Serinin başlangıcından bu yana Arya Stark’ın ve Braavos’un ay ve su ile yakın ilişkili bir etkileşimi var. İçerik Braavos ve bir noktadan FM’leri de ilgilendirdiği için, burası ile bağlantılı olabilecek bir konu olabilir.

Öncelikle ay ve su konusunda kısa bir bilgi vermek istiyorum.

Ay, mitlerde bazen erkek bazen de kadın olarak kabul edilir. Örneğin Türk mitlerinde ay, önemli bir yere sahiptir. Kozmolojik olarak gökyüzünde ilk ölen ve dirilen Tanrı Ay’dır; 3 gün gökyüzünde görülmez ve sonra yeniden doğar. İlk dönem insanlar bunu ‘ay’ın ölmesi’ olarak algılamıştır. Tüm dünya mitlerindeki ‘kahraman’ anlatıları ‘Ay’ üzerinden kurgulanmıştır. … Mitlerinde ay tutulmaları, ejderhanın (Türklerde kurt-ejder) Ay’ı yediği inancıyla bağlantılı görülmüştür. Viking mitlerinde Ay tutulması, Ay’ı kurtların yemesinden kaynaklıdır. Aynı mantık Türk mitlerinde de vardır; kurtlar ay’a saldırarak onu yer ve böylece ay tutulur. Eliade’ye göre tufan ile ilgili mitlerin çoğu, tufan sonunda tek bir insanın sağ kaldığından ve bu sağ kalan insanın bir ‘ay’ hayvanı ile evlendiğinden bahseder. Sonuçta bu hayvan o kavmin ya da milletin atası olur; Türkler’de bu ay hayvanı Gökbörü’dür. Gökbörü, kurt-ejder kavramı ile de ilişkilidir. Kavim ve boyların atası su baskınına yani tufana sebep olan bir ay hayvanıdır. Türkler çoğu zaman kurt ve ejderi birlikte tasavvur etmiştir. (Bu paragrafta yazan bilgiler Nuray Bilgili’nin Türk Mitolojisi kitabından alıntılanmıştır.)

Elbette ki GoT serisi batı kültür ve mitlerinden esinlenildiği için Türk mitlerinden doğrudan bir referans ile hareket etmek doğru değil ama yazanlardan ‘ortak’ olan öğeleri alarak devam edebiliriz. İskandinav mitleri ve Türk mitlerinin ortak bazı noktaları var aslında, yok değil. Kurt ve Ay kısmı buna bir örnek(Zaten İskandinav mitleri, GRRM’in esinlendiği yerlerden biri; Valhala, Valkyire ve Odin gibi konular aklınıza gelsin.).

Astroloji ile ilgilenenler bilir, ‘ay’ su elementi ile ilişkilidir ve kurt-ay ilişkisinin gerek dünya mitlerindeki gerekse efsanelerdeki yerine hepiniz vakıfsınız.

Hermetics sitesinden ay ve su ilişkisi hakkında bir yazı.

” Su elemanı içeren temel esas içe çekilmedir. Özellikleri ateşe zıttır. Dişi unsuru içerir. Kadim cağlarda hayatın denizden başladığı inanılırdı. Deniz, ayı da hükmeden bir ana tanrıçanın rahmi olarak görülürdü. Suyun yansıma gücünden dolayı kadimler onu bilgeliğin simgesi olarak görmüşlerdir. Onun diğer özellikleri soğukluk, gizlilik ve uykudur. Ateş elemanı şuuru ve su elemanı şuur-altını simgeler. Ateş gündüzün hakimi güneşi içerir, su ise gecenin hakimi ayı içerir. Alevler göğe doğru yükselir, su ise yere doğru düşer. Su bünyesinde her türlü maddeyi eritip barındırır. Su değişkendir ve etraftaki tesirlerin özelliklerini özümseyerek sergiler. Dolaysıyla hayat verici de olabilir, zehirleyici de olabilir. Temizleyici de olabilir, kirletici de. Ancak saf hali ile sadece hayat verici ve arındırıcıdır. Astrolojik özellikleri duygusallık, duyarlılık ve sezgidir. Su eterik alemi simgeler.”

Kısa özet; AY + SU (BUZ) + GECE + KURT hepsi birbiri ile bağlantılı. (Unutmayın buz ve kar, donmuş sudur.)

Ay ve su ilişkisini ve mitlerdeki anlamını gördükten sonra bunun izlerini seride aramaya başlayalım.

  • Braavos(ay ve su), deniz ve sisler ile ejderha lordlarından ( ateş ve güneş) gizlenmiş bir şehir olarak hayatına başladı. Braavos’un köle atalarını buraya getirenler kimlerdi? AY OZANLARI ismi verilen KADIN RAHİPLER; kölelerin, ejderha lordlarından gizlenebilecekleri bu yerin kehanetini ortaya atıyorlar ve sonuç olarak onları buraya getiriyorlar. Bunun sonucunda Braavos’taki en büyük tapınak bu ay ozanlarının tapınağı.

“Ay Ozanları bizi buraya, Valyria ejderhalarının bulamayacağı bu sığınağa getirdi,” dedi Denyo. “Onlarınki en büyük tapınaktır.”

  • Braavos’un bir çok yanında ay/hilal ile ilgili bazı işaretler bulabilirsiniz; misal Ay Havuzu oldukça popüler noktalardan biridir. Ay Gölgesi ; Ay Tanrıçası, Ay Tapınağı vb…

Arya arkasına baktı, liman ve deniz kulağı kaybolmuştu. İleride, kanalın her iki kıyısı boyunca bir sıra büyük heykel yükseliyordu; deniz kuşlarının pislikleriyle lekelenmiş uzun etekli bronz elbiseler giyen, vakur, taş adamlar. Bazıları kitaplar, bazıları hançerler, bazıları da çekiçler tutuyordu. Biri, yukarı kaldırdığı eliyle altın bir yıldız kavramıştı. Bir diğeri taş bir matarayı baş aşağı etmişti, kanalın içine sonsuz bir su akıntısı gönderiyordu. “Onlar tanrı mı?” diye sordu Arya.
“Deniz Lordları,” dedi Yorko. “Tanrıların Adası daha ileride. Gördün mü? Altı köprü aşağıda, sağ kıyıda. O, Ay Ozanlarının Tapınağı.”
Arya’nın deniz kulağından gördüğü binalardan biriydi; kar beyazı mermerden inşa edilmiş muazzam yapının üstü, ayın her safhasını gösteren süt camı bir kubbeyle örtülmüştü. Kapıların yanında bir çift mermer kız duruyordu, Deniz Lordları kadar uzun olan kızlar, hilal şeklindeki kapı pervazınıdestekliyordu.

Benim ise en çok dikkatimi çeken FM’lerin tapınağı olan Siyahın ve Beyazın Evi. Oraya merhamet hediyesi için gelenler ne yapıyordu? Zehirlenmiş ‘tatlı’ suyu içerek ölüyordu. Su konusundaki verdiğim metinde ne diyordu? “Dolaysıyla hayat verici de olabilir, zehirleyici de olabilir. “

Bu evin kapısına odaklanalım.

Yukarıda, üç buçuk metre yüksekliğinde oymalı ahşap kapılar buldu. Sol taraftaki kapı kemik kadar beyaz büvet ağacından yapılmıştı, sağdaki parlak abanozdan. Kapıların ortasında bir ay yüzü oyması vardı; büvet tarafta abanoz ve abanoz tarafta büvet. Ayın görüntüsü, Arya’ya Kışyarı’nın tanrı korusundaki yürek ağacını hatırlattı. Kapılar beni izliyor, diye düşündü.

Gelin şimdide benzer betimlemeyi rahipler toplantısında görelim.

Yüksek sırtlı sandalyeler, yukarıdaki tapınağın kapıları gibi abanozdan ve büvet ağacından yapılmıştı. Abanoz sandalyelerin arkasına büvet yüzler kakılmıştı, büvet sandalyelerin arkasına da abanoz yüzler.

Çıraklar, ellerinde şarap sürahileri tutuyordu ama Arya, elinde SU sürahisi tutuyor. Hatırlar iseniz bu eve ilk geldiğinde de birine elleriyle zehirli suyu içirmişti.

Şimdi FM’lerin ay ile doğrudan ilişkisini anlatan bir şey yok (eğer gözden kaçırmadım ise) fakat Büvet Ağacından kapıları ve sandalyeleri olması; bunlara da AY simgesini kazımaları oldukça ilginç. Aslında başka ilginç ayrıntı da var ama o başka bir konunun konusu olduğu için geçiyorum. Yalnız ay ve suyun ilişkisi yazısında suyun gizlilik, uyku ve soğukluk özellikleri olduğunu unutmayın… aklıma ister istemez FM ve Ötekiler geldi. :smiley:

Arya, ilk kitaptan itibaren ay/su ve bununla ilişkili Braavos/FM’ler ile doğrudan veya dolaylı yoldan etkileşim halinde.

İlk kitapta Jon, Arya’ya Braavos işi bir suikastçı kılıcı vermişti, sonrasında oradan gelen bir öğretmen tarafından SU DANSÇISI olmak için eğitil almıştı ki Braavos’un suikastçılarının kullandığı kılıç sanatının SU DANSI olarak isimlendirmesi bile dikkate değer bir ayrıntı. Ayrıca babası onu “AY” olarak ifade ediyordu. Ayrıca buz/kar ile kaplı soğuk bir coğrafyada yaşadığını unutmayalım.

“Aynen öyle. Şimdi dansa başlayacağız. Unutma çocuk, bu Batıdiyarlıların demir dansı değil, şövalyelerin çekme ya da dövme dansı da değil. Bu suikastçilerin dansı, su dansı. Hızlı ve kıvrak. Bütün insanlar sudan yapılmıştır bunu biliyor muydun? Onları deldiğinde sıvı vücutlarından akar ve ölürler.”

Normal şartlar bir kişiden “insan sudan yaratılmıştır.” diye duyar isek buna pek önem vermeyiz ama bunu su ve ay ile bu kadar ilişkili bir yerden gelen Braavos’lu bir su dansçısı söyler ise kulak kabartmak gerekir, diye düşünüyorum.

Arya, kimliğini geride bırakması gerektiğinde Arya’ya ait tüm eşyaları (İğne hariç) suya atıyordu. bu eylemi bir nevi Arya kimliğinin BİLİNÇ ALTINA atma çabası olarak da görebiliriz. Su, bilinçaltını temsil ediyordu, unutmayın. Hatta ilginç bir ayrıntı da var; gümüş bir çatal vermişlerdi yolculuğu sırasında ve bu ve benzeri birkaç eşyayı Arya, hazinesi olarak kabul ediyordu. Üç ağızlı çatallar, batı mitlerinde genelde su ile ilişkilidir, biliyorsunuz. Türk mitlerinde de hayat ağacı ile ilişkidir ki su, hayat demektir. Lakin elbette ki ölüm ile ilişkili FM’ler için hayat, pek kayda değer bir kısım oluşturmuyor ama biz burada FM olmayan, onların yöntemlerini öğrenmeye çalışan Arya’dan bahsediyoruz.

Arya, KL’den Braavos’a kadar olan yolculuğunda yine Braavoslu olan bir FM, Jaqen ile karşılaşıyor ve onun tarafından Braavos/FM’lerin yanına yönlendiriliyor. Arya burada olduğu süre zarfında hizmet ederken bir süre sonra Braavos dilini öğrenebilmesi için deniz mahsulleri satan bir adamın yanına gönderiliyor ama ayrıca edindiği bilgileri FM’lere getirmek için de zaman zaman geri dönüyor. Ne zaman geri dönüyor? Karanlık çöküp ay çıktığında.

Cat, ay karardığında tepenin üstündeki tapmağa gizlice geri dönüyor ve her seferinde nazik adamı onu beklerken buluyordu. Adam her seferinde, “Bizden ayrılırken bilmediğin ne biliyorsun?” diye soruyordu.

“Bütün insanlar hizmet etmeli.” Ve Cat hizmet ediyordu, her otuz günün üç gününde. Ay karardığında Cat hiç kimseydi, Çok Yüzlü Tanrı’nın siyah beyaz cübbeli hizmetkârıydı. Demir bir fener taşıyarak nazik adamla birlikte güzel kokulu karanlığın içinde yürüyordu. Ölüleri yıkıyor, onların kıyafetlerini karıştırıyor ve sikkelerini sayıyordu. Bazı günler yine aşçı Umma’ya yardım ediyordu, büyük beyaz mantarları doğruyor ve balıkları temizliyordu. Ama sadece ay karanlık olduğunda. Diğer vakitlerde, ayağına çok büyük gelen çizmeler ve etekleri aşınmış kahverengi bir pelerin giyen, Paçavracı Limanı’nda el arabasıyla dolaşıp, “Midyeler;istiridyeler, deniz tarakları,”diye bağıran öksüz bir kız oluyordu.

Ay bu gece kara olacaktı; dün gece incecik bir çizgiden ibaretti. “Bizden ayrılırken bilmediğin ne biliyorsun?” diye soracaktı nazik adam.
“Bu gece ay karanlık olacak,” diye hatırlattı Cat.
“Öyleyse dua etsen iyi olur.” Brusco çizmeyi bıraktı ve keseyi masaya boşaltıp sikkeleri saymaya başladı.

Ama küçük kız cevap veremeden, nazik adam gülümseyerek odaya girdi. “Bize geri dönmüşsün.”
“Ay karardı.”
“Karardı. Bizden ayrılmadan önce bilmediğin ne biliyorsun?”

Dikkatinizi çekti ise Ay Karanlık Olacak yahut Ay Karardı deniyor, biz genelde “bugün gökyüzünde ay yok.” deriz ama özünde ay oradadır, sadece ışığını yansıtmaz ama burada Ay Karanlık olarak tabir edilmesi dikkat çekici. Ay’ın gece ile ilişkili olduğunu unutmayın. Ayrıca Arya kendini sık sık GECE KURDU olarak nitelendiriyor.

Onun geceleri uzak yıldızlarla ve karların üstüne vuran ay ışığıyla aydınlanıyordu ama kız her sabah karanlığa uyanıyordu.(Kör Beth olduğu zaman.)… Kızın gri kuzenlerinden bazıları insanlardan korkuyordu, ölü insanlardan bile, ama kız korkmuyordu. Et, etti ve insanlar avdı. Kız, gece kurduydu.
“Ne kadar zaman kör olmak zorundayım?” diye soruyordu.
Karanlık, senin için aydınlık kadar tatlı olana dek,” diyordu küçük kız.

Arya, kurdu aracılığı ile de ay ile bağlantılı olmaya devam ediyor. Birkaç alıntı.

Gece sona ermeden önce Arya’nın aklı gidip gelmeye başladı. Elinde sürahiyle öylece dikilirken bir kurt olduğunu düşledi, ay ışığıyla aydınlanmış bir ormanda özgürce koşuyordu, arkasında koca bir sürü uluyordu.

“Çünkü gece karanlık ve dehşet dolu.”
Benim için değil.Kör kızın geceleri ay ışığıyla, kurt sürüsünün şarkılarıyla, kemikten koparılmış kırmızı etin tadıyla ve gri kuzenlerin tanıdık kokularıyla doluydu. Kız sadece gündüzleri kör ve yalnızdı.

Kurtların ay ile ilişkisine Jon’un rüyası ile de örnek verebiliriz.

Beyaz kurt siyah bir ormanın içinde, gökyüzü kadar yüksek bir uçurumun altında koşuyordu. Ay, yukarıdaki çıplak dalların oluşturduğu düğümün arasından kayarak, yıldızlı sema boyunca kurtla birlikte gidiyordu. “Kar,” diye mırıldandı ay.

Arya’nın kurdunu görüyor; her gece kurt rüyası gördüğüne göre Arya da görüyordur bunu.

Başka bir yerde, kurdun küçük kız kardeşi başını yukarı kaldırdı ve aya şarkı söyledi. Yüz küçük gri kuzen, dişi kurtla birlikte şarkı söylemek için avlanmaya ara verdi.

Ay’a şarkı söylemek için avlanmaya ara veriyorlar. Devam ediyor rüya…

“Kar,” diye seslendi ay tekrar, kıkırdayarak. Beyaz kurt, buzlu uçurumun altındaki insan izlerini takip ederek yürüdü. Dilinde kan tadı vardı, kulakları yüz kuzenin şarkısıyla çınlıyordu. Bir zamanlar altı kurttular. Beşi, karın içinde, ölü annelerinin yanında kör bir şekilde inliyor ve sertleşmiş ölü memelerden soğuk süt emiyordu, beyaz kurt tek başına emeklemiş ve onlardan uzaklaşmıştı. Geriye dört kurt kalmıştı… ve beyaz kurt onlardan birini artık hissedemiyordu.
“Kar,” diye üsteledi ay.
Beyaz kurt ondan kaçtı, güneşin gizlendiği gece mağarasına doğru koştu, nefesi havada donuyordu. Muazzam uçurum, yıldızsız gecelerde taş kadar siyahtı, engin dünyanın üzerinde yükselen bir karanlıktı, ama ay çıktığında uçurum, donmuş bir dere gibi solgun ve buzlu ışıldardı.

Genel olarak toparlar isek Ay ve Kurtların; dahası Stark çocuklarının bağlantılı olduğunu görüyoruz. Bilhassa Arya’nın Ay ve Su ile bağlantısı ilginç bir nokta.

Aslında Starkların kurt ve buz’u temsil ettiği düşünülür ise ay ve su ve bunlarla ilişkili şeylerle bağlantılı olması şaşılacak bir durum değil. Sizce seri için bunun ne gibi önemi olabilir?

 

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!

Önemli Cevaplar

  1. Aslında Braavos ile Starkların pek Alakası yok ve şimdilik bu sadece ebedi bir yakıştırma gibi duruyor. Çünkü dediğin gibi genelde her zaman kurtlarla ayın bilindik ilişkisine rağmen seri içinde böyle bir şey görmedik. Ancak geçenlerde açılan Dany ve ejderler konusu, antik efsaneler vb unsurlarla düşünüldüğünde bir ihtimal bazı noktalardan anlamlı olabilir.

  2. Braavos daha çok Arya ile ilgisi olan bir yer, özelde Arya… Ay için Stark çocukları dedim ama Sansa’yı katamam. Onun kurdu en baştan ölü.

  3. Stark özelinde değil daha çok Arya üstünden gitsek buradan nereye varabiliriz ki?