… Yani FM’ler açıkça burada Kara Melekler olarak vazife yapıyorlar gibi görünüyor. Yalnız dikkat çekerim ki “günah” bu adamların inancının temel noktası değil, yani bir kişi günahkar diye ölecek diye bir kaide yok; yine de işaretlenmiş ise ister günahkar ister sadece ızdırap içinde olan biri olsun, o kişiye ölüm hediyesi/kara kupa sunuluyor. (Bu arada tüm FM POV’larında anlatılanlara bakarak bu Çok Yüzlü Tanrı’nın ÖLÜM TANRISI olduğunu söylemek isterim. Evet, bütün ilahlar tek o, şeklinde bir ifadeleri de var ama ağırlıkta hep ölüm ilahı olarak anılıyor çok yüzlü… Onların sözlerinden de bunu anlayabilirsiniz… Bu arada GECE TOPRAKLARINA götürülmeleri ölenlerin, oldukça dikkate değer ilginç bir ayrıntı.)

    Nitekim Arya’nın da Braavos’a kadar gelirken yaptığı bir şey aslında; hem merhamet için ızdırabını sonlandırdığı hem de günahları için ölüm verdiği insanlar söz konusuydu.

    “Bazı tanrılar yargılamış olabilir. Eğer insanları yargılamayacaklarsa, tanrılar ne işe yararlar? Çok Yüzlü Tanrı insanların ruhlarını tartmaz. Hediyesini en kötü insanlara verdiği gibi, en iyi insanlara da verir. Aksi takdirde iyi insanlar sonsuza dek yaşardı.”

    Çok Yüzlü Tanrı’nın takipçileri şu ana kadar kimleri öldürdü? (Sözleşmeden Bağımsız.)

    • Bir köle efendisi,
    • Chyswick: Bir çete tecavüzcü
    • Weese: Bir istismar ve yalancı
    • Balon: İstilacı, yağmacı.
    • Pate: Altın için bir hırsızlık ve ihanet
    • Dareon: bir kaçak, arkadaşlarına ihanet etti ve terk etti, yeminini bozdu.
    • Bir gemi / kargo sigortası adam: cons kaptanları ve gemi sahiplerini paralarından çıkarırlar ve batıklarıyla birlikte öldüklerinde dul ve çocuklar sokak dilenciliğine giderler.
    • Waif’in üvey annesi: Waif’i zehirleyen kişi
    • Muhtemelen çirkin kızın babası: bir çocuk dövücü

    Pate dışındakilerin hiçbiri ‘iyi’ olarak tabir edilemez, belki gri karakter olarak yaklaşabiliriz ama koyuya kaçan griler; bir tek çırak oğlan açık gri.

    Çok Yüzü Tanrı

    "Çok Yüzlü Tanrı.”

    “Ve çok isimli,” demişti nazik adam. “Onun adı Qohor’da Kara Keçi’dir, Yi Ti’de Gece Aslanı ve Batıdiyar’da Yabancı, ister Yedi’ye, ister IşıkTanrısı’na, ister Ay Ana’ya, ister Boğulmuş Tanrı’ya, isterse Büyük Çoban’a tapsın, sonunda bütün insanlar onun önünde eğilir. Bütün insanlık ona aittir… aksi takdirde, dünyanın bir yerinde sonsuza kadar yaşayan bir halk olurdu. Sen sonsuza kadar yaşayan bir halk biliyor musun?”

    “Hayır,” demişti Cat. “Bütün insanlar ölmeli.”

    Odin, Çok Yüzlü Tanrı’ya referans gösterilebilir çünkü onun da 170 ismi/tipi/tarzı var; yaşlı bir adam, genç bir adam, bir dilenci, kör adam, kral, hayvan şekillerinde görünüyor ve bu şekilde gidiyor bu iş. Yani Odin aslında Çok Yüzlü Tanrı; bir sürü yüzü var, ismi var… En tepede ise ölüm, diriliş ve fedakarlık ilahıdır. (Seride şu ana kadar ölüm ve fedakarlık ilahı olarak okuduk çok yüzlüyü; bir tek diriliş kısmı yok, belki de var ama biz daha uyanamadık işe? :wink: Şahsen benim FM’ler ve Büyük Öteki ile aralarında bağ olduğuna dair bir düşüncem var. Onun için belki ayrı başlık açarım. )

    Haliyle Valkriye’ler burada çok yüzlü bir ilahın hizmetkarları olarak vazife yapıyor oluyor ve haliyle FM gibi tiplerini değiştirme konusunda bilgi ve beceriye sahip olmaları uygun olacaktır. (Şahsen bunlar tiplerini vs. değiştirebiliyorlar mı bilmiyorum, bu arkadaşlara çok vakıf değilim ama insanlar arasında gezmek zorunda kaldıkları zaman illa ki o kanatlar vs. saklanmalı, bu yüzden bu yeteneğe sahip olabilmeleri şaşırtmazdı.)

    Gönüllü

    İlk FM ile ikincisi arasında bir fark var; biri bu işe gönüllü olarak başlayıp, ilk FM oluyor ama diğeri bir fedakarlık, ölümün karşılığı olarak hayatını ilaha adayıp hizmete başlıyor. Waif bir suikastçı değil, o daha çok havuza zehirler hazırlayan ve daha bilmediğimiz diğer şeylerle uğraşan biri. Kalfaları bilmiyoruz ama Arya bir gönüllü olarak burada. Hatta Nazik Adan, görünüşte onu vazgeçirip, göndermeye teşvik eden sözler söylese de gitmemekte kararlı.

    “Tanrıya olan borç ödendi. Ve şimdi bu adam ölmeli.” Jaqen H’ghar’ın dudaklarından tuhaf bir gülümseme geçti.

    “Ölmeli?” dedi Arya, kafası karışmıştı. Adam ne demek istiyordu? “Ama adını geri aldım. Ölmene gerek yok artık.”

    “Var. Zamanım doldu.” Jaqen, elini alnına koyup ağır ağır çenesine doğru indirdi, elinin dokunduğu yer değişiyordu. Yanakları dolgunlaştı, gözleri yakınlaştı, burnu kemerlendi, daha önce pürüzsüz olan sağ yanağında bir yara izi belirdi. Ve kafasını salladığında yarısı beyaz yarısı kırmızı saçları çözüldü, altından siyah, gür bukleler çıktı.

    Arya’nın ağzı açıktı. “Sen kimsin?” diye fısıldadı, korkamayacak kadar şaşkındı. Bunu nasıl yaptın? Zor muydu?”

    Adam sırıttı, parlak altın dişleri göründü. “Yeni bir isim almaktan zor değil, nasıl yapıldığını biliyorsan elbette.”

    “Bana da öğret,” dedi heyecanla. “Ben de yapmak istiyorum.”

    “Öğrenirsen benimle gelmek zorunda kalırsın.”

    Arya tereddüt etti. “Nereye?”

    “Çok uzağa. Dar Deniz’in karşısına.

    “Gelemem. Eve gitmek zorundayım. Kışyarı’na.”

    O halde ayrılmalıyız,” dedi adam, “çünkü benim de görevlerim var.” Arya’nın elini tutup avcuna bir sikke bıraktı. “Al.”

    “Bu ne?”

    “Çok kıymetli bir sikke.”

    Arya sikkeyi ısırdı. Çok sertti, demir olmalıydı. “Bir at satın alacak kadar kıymeti var mı?”

    “At satın almaya yaramaz.”

    “O zaman ne anlamı var?”

    “Hayatın ne anlamı olduğunu da sor, ölümün ne anlamı olduğunu. Bir gün olur da beni yine bulmak istersen bu sikkeyi Braavoslu herhangi birine ver ve ona şu kelimeleri söyle: Valar morghulis.”

    “Valar morghulis,” diye tekrarladı Arya. Zor değildi. Avcunu kapatıp sikkeyi sıktı. Avlunun diğer tarafında insanların öldüğünü duyabiliyordu. “Lütfen gitme Jaqen.”

    “Jaqen en az Arry kadar ölü,” dedi adam hüzünle. “Ve tutmam gereken sözler var. Valar morghulis, Arya Stark. Tekrar söyle.”

    “Valar morghulis,” dedi Arya bir kez daha.

    "Biliyorsun, istediğin zaman gidebilirsin. Hala bizden biri değilsin. İstediğin zaman eve gidebilirsin."
    “Eğer gidersem bir daha dönemeyeceğimiz söyledin.”
    “Öyle.”
    “Gitmek istemiyorum.”
    "O zaman kal… ama unutma… İstiyorsan kalmaya devam et, lakin biz burada itaat bekleriz. Her zaman ve her konuda. Eğer itaat edemiyorsan gitmelisin."

    “Ne için dövüşmek istiyorsun? Sen sokaklarda kan için dolaşan bir cani misin? Soğuk bardaktan içmeden önce, kendini Çok Yüzlü Tanrı’ya teklif etmelisin. Vücudun. Ruhun. Kendin. Bunu yapamıyorsan, burayı terketmelisin.”

    “Gidecek başka bir yerin olmadığına inanıyorsun.” Adam, Arya’nın düşüncelerini okumuştu sanki. “Bu konuda yanılıyorsun. Bir tacirin hanesinde daha kolay hizmetkârlık işi bulursun. Belki de bir zaniye olmayı ve güzelliğini anlatan şarkılar duymayı tercih edersin? Sadece söyle ve seni Siyah İnci’ye ya da Akşamın Kızına gönderelim. Gül yapraklarının üstünde uyur ve sen yürüdükçe hışırdayan ipek etekler giyersin. Kudretli lordlar senin bekâret kanın için dilenciye dönüşürler. Ya da istediğin şey evlilik ve çocuklarsa, bana söyle ve sana bir koca bulalım. Dürüst bir çırak, zengin bir yaşlı adam, bir denizci, sen ne istersen.”

    Arya bunların hiçbirini istemiyordu. Tek kelime etmeden başını sağa sola salladı.

    “Hayalini kurduğun şey Batıdiyar mı çocuk? Luco Prestayn’ın Işıltılı Leydi’si yarın sabah yelken açacak. Martı Kasabası, Gölgeli Vadi, Kral Toprakları ve Tyrosh’a gidecek. Sana gemide bir yer bulalım mı?

    “Batıdiyar’dan yeni geldim” dedi Arya. Bazen, Kral Toprakları’ndan kaçışının üstünden bin yıl geçmiş gibi hissediyordu ve bazen sadece dünmüş gibi ama geri dönemeyeceğini biliyordu. “Beni istemiyorsan giderim ama oraya gitmeyeceğim.”

    “Benim ne istediğim önemli değil,” dedi nazik adam. “Belki de Çok Yüzlü Tanrı, seni onun aracısı olman için buraya getirdi. Lâkin sana baktığımda bir çocuk görüyorum… daha beteri, bir kız çocuğu görüyorum. Yüzyıllar içinde pek çok insan Çok Yüzlü Tanrı’ya hizmet etti ama Tanrı’nın hizmetkârlarının çok azı kadındı. Kadınlar dünyaya hayat getirir. Biz ölüm hediyesi getiririz. Kimse ikisini birden yapamaz.”

    Hayır, diye düşünmüştü kız. “Evet,” demişti.

    “Yalan söylüyorsun. Ve bu yüzden, yolunu bulana kadar karanlıkta yürümek zorundasın. Bizden ayrılmak istemiyorsan tabii. Sadece istemen yeter, istersen gözlerini geri alabilirsin.
    Hayır, diye düşünmüştü kız. “Hayır,” dedi.

    “Seni korkuttular mı çocuk?” diye sordu nazik adam. “Hâlâ bizden ayrılabilirsin. İstediğin şey gerçekten bu mu?”

    • Dua(Ölüm) listesi için fedakarlık sunmuyor, bedel ödeyeceğini söylemiyor.
    • Yanan vagondakileri kurtardığı için 3 isim söyleme hakkı kazanıyor. İsimler Joffrey, Tywin ve Cersei de olabilirdi ve Jaqen hepsinin işini bitirirdi.
    • Jaqen bir sikke ve şifre veriyor ve kendisiyle gelmesini teklif ediyor ama hiçbir şekilde zorlama vs. yok.
    • Nazik Adam, ona defalarca gidebileceğini söylüyor ve alternatif hayatlar/yollar teklif ediyor ama Arya hiçbirini kabul etmiyor.

    Jaqen, hiçbir şey talep etmediği halde Arya’ya 3 ölüm hakkı sunuyor (hatta 3’den fazla aslında, kuzeylileri kurtarmak için bir üçten fazla kişiyi öldürüyordu.); oysa ilk FM, arzu ettiği ölüm için 2. FM’den bir şeyler talep ediyordu; hayatını ilahına adamayı. Arya, GRRM’in dediğine göre hala bir çırak, kalfa vs. ya da FM değil, herkes FM olacağını farz ediyor. Nazik Adam hatta başka bir rahip(yüzü vebalı olan) Arya’yı vazgeçirmeye çalışıyordu, farklı şeyler sunuyordu ama kabul etmiyor. Elbette bunun altında yatan motive “gerçekten gitmesini istiyor oldukları için” de olabilir, gelen her çırağa bu imkanı çok geç olmadan sundukları için de olabilir… Fakat ilginç olan Arya’nın en genç çırak olması ve en genç kalfanın babasının yaşında olması; bir kızın da Sansa’dan biraz büyük olmasıydı. Ve tek kör çırak kendisiydi. Kısacası orada Arya gibi bir başka FM adayı yok, çocuk gibi görünen Waif bile 36 yaşındaydı. Ve eğer Jaqen tahmin ettiğim gibi ta en baştan Arya’nın peşinde idi ise o zaman iyice garip bir hale dönüyor bu iş… Her şekilde Arya’nın gönüllüğü bir profil ya da kehanet gereksiniminden kaynaklanabilir. Neden bu kıza bu kadar tolerans gösteriyor? Neden FM olmaya uygun olmadığını, kana düşkün olduğunu görüp söyledikleri halde devam ediyorlar? En önemlisi en genci babası yaşında olan kalfalar var iken 11 yaşındaki bir kız nasıl oluyor da ilk kalfalık eğitimine başlıyor?(5. kitap sonunda Izombo’nun yanına gitmesi, kalfalık eğitiminin bir parçasıdır.)

    Örneğin, FM rahipleri genelde çok fazla bu evde dolanmıyorlar, arada bir sık sık gelen bir iki tanesi oluyor ama bir gün çok fazla rahip görüyor Arya, onlara da içecek servisi yapıyor; ne görüştüler bilmiyoruz ama hepsinin bir araya toplanması hayra alamet olmasa gerek, çünkü normalde yaptıkları bir şey değil; bir sebepten toplanıyorlar, acil bir durum, duyum var gibi? Sonra dağılma vakti geldiğinde de Vebalı Yüzü olan rahip, Arya ile görüşmek istediğini söyleyerek Nazik Adam’ın sözlerini tekrar ediyor; sen kimsin? yalan söylüyorsun, iste gönderelim gibi şeyler…

    Çok Yüzlü Tanrı’nın on bir hizmetkârı, o gece tapınağın altında toplandı. Daha önce hiç bu kadar kalabalık olmamışlardı. Sadece küçük lord ve şişman adam ön kapıdan girdi; diğerleri gizli yollardan, tünellerden ve geçitlerden geldi. Siyah beyaz elbiselerini giymişlerdi ama yerlerine otururken başlıklarını geri çektiler ve o gün takmayı tercih ettikleri yüzleri gösterdiler.

    Uç saatlik şarap ve konuşmadan sonra, rahipler tapınaktan ayrıldılar… nazik adam, küçük kız ve veba izleri olan rahip dışında hepsi. Rahibin yanaklarında açık yaralar vardı ve saçları dökülmüştü, burun deliğinden kan damlıyordu, gözlerinin kenarında da kuru kan vardı. Nazik adam, küçük kıza, “Kardeşimiz seninle konuşmak istiyor,” dedi. “İstersen otur.” Kız, abanoz yüzlü büvet sandalyelerden birine oturdu, kanlı yaralardan korkmuyordu, sahte yüzlerden korkmayacak kadar uzun zamandır Siyahın ve Beyazın Evi’ndeydi.

    Kızla baş başa kaldıklarında, “Sen kimsin?” diye sordu vebalı adam.

    “Kimse.”

    “Öyle değil. Sen Stark Hanedanından Arya’sın, dudağını ısıran ve yalan söyleyemeyen kız.”

    “Eskiden Arya’ydım. Şimdi değilim.”

    “Neden buradasın yalancı?”

    “Hizmet etmek için. Öğrenmek için. Yüzümü değiştirmek için.”

    “Önce kalbini değiştirmelisin. Çok yüzlü Tanrı’nın hediyesi çocuk oyuncağı değildir. Kendi amaçların ve kendi keyfin için öldürdün. Bunu inkâr mı edeceksin?”
    Kız, dudağını ısırdı. “Ben…”

    Rahip, kızı tokatladı.

    Kız, yanağının zonkladığını hissetti ama bu tokadı hak ettiğini biliyordu. “Teşekkür ederim.” Yeterince tokat yerse, dudağını ısırmaktan vazgeçebilirdi. Bunu Arya yapıyordu, gece kurdu değil. “İnkâr ediyorum.”

    ‘Yalan söylüyorsun. Gerçeği gözlerinde görebiliyorum. Bir kurdun gözlerine sahipsin ve kan tadını seviyorsun.”

    Kız,
    Sör Gregor,
    diye düşündü.
    Dunsen, Tatlı Ralf. Sör Ilyn, Sör Meryn, Kraliçe Cersei.
    Konuşursa yalan söylemesi gerekecekti ve rahip anlayacaktı. Kız sessiz kaldı.

    “Bana eskiden bir kedi olduğunu söylediler. Balık kokuyor muşsun, ara sokaklarda dolaşıyormuşsun, sikke için midye ve istiridye satıyormuşsun. Senin gibi küçük yaratıklara uygun küçük bir hayat. İste ve o hayatı sana geri verelim. El arabanı it, midyelerini sat, mutlu ol. Kalbin, bizden biri olmak için fazla yumuşak.”
    Beni kovmak niyetinde.
    “Benim kalbim yok. Sadece boşluğum var. Birçok insan öldürdüm. İsteseydim seni de öldürürdüm.” “Bunun tadı sana tatlı mı gelirdi?”

    Kız doğru cevabı bilmiyordu. “Belki.”

    “Öyleyse buraya ait değilsin. Bu evde, ölümün hiçbir tatlılığı yoktur. Biz savaşçı değiliz, asker değiliz, kibirle kabarmış eşkıyalar değiliz. Biz, keselerimizi şişmanlatmak için bir lordun emriyle cinayet işlemeyiz. Biz, Çok Yüzlü Tanrı’nın hizmetkârlarından başka bir şey değiliz.”


    Valar dohaeris." Bütün insanlar hizmet etmeli.

    Ondan sonra da ilk suikastı için gönderiliyor.

    Dövüş

    Arya, KL’de iken kılıç kullanmayı, dövüşmeyi öğrenir ama ne Jaqen ne de Nazik Adam böyle bir şeyi Arya için gerekli görmedi(daha). Arya daha çok zehirler üzerine eğitildi. Braavoslu bazı tanıdıkları kol altı bıçağı kullanmasını öğretti. Fakat zaten en başta bahsettiğimiz gibi Valkyireler savaşçı kadın görünümünde savaşlarda bulunsalar da onlar savaşta etkin olarak bulunmuyorlardı, daha çok sihirli güçleri,sözlerini ve hileleri ile savaşın gidişatını etkiliyorlar. Arya da şu an aslında bunları öğreniyor.

    Sonuç

    Arya’nın FM ile ilgili özelliklerin listesi

    • Kupa taşıyıcısı
    • Sezgisel olarak katledilenlerin seçicisi(ölüler listesi ki onu duası olarak ifade ediyor)
    • Çok Yüzlü ve İsimli ölüm ilahının müridi
    • Harrenhal savaşı ona adandı
    • Dövüşmüyor(şu ana kadar pek gerekmedi.)
    • Kadın
    • İlk FM gibi gönüllü

    Kuramı hazırlayan kişi ilk FM’nin kadın olduğunu, Arya’nın bir çok Valkyrie özelliği gösterdiğini söylüyor. Ona göre; “Bence FM, Bir Çok Yüzlü Tanrı’nın iradesini güçlü bir şekilde bilen ve onu insanlığı tahrip eden ve doğal olana meydan okuyan düşmanlara karşı onlara rehberlik etmesi için Tanrı’nın sesi olarak istediği İlk Doğan (İlk FM demek istiyor sanırım, hani AA’nın yeniden doğması gibi.) olmak için bir kız çocuğuyla ilgili bir kehanete sahip. Yaşam ve ölüm emri, sezgisel olarak hangi ölümlerin ve hangi kurbanların Çok Yüzlü Tanrı’yı memnun edeceğini bilecektir.”

    Evet, kuram bitti. Çevirdiğim en uzun kuram olarak 1. sırada yer aldı; 2. de sanırım Arya ve Jon İlişkisine Dair olan kuramdı.

    Fikirlerinizi beklerim. :slight_smile:

  2. Ben okudum da bu kuram gerçekse seride ne değişecek? Yani anlamı ne?

  3. Öncelikle helal olsun diyorum! Bu kadar uzun bir yaziyi çevirmek gerçekten sabir ve büyük emek ister. Karsiliginda sabredip bastan sona kadar dikkatle okumamizi istemenden daha dogal bir sey yok.
    Tesekkürler paylasim için.

    Bu o kadar dogru ki. Bir kadin olarak bende bile bahsedilen kisinin bir erkek oldugu algisi olusuyor, ki bu sadece bu konuda degil, her konuda olusan ilk algi. Mesela sen kitapta Ötekilerin basinda olan kisinin bir kadin olabilecegini, hatta Gece Kraliçesinin bu kisi olabilecegini söylemistin ve bu benim çok hosuma gitmisti. Burada da bu fikri begendim, ilgimi çekti. Gerçekten net bir belirti olmadigi sürece, bahsedilen, vaadedilen kisilerin kadin olabilecegini de düsünmeliyiz ilk seferde.

    Bana da öyle geliyor. “Yüzsüz Adamlar” ismi, ciddi anlamda tarikatlasma olduktan sonra geldi diye düsünüyorum. Özellikle de temeldeki inanisi, ideolojiyi ayni zamanda bir i$ (bir nevi) haline getirdiklerinden sonra.

    Dany “All men must die”'daki "men"i, “erkekler” seklinde kabul ediyor mesela, ve “Ama biz erkek degiliz” diyor. Ama tabi o isine geldigi sekilde anliyor, olay bu. Yani bu argümani sunacak olanlar varsa diye söylüyorum. Dany’nin yaptigi tamamen yanlis degil, çünkü man, Ayça’nin da söyledigi gibi hem erkek, hem de insan anlamina geliyor (Bu arada men, erkekler/insanlar demek. Man ise, erkek/insan. Cogul, tekil durumu). Ama burada gerçekten en mantikli olan All Men Must Die’i, Tüm Insanlar Ölmeli seklinde çevirmek, ki kitaplarda da öyle çevrilmis. Ben Faceless Men’in de “Yüzsüz Adamlar” degil, “Yüzsüz Insanlar” seklinde çevrilmesini tercih ederdim, bu gerçekten daha dogru olurdu. Fransizcada mesela kisaca “Yüzsüzler” olarak çevilmis. Bizim Türkçe kitaplar gerçekten bu konuda yanlis bir algi yaratiyor bence.

    Bu kisimda yazdiklarin çok enteresan. Genel olarak yazida Valkyrie ve Faceless Men - Arya benzerlikleri oldukça ilginç.

    Birde su an aklima Arya’nin Harrenhal’de geçirdigi zamanin son kismi geldi.
    Durum neydi? Farkli bir kimlik kullanan Arya. Lannister askerlerine hizmet eden, hatta onlara çorba götüren ve o çorba ile onlari yakan Arya. Yeni bir kimlikle Roose Bolton’un hizmetçisi, kadeh tasiyicisi olan Arya. “Valar Morghulis” diyerek Bolton muhafizlarini öldüren Arya. Yani bir yandan hizmet eden, bir yandan can alan bir kiz.
    Tam bir uyum durumu olmayabilir ama bir dokundurma var sanki. Bana mi öyle geliyor?

    :smile: Sen de bu konuya deginmissin daha sonra :smile: Kadeh tasiyiciligi konusunda fazlasi varmis hatta; çok begendim.

    Kisyari detayini ben de hep atlamistim, güzel yakalamislar. Ama yetmiyor yine de Jaqen’in Arya’nin ismini bu yüzden bildigini açiklamaya. Ben hala Jaqen=Syrio Forel veya en azindan bu ikisinin birbirlerini tanidiklari üzerinde duruyorum, durmak istiyorum :grin:

    Al iste! Jaqen birkaç gündür tanidigi bir kiza niye böyle sefkat göstersin? Bu durum bile bence Syrio ihtimalini güçlendiriyor. Syrio gerçekten baglanmisti Arya’ya.

    Aklima Elmar Frey geldi :smile: Kendisi Arya’nin sözlüsü olur, ama tabi ikisi de bunu bilmiyor, yani Elmar karsisindaki kisinin nisanlisi oldugundan bihaberdi. Neyse, Elmar sürekli “prensesinden” (Arya) bahsederek üzülüyordu, Arya’ya da ters davraniyordu ve Arya’nin içinden “Umarim prensesin ölür” diye geçirdigini hatirliyorum :joy:
    Yani adalet duygusu kesinlikle var ama bazen böyle ufak meseler için bile “Umarim ölürsün, umarim hepiniz ölürsünüz” kafasinda takiliyor :smile:

    Ve aklindan “Umarim prensesin ölür” diye geçirmesi…

    Aman aman diyeyim :joy: Tabi ki Elmar’in nisanlisi (yani kendisi) listede yer almiyor ama harbiden ölsün dedigi herkes ölüyor bu kizin, aman dikkat :stuck_out_tongue_closed_eyes:
    Saka bir yana, gerçekten komik bir olay o, her okudugumda gülüyorum. Elmar’in nisanlisi hakkinda salliyor içinden, ölsün diyor ama o kisi kendisi, bundan haberi yok :joy:

    Nasil yani?

    Bunu eklemeyip, yaziyi sadece analiz yazisi seklinde tutsaydi bence çok daha iyi olurdu :smile:

    Neyse; Valkyrie benzesmesi, verilen referanslar, yapilan analizler seklinde bakarsak genel olarak begendigim bir yazi oldu, keyiflle okudum. Katiliyorum veya katilmiyorum diyebilecegim bir yazi degil; beni iyi anlamda sasirtan seyler var, çok enteresan buldugum seyler var, ayni zamanda “eehh” diye yaklastigim seyler de var ama çok çok az (hatta su an ne olduklarini bile hatirlamiyorum, pek önemli seyler de degildi yani).
    Yüzsüz Adamlari biraz daha iyi anlamami sagladi diyebilirim, ama hala bu tarikatla ilgili, Jaqen ile ilgili soru isaretleri var kafamda, bana hala biraz çeliskili geliyorlar :grin:
    Ama önemi degil; bence forumda daha fazla bu tip analiz yazilari olmalidir. Bir seylerin cevabini net olarak vermiyorlarsa bile, bir yön gösterme durumu yaratiyorlar bence. Ve konu açisindan foruma zenginlik, kalite katan analizler bunlar bence.

    Harbiden emek verilmis bir yazi, arkadasin ellerine saglik.
    Senin de çeviri için ellerine, emegine saglik Ayça. Tekrar tesekkürler paylasim için.

  4. Rica ederim canım, benim de FM’yi biraz daha anlamama yardım eden bir yazı oldu. Şüphesiz bir çok soru cevap bulmadı ama bunlar hakkında eskisinden daha fazla fikir sahibi olmamızı sağladı, yazan arkadaş cidden oturmuş uğraşmış, güzel iş çıkarmış sağ olsun.

    Ben Syrio ve Jaqen meselesine hala tutunuyorum, Kışyarı! diye bağırması bütün her şeyi açıklamaya yetmez çünkü.

    Yahut belki de ÖLÜM, Arya’nın arzusuna göre bile hareket ediyor olabilir.

    Bu benim eklemem :joy: Açıkçası üzerinde öyle çok düşündüğüm bir cümle olmadı, kafama esti ekledim. Yani Arya ya Ölüm’ün işaretlediği kişileri seziyor ve ekliyor listeye ya da Ölüm, onun eklediklerini işaretliyor, demek istedim. Belki de ikisi birden, bilemiyorum. Çünkü listeye eklenen herkesin öyle yahut böyle öldüğü bir gerçek, çıkarması halinde de hayatta kaldığı(Tazı hayatta ise). Listenin büyük kısmı kişisel; duygusal olarak oluşturuldu, intikam arzusu ile. Haliyle sezgisel olarak bildi de ekledi demek pek doğru değil o özel isimleri(Cersei, tywin gibi), haliyle belki Ölüm de buna kıyak geçiyordur, dedim. :slight_smile: Çünkü genel olarak bakar isek bizimki cidden kana çok susamış biri, FM gibi değil. Han’da kılıcını alırkenki yaptıklarını bir kere daha oku; psikopat resmen adamı delik deşik etti, orada daha net gördüm onun öldürmeye olan ilgisini. (Hep Jon’u suçu :joy:)

    Elmar Frey meselesi zaten komiğime gitti; salak kendine beddua ediyor, demiştim gülmüştüm. Yok, Arya “öl!” Deyince değil, listeye eklemesi halinde tehlike. :joy:

    Son paragrafa gelince; çok sağlam bir temeli yok ama sanırsam en başta yazdığım herkesin bir aradığı, kehaneti var ise bunların da vardır, düşüncesine dayanıyor. Sonuç olarak Arya’ya bu kadar tolerans gösterilmesi vs. normal mi? Seninle de konuşmuştuk önceden ve garip bulmuştuk. Hususi aradıkları biri yok ise neden?

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!

10 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar