Daha önce Neden İnsanlar Sansa’dan Nefret Ediyor? başlığında bahsetmiştim; Jaime karakteri üzerine bir çeşit çözümleme başlığı niteliği taşıyacak bir konu ile karşınızdayım. Yine çeviriyi üzerime aldım. Ve yine kendi yorum ve eklemelerimle yazıyorum.

“Hangi tanrılardan bahsediyorsunuz Leydi Catelyn? Kocanızın dua ettiği ağaçlardan mı? O tanrılar, kardeşim kafasını kestirirken kocanıza iyi hizmet ettiler mi?” Jaime kıkırdadı. “Eğer tanrılar varsa dünya neden bunca acıyla ve adaletsizlikle dolu?”

“Sizin gibi adamlar yüzünden.”

“Benim gibi adamlar yok. Sadece ben varım.”

Jaime Lannister… Kral Katili… Yemin Bozan… Onursuz Adam…

Jaime Lannister ilk kitaptan itibaren bize oldukça itici gelen; serinin ‘kötü’ karakterlerinden biri olarak sunulmuş oldukça ‘karmaşık’ bir kişilik. Fakat bu sunum tarzı 3. kitaptan sonra yavaş yavaş değişmeye başladı ve ortaya çıkan sonuç nedir? 5. kitaba geldiğimizde gördüğümüz Jaime aslında en başından var olan Jaime miydi yoksa zamanla olgunlaşmış bir Jaime mi? Kötü mü? İyi mi? Yahut ikisinin ortasında mı? Doğru mu yargıladık yoksa çok mu yanlış anlaşıldı?

Videoyu yapan ablanın en sevdiği karakterlerden biriymiş. Haydi onun argümanlarını duyalım

  1. kitaptan Jaime’yi Jon’un gözünden tanıyalım

Sör Jaime Lannister, Kraliçe Cersei’nin ikiz kardeşiydi. Uzun ve sarışındı, tıpkı kraliçe gibi yemyeşil gözleri vardı ve bıçak keskinliğinde bir gülümsemeye sahipti. Kızıl ipek bir takım, uzun siyah çizmeler ve siyah saten bir pelerin giyiyordu. Hanedanının arması olan kükreyen aslan tuniğinin göğsüne altın iplikle işlenmişti. Onun yüzüne karşı Lannister Aslanı derler, arkasından “Kral Katili” diye konuşurlardı.

Jon gözlerini bu adamdan alamıyordu. Bir kral tam da böyle görünmeli, diye düşünüyordu adam önünden geçerken.

Tywin Lannister’ın güzel altın oğlu; Jaime Lannister.

Jaime ilk ilk tanıştığınızda ondan otomatikmak nefret etmeniz çok kolay; tüm o kibir ve hakkında söylenen şeylerden sonra aksi zaten biraz zor olurdu. Bilhassa ikizi ile ilişki yaşaması ve Bran Stark’ı camdan atarak küçük masum bir çocuğu öldürmekte bir beis görmemesini göz önüne alınca demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Gerçi Jaime’ye göre Bran o kadar da masum sayılmazdı ama muhtemelen kendini rahatlatmak için kullandığı bahanelerden biridir.

“Öz kardeşinin ırzına geçen, kralını öldüren, masum bir çocuğu ölüme iten bir adam bundan başka bir isim hak etmez.”

Masum? O sefil çocuk bizi gözetliyordu. Jaime’nin bütün istediği, Cersei’yle başbaşa geçireceği bir saatti. Kuzeye yaptıkları yolculuk uzun bir işkenceye dönüşmüştü; onu her gün görmek, ona dokunamamak, o gıcırtılı büyük arabanın içinde Robert’ın her gece sarhoş bir halde onun yatağına girdiğini bilmek. Tyrion, Jaime’nin moralini yüksek tutmak için elinden gelen her şeyi yapmıştı ama yeterli olmamıştı. “Cersei’den bahsederken saygılı olacaksın fahişe.”

Şimdi abla diyor ki durumu tersine çevirelim; eğer Robb ve Sansa bu Targaryen işini yapsaydı ve Joffrey onları yakalasaydı ve Robb onu camdan aşağıya atsaydı, bu kadar öfkeli olur muydunuz? Nefret eder miydiniz? (Elbette Joffrey’in ne mal olduğunu daha bilmiyoruz, bunu göz önüne alın.) Joff yerine Bran zehri içip ölseydi, alkış tutar mıydınız? Tutmazdınız diyor. (Bana göre zehir meselesinde çok yanlış bir argüman sunuyor; çünkü Joff’un ölümünden zevk almamızın sebebi ortada, haliyle hiçbir suçu olmayan Bran yahut başka birinin ölümünden zevk almamız beklenemez. Joff da masum olsaydı, onun ölümünden de zevk almazdık. Değil mi?)

GreyArea burada bizim sevdiğimiz karakterlerde olduğu gibi Jaime açısından da empati ve bakış açısı geliştirmemiz gerektiğini söylüyor. Yani madem sevdiklerimize bu imkanı veriyoruz sevmediklerimize de bu imkanı vermemiz gerekiyor.

Her ne kadar Bran gördüğü şeyin ne olduğunu anlayamasa da gördüklerini gidip birisine anlatması halinde Jaime, Cersei, üç çocuğu ve muhtemeldir ki Tyrion ve Tywin ve tüm hanesi Kral’ın gazabına uğrayıp öldürülecek. Cersei’nin de önceden söylediği gibi Jaime hareket etmeden önce pek düşünen biri değildir; bu yüzden o an aklına gelen ilk şeyi yapıp Bran’ı aşağı itiyor. Cersei’ye kalsa oğlanla konuşup, tehdit edip vs. ikna ederek gördüklerini kendisine saklamasını sağlayabilirlerdi. Aslında Cersei gibi cinayet işlemekten çekinmeyen birinin Jaime gibi birinden daha makul davranması da bana bir o kadar ilginç geliyor. Sanırım ikizlerden en akıllı olanın Cersei olduğu bir gerçek. En azından olayı çok büyütmeden kökten halletmeyi tercih ediyor, Jaime ise hemen kılıca ve öldürmeye dalıyor. Jaime açısından bakar isen tüm hanesi söz konusu olduğunda küçük bir oğlanın ölmesi, gerekli bir kayıp gibi görünüyor. Hatta kökten bitirici bir durum olduğu için akıllıca da ama sonuç olarak masum bir çocuğu öldürmeye teşebbüs ettiği gerçeğini düşünmüyor; o an mantıklı olabilir belki ama ahlaki/insani değil. Yine de sanırım ablanın demek istediği şeyi anladınız. Adamın derdi o an kendi kellesi dahil tüm ailesini kurtarmak ve koca bir hane dururken bir çocuğun kaybı nedir ki? Yani “çoğunluğun iyiliği için azınlığı feda etmek” düsturu gibi bir şey.

Şimdi aynı durumda olsaydınız SİZ NE YAPARDINIZ? diye sorun kendinize diyor. Sorun efem. :slight_smile:

Şimdi ben ablanın vermediği alıntıları da vereceğim, bu kadar Jaime sever olarak argümanını güçlendirecek şeyleri gözden kaçırması da ilginç. :smiley: Jaime’nin daha sonra oğlanı aşağı ittiğinden pişmanlık duyduğunu biliyoruz.

Dalkavuk. Doğruyu söylemek gerekirse, Brandon Stark’ı o pencereden aşağı ittiği için pişmanlık duymuştu Jaime. Cersei ona sonsuz bir kahır çektirmişti daha sonra, çocuk ölmeyi reddettiğinde. “Yedi yaşındaydı Jaime,” diye azarlamıştı onu. “Gördüğü şeyi anlamış olsa bile, onu korkutup susturabilirdik.”

“Ben düşünmedim. İstediğinin…”

Devam.

Kız kardeşi, Tyrion doğduğu andan beri değişmeyen, tiksinti dolu delici bakışlarıyla baktı. “Kral hiç yatmadı. Lord Eddard Stark’la birlikte. Onların acısını çok derinden paylaşıyor,” diye yanıtladı.

“Robert’ımızın çok büyük bir kalbi var,” dedi Jaime tembel bir gülümsemeyle. Jaime’nin gerçekten ciddiye aldığı hemen hemen hiçbir şey yoktu ama Tyrion onun bu özelliğini kabullenmişti. Zorlu ve acı dolu çocukluğu sırasında, ona az da olsa saygı ve şefkat gösteren tek kişi Jaime olmuştu. Sırf bu yüzden onun yaptığı her hatayı affetmeye gönüllü oluyordu Tyrion.

Jaime hiçbir şeyi ciddiye almayan; ayrıca dikkatsiz ve kibirli bir adam. Jaime’nin tüm hayatı boyunca yaptığı şeylerin ilk önceliği her daim Cersei olmuştur; onu sevdiği için utanmıyor yahut ensest ilişkilerinden… Yani Targaryenler için olağan olan bu durum Lannisterlar için neden değil?

Belki de Stannis Baratheon ve Starklar ona iyilik etmişti. Ensest hikâyelerini Yedi Krallık’ın dört bir yanına yaymışlardı, gizlenecek hiçbir şey kalmamıştı artık. Neden Cersei’yle resmen evlenip her gece yatağını paylaşmayayım? Ejderhalar her zaman kız kardeşleriyle evlenirdi. Rahipler, lordlar ve alt tabakadan insanlar, yüzlerce yıl boyunca Targaryenlar’ın ensestini görmezden gelmişti, aynı şeyi Lannister Hanedanı için de yapabilirlerdi.

Jaime karışık biri; Cersei’yi çok seviyor ve sonuna kadar da ona sadık; ondan başka biriyle hiç olmamıştı ve ötesinde Cersei ise onu manüpile eden, oynayan biri(b_en her daim Jaime’yi kötü etkileyen ve saçma sapan kararlar almasına sebebin bu kadın olduğuna inanmışımdır_.).

Lord Tywin, Cersei’yi on iki yaşındayken saraya çağırmıştı, onun bir kraliyet evliliği yapmasını umuyordu. Kızıyla evlenmek isteyen herkesi geri çevirmişti; Cersei büyürken, kadınlaşırken ve güzelleşirken onu Kral Eli Kulesi’nde tutmayı tercih etmişti. Prens Viserys’in olgunlaşmasını bekliyordu şüphesiz, belki de Rhaegar’ın karısının doğum yatağında ölmesini. Dornelu Elia asla sağlıklı bir kadın olmamıştı.

O arada Jaime, Sör Sumner Crakehall’un yaveri olarak dört yıl geçirmiş ve Kral Ormanı Kardeşliğine karşı şövalyeliğini kazanmıştı. Fakat Casterly Kayasına dönerken kız kardeşini görmek için Kral Topraklarına uğradığında Cersei onu bir kenara çekmiş ve Lord Tywin’in onu Lysa Tully’yle evlendirmeye niyetli olduğunu fısıldamıştı. Hatta Lord Tywin, Leydi Lysa’nın payına düşecek malları konuşmak için Lord Hosteri şehre davet edecek kadar ileri gitmişti. Ama Jaime beyazları giyerse her zaman Cersei’nin yakınında olabilirdi. Yaşlı Sör Harlan Grandison, armasındaki uyuyan aslana yakışır bir şekilde uykusunda ölmüştü. Aerys, şövalyeden boşalan yere genç bir adamın gelmesini isteyecekti, o halde neden uyuklayan bir aslanın yerine kükreyen bir aslan geçmesindi?

“Babam asla razı olmaz,” diye itiraz etmişti Jaime.

“Kral ona sormayacak. Ve iş bittiğinde babamız açıkça itiraz edemeyecek. Aerys, Sör Ilyn’in dilini, Yedi Krallık’ı asıl yönetenin El olduğunu söylediği için kestirdi. Adam El muhafızlarının başı ama babam cezaya engel olmaya cesaret edemedi! Buna da engel olamayacak.”

“Ama,” demişti Jaime, “Casterly Kayası var.”

“İstediğin şey bir kaya mı? Yoksa ben miyim?”

Jaime o geceyi dün gibi hatırlıyordu. Geceyi Yılanbalığı Sokağındaki eski bir handa, gözlerden epey uzakta geçirmişlerdi. Cersei, Jaime’ye hizmetçi kız kılığında gelmişti ve bu durum Jaime’yi her nedense daha da çok heyecanlandırmıştı. Jaime, Cersei’yi o kadar tutkulu görmemişti daha önce. Ne zaman uyusa kız kardeşi onu tekrar uyandırmıştı. Sabah olduğunda, Casterly Kayası, daima Cersei’nin yanında olmak karşılığında ödenecek küçük bir bedel gibi görünüyordu. Jaime razı oldu ve kız kardeşi gerisini halledeceğine dair söz verdi.

Bir ay dönümü sonra Casterly Kayasına bir kraliyet kuzgunu geldi, Jaime’nin Kral Muhafızlarına seçildiğini haber veriyordu. Jaime’ye, yemin etmek ve pelerinini giymek için Harrenhal’daki büyük turnuvaya gelmesi ve kralın huzuruna çıkması emrediliyordu.

Jaime’in ataması onu Lysa Tully’den kurtarmıştı ama geri kalan hiçbir şey planlandığı gibi gitmemişti. Lord Tywin daha önce asla o kadar öfkeli olmamıştı. Açıkça itiraz edememişti Cersei bu konuda doğru yargıya varmıştı ama zayıf bir bahaneyle El’likten istifa etmiş ve kızını da yanına alarak Casterly Kayası’na dönmüştü. Cersei ve Jaime birlikte olmak yerine sadece yer değiştirmişlerdi ve Jaime kendini sarayda yapayalnız bulmuştu; dört işe yaramaz adam sırayla Lord Tywin’in yerini doldurmaya çalışıp bıçak sırtında dans ederken, Jaime bir deli kralı koruyordu.

Şu anı bile Cersei’nin Jaime’yi nasıl manüpile edip, oynadığını ve istediği şeyleri yaptırmayı başardığının göstergesi. Tabiri caiz ise kadınlığını ve Jaime’nin zaafını kullanarak bir gecede “Kaya”’dan vazgeçirmeye ikna etmiş. Daha sonra benzer şeyi Tommen’ın El’i olması için de yapmaya çalışmıştı ama Jaime bu sefer yemedi.

Elbette tüm bunlar olurken Jaime 15 yaşında, gelmiş geçmiş en genç Kral Muhafızı idi; yani aslında bir çocuk… Ve en başından beri derdi Cersei idi… Bu açıdan yaklaşırsak bu oğlan kime çekmiş merak ettim; tek derdi Cersei ile birlikte olmak isteyen ve savaş tutkusu olan bir adam… Benjen, Jon yemin etmek istediğinde yaşının çok genç olduğunu ve edeceği yeminin sonuçlarını kavrayamayacak yaşta olduğunu ifade etmiştir, yani aslında aynı şey Jaime için de geçerlidir.

Kral Aerys, Jaime’nin atama törenini büyük bir gösteriye dönüştürmüştü. Jaime, diyarın yarısı onu izlerken, beyaz zırhıyla yeşil çimenlerin üstünde diz çökmüş ve kralın çadırının önünde yemin etmişti. Sör Gerold Hightower, ayağa kaldırdığı Jaime’nin omuzlarına beyaz pelerini serdiğinde, Jaime’nin bunca yıl sonra hâlâ hatırladığı bir tezahürat yükselmişti. Ama Aerys aynı gece hırçınlaşmıştı, Harrenhal’da yedi Kral Muhafızı’na ihtiyacı olmadığını söylemişti. Jaime’ye, kalede kalan kraliçeyi ve küçük Prens Viserys’i korumak üzere Kral Topraklarina dönmesi emredilmişti. Beyaz Boğa, Jaime’nin Lord Whent’in turnuvasında yarışabilmesi için vazifeyi almayı önermişti ama Aerys bu tekliϐi reddetmişti. “Burada hiçbir zafer kazanmayacak,” demişti kral. “O artık benim, Tywin’in değil. Ben nasıl uygun görürsem öyle hizmet verecek. Ben kralım. Ben emrederim, o boyun eğer.”
Jaime ilk kez o zaman anlamıştı. Ona beyaz pelerini kazandıran, kılıç ve mızrak kullanmaktaki mahareti ya da Kral Ormanı Kardeşliği’ne karşı gösterdiği kahramanlık değildi. Aerys, Jaime’yi, Lord Tywin’i incitmek için seçmişti, onu vârisinden mahrum bırakmak için. Jaime yeni beyaz pelerininin içinde boş bir kaleyi korumak üzere güneye giderken dayanılmayacak kadar ağır olan bu düşünce, bunca yıl sonra bile çok acıydı. O gün, yapabilseydi, o pelerini hemen oracıkta yırtıp atardı Jaime ama geç olmuştu. Diyarın yarısı onu izlerken ant içmişti ve bir Kral Muhafızı bütün ömrü boyunca hizmet ederdi.

15 yaşındaki Jaime yeminin eder etmez Deli Kral tarafından taciz edilmeye başlıyor ve benzer bir şey Sansa’nın başına da geliyor; sürekli olarak Joffrey tarafından taciz ediliyor, rahatsız ediliyor, hakarete uğruyor ve aşağılanıyor, Stark’lara karşı bir piyon olarak kullanılıyor; Deli Kral da Tywin’in oğlu olduğu için benzerini Jaime’ye yapıyor, piyon olarak kullanıyor. Biliyoruz ki iki adam arasında hoşnutsuzluk ve soğuk savaş rüzgarları esiyor.

Sonunda, bir sonraki gece geldiler, en kötülerinin üçü; Sha- gwell, burunsuz Rorge ve Jaime’nin elini kesen Dothraklı Zollo, Zollo ve Rorge yaklaşırken ilk kimin yapacağını tartışıyorlardı; soytarının sonuncu olduğu konusunda bir şüphe yokmuş gibi görünüyordu. Shagwell ikisinin aynı anda yapmasını ve birinin önü, diğerinin arkayı almasını önerdi. Zollo ve Rorge bu fikri sevmişlerdi ama bu sefer de kimin önü, kimin arkayı alacağını tartışmaya başladılar.

Onu da sakat bırakacaklar ama içini, görünmeyen yerini. Zollo ve Rorge birbirlerine küfür ederken, “Fahişe,” diye fısıldadı Jaime, “bırak ete sahip olsunlar ve sen uzaklara kaç. Daha az zevk alırlarsa daha çabuk biter.”

“Onlara vereceğim şeyden hiç zevk almayacaklar,” diye fısıldadı Brienne meydan okur şekilde.

Aptal, inatçı, cesur kaltak. Kız kendini öldürtecekti, Jaime bunu biliyordu. Ölse bile neden umursayayım? O kadar domuz kafalı olmasaydı hâlâ bir elim olurdu, diye düşündü ama, “Bırak yapsınlar, sen kendi içine kaç,” derken buldu kendini. Jaime de böyle yapmıştı; Starklar onun gözlerinin önünde öldüğünde, Lord Rickard kendi zırhının içinde pişerken ve oğlu Brandon onu kurtarabilmek için kendi kendini boğarken. “Eğer onu sevdiysen Renly’yi düşün. Tarth’ı düşün. Dağları, denizleri, havuzları, şelaleleri, Safir Adası’nda neler varsa onları, düşün…”

“sen kendi içine kaç.” Jaime’nin bu ifadeyi ilk kullandığı yer burası ve onun karakterini çözmek açısından da önemli bir ayrıntı. Bilhassa Stark ve diğerleri öldürülürken ki anısını yanına ekleyince.

Vargo Hoat kolye olarak boynuma taktığında, çürüyen elimi kokladım. “Bir adam mecbur kaldığında pek çok şeye dayanabilir,” dedi Jaime oğluna. Kavrulan bir adamı kokladım, Kral Aerys onu kendi zırhının içinde pişiriyordu. “Dünya dehşetle dolu Tommen. Onlarla savaşabilirsin, onlara gülebilirsin ya da görmeden bakarsın… kendi içine saklanırsın.”

Tommen düşündü. “Ben… eskiden, bazen kendi içime saklanırdım,” diye itiraf etti, “Joffy…”

Jaime, Deli Kral’ın tüm dehşetine tanık olmuş biri; insanları yakması, şehre çılgın ateşler saklaması; kraliçesini dövüp tecavüz etmesi gibi nice kötü şeyler ve Jaime POV’larını okudukça onun bundan ne kadar rahatsızlık duyduğunu ama diğer muhafızların “kralı yargılamak bize düşmez.” sözleri yüzünden sesini çıkartamadığını biliyoruz. Ve anlaşılan o ki o da böyle durumlarda kendi içine kaçmayı ve kibirli bir maske takıp hiçbir şeyi umursamaz, her şeyle dalga geçen biri olmayı alışkanlık haline getirmiş ve elbette zamanla bu üstüne yerleşmiş.

Kralın Rossart’a, hainler şehrimi istiyor, dediğini duydum, ama onlara küllerden başka bir şey vermeyeceğim. Targaryenlar ölülerini gömmez, onları yakarlar. Aerys, gelmiş geçmiş en büyük cenaze ateşini yakmaya niyetliydi.

Kızıl Kale’yi savunmak bana düşmüştü ama kaybettiğimizi biliyordum. Aerys’e bir adam gönderip anlaşma yapmak için rızasını istedim. Adamım bir kraliyet emriyle birlikte döndü. ‘Eğer bir hain değilsen bana babanın kafasını getir.’ Aerys teslim olmayacaktı. Adamım, Lord Rossart’ın kralla birlikte olduğunu söyledi. Bunun ne anlama geldiğini biliyordum.

Jaime ilk önce Rossart’ı daha sonra da Aerys’i öldürdü. Diğer günler de diğer ateş kahinlerini öldürmeye devam etti, böylece kralın son emri asla yerine getirilemeyecekti.

Bu eylem ise “Kral Katili” ve “Yemin Bozan” isminin takılmasına sebep oldu. Oysa muhtemelen hepimizin yapacağı bir şeyi yapmış, sizi bilmem ama böyle adama verdiğim yemini tutacak kadar da gözü kör bir insan değilim yani. Zaten Jaime’nin bu eylemini her daim yerinde bulmuşumdur, hiç yargılamam. Jaime burada bir şövalyenin yapması gerekeni yapmış ve zayıfları, masumları korumuştur. Eğer öldürmeseydi Kral’ın Şehrindeki herkes (Rhaegar’ın karısı ve çocukları dahil) ölmüştü.

Abla diyor ki Robert’dan Rhaegar’ı öldürdüğü için nefret etmiyorsunuz. Hatta ben de bir ekleme yapayım adam kendi akrabasını öldürdü ama kimse ona “Akraba Katili” de demiyor. Ve adamın onu öldürmesinde ki terk derdi de Lyanna’ya duyduğunu iddia ettiği aşk ki ben onun aşık olduğuna da inanmıyorum; tamamen şehvet, tutku ve sahip olma arzusu… Çünkü bu adamın aşkı uçucu bir şey yani, gece var gündüz kayboluyor. Onun elinden alınmasına duyduğu öfke ve kıskançlık… Buna rağmen Robert’a kötü gözle bakılmıyor ve seviliyor. (Şahsen ben sevmiyorum. :smiley: )

“…Katili, evet. Zavallı Aerys Targaryeni öldüren yemin bozan.” Jaime güldü. “Esef ettiğim Aerys değil aslında, Robert. Taç giyme töreninde, ‘Duydum ki sana Kral Katili diyorlar,’ dedi bana. Sonra güldü. ‘Bunu alışkanlık haline getirme sakın.” Neden kimse Robert’a yemin bozan demiyor? Diyarı parçalayan o ama boktan bir onuru olan benim”

“Robert yaptığı her şeyi sevgi için yaptı.” Brienne’in bacaklarından süzülen sular ayaklarının dibinde birikiyordu.

“Robert yaptığı her şeyi gurur, güzel bir yüz ve bir bacak arası için yaptı,” dedi Jaime. Yumruğunu sıktı… ya da bir eli olsaydı yumruğunu sıkardı. Koluna kahkaha kadar zalim bir acı saplandı.

Ned ve Robert; Kral’a sadakat yemini etmişti ve Robb da Walder Frey’e kızıyla evleneceğine dair büyük bir yemin etmişti ama üçü de yemini bozdular. Walder’a intikam aldığı için öfkeliyiz; neden Jaime yeminini bozdu diye onu hor görüyoruz ki? Kardeşiyle ilişkisi yahut Bran’ı aşağı attığı için mi kalan kısmı görmezden gelip, umursamıyoruz? Ablaya göre Jaime bunun bedelini ödedi, bu yüzden artık bu kısımların çok da önemi yok.

“Kesik bileğimin görüntüsü seni bu kadar çok mu rahatsız ediyor?” diye sordu Jaime. “Memnun olmalısın. Kralı öldüren elimi kaybettim. Stark çocuğunu kuleden iten elimi. Kız kardeşimi ıslatmak için bacaklarının arasına soktuğum elimi.” Kesik bileğini kızın yüzüne dayadı.

(Kişisel fikrim Ned’in sadakat yeminini bozması çok olağan zira bence ilk bozan Deli Kral olmuştu; babasını ve abisini yaktığında. Daha sonra Deli Kral Ned ve Robert’ın kellesini talep edince de isyandan başka çare kalmamış gibi görünüyordu. Bu yüzden Jaime’nin Yemin Bozması ile bir tutmak da doğru değil ki yukarıda söylediğim gibi şahsen gerekli bir yemin bozmaydı. Aslında şöyle bakınca Ned ve Robert’ın ki de gerekli gibiydi ama içimden bir ses baba ve abi ölmeseydi de bu isyan çıkacaktı, dediği için[bakınız; güneyli komplosu] çok fark etmiyor olabilir ama biz olmamış değil olmuş olana odaklı konuşalım. )

Ve Jaime, Çiçek Şövalyesiyle kaldı.

Bir kılıç gibi ince, esnek ve zinde Sör Loras Tyrell, kar beyazı bir keten tunik ve beyaz yün bir pantolon giymişti. Beline altın bir kemer takmış ve ipek pelerininin yakasını altın bir gülle tutturmuştu. Saçları yumuşak lüleler halinde dökülüyordu. Kahverengiydi gözleri, küstahlıkla ışıldıyordu. Bunun bir turnuva olduğunu ve onun sırasının geldiğini düşünüyor. “On yedi yaşında ve bir Kral Muhafızları şövalyesi,” dedi Jaime. “Gurur duymalısınız. Ejderha Şövalyesi Prens Aemon, Yeminli Kardeş olduğunda on yedi yaşındaydı. Bunu biliyor muydunuz?”

“Evet lordum.”

“Ben on beş yaşımdaydım, bunu biliyor muydunuz?”

“Onu da biliyorum lordum,” dedi Sör Loras, gülümsedi.

Jaime o gülümsemeden nefret etti. “Sizden daha iyiydim Sör Loras. Daha iriydim, daha güçlüydüm, daha hızlıydım.”

“Ve şimdi daha yaşlısınız,” dedi çocuk. “Lordum.”

Jaime gülmek zorundaydı. Tyrion duysaydı benimle zalimce alay ederdi, yeşil bir çocukla sidik yarıştırıyorum. “Daha yaşlı ve daha akıllı, sör. Benden bir şeyler öğrenmelisiniz.”

“Sizin Sör Boros ve Sör Meryn’den öğrendiğiniz gibi mi?”

Bu ok, hedefin çok yakınına saplanmıştı. “Ben Beyaz Boğa’dan ve Cesur Barristan’dan öğrendim,” diye karşılık verdi Jaime. “Sağ eliyle su dökerken, sol eliyle beşinizi birden öldürebilecek olan Sabah Kılıcı Sör Arthur Dayne’den öğrendim. Her biri iyi adamlar olan Dome Prensi Lewyn’den, Sör Oswell Whent’ten ve Jonothor Darry’den öğrendim.”

“Her biri ölü olan adamlar.”

Bu çocuk, benim, diye fark etti Jaime aniden. Kendimle konuşuyorum, o yaştaki halimle, bütün o kendinden emin kibre ve boş cesarete sahip halimle. O kadar erken yaşta o kadar iyi olmanın insana yaptığı şey bu.

Jaime, Loras’a bakınca kendini gördü; bir zamanlar ne olduğunu ve nasıl bu hale geldiğini fark etti. Starklar arasındaki bir seneye yakın esareti ve elini kaybetmesi; tüm bu kibir duvarından sıyrılmasını ve gerçekten kim olduğunu keşfetmeye başlamasına sebep oldu. Ablaya göre bunda Brienne’nin de payı var ki ben de bu yoruma katılıyorum. Jaime, zamanla Brienne’ye hayran olmaya ve takdir etmeye başladı; onun onur anlayışı, yeminlerini tutmak konusundaki gayreti aslında bir zamanlar Jaime’nin olmayı arzu ettiği şeydi. Yani ben de şöyle bir yorum ekleyebilirim sanırım; Loras, Jaime’nin bir zamanlar olduğu şey ise Brienne de olmak istediği şey… Ve şu an Jaime bu iki şey arasında geçiş süreci yaşıyor, bence.

Jaime’nin deyişine göre bir zamanlar Arthur Dayne olmak istiyordu ama yolda bir yerde Gülümseyen Şövalye’ye dönüşmüştü; yaptığı seçimler, aldığı kararlar ve yaptıkları yanlış ve korkunçtu.

Kral Katili unvanını zırh gibi giyinip, incinmemek için kullandı. Yani Tyrion’un bir zamanlar Jon’a verdiği tavsiyeyi en başta o kendisi için kullandı.

Jaime, Lannister Hanesinde Tyrion’a değer veren ve seven tek kişiydi de. Biliyoruz ki ona oldukça düşkün biri; Cat, Tyrion’u esir aldığında anında harekete geçmişti ve sert tepki vermişti. Bunu da kardeşini sevdiğinde yapmıştı Tywin gibi Lannister imajı vs. için değil.

Zamanla Jaime, Tyrion’un da uyandırmasıyla, Cersei’nin ne olduğunu anlamaya başladı ve artık yavaştan ona katlanamaz hale geldi. Onun birlikte olma tekliflerini kabul etmedi, Kral El’i olma talebini reddetti ve Cersei yardım için mektup gönderdiğinde mektubu yaktı.

“Hayır lordum. Kuş, Kral Topraklarından geldi. İzin istemeden okudum… bilmiyordum…” Üstat mektubu uzattı.

Jaime mektubu pencere sekisinde okudu, o soğuk ve beyaz sabah ışığında. Qyburn’ün kelimeleri kısa ve özdü, Cersei’ninkiler ateşli ve tutkulu.
Bana yardım et. Beni kurtar. Şu anda sana, daha önce hiç olmadığım kadar muhtacım. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Seni seviyorum. Hemen gel.

Vyman kapıda dolanıyordu. Jaime, Peck’in de onu izlediği fark etti. Üstat, uzun bir sessizliğin ardından, “Lordum mektuba cevap vermek istiyor mu?” diye sordu.

Mektubun üstüne bir kar tanesi kondu. Kar tanesi erirken mürekkep dağıldı. Jaime parşömeni dürdü, tek eliyle yapabildiği kadar sıkı, mektubu Peck’e uzattı. “Hayır,” dedi. “Bunu ateşe at.”

Abla, Jaime’nin artık Cersei’nin onu sevmediğini bildiğine inanıyor; o artık uyandı ve öğreniyor… Jaime artık olmak istediği adama doğru bir geçiş yaşıyor, son üç senede yaşadıkları onun kefareti idi ve muhtemelen bu yolda yürümeye devam ettikçe kefaret ödemeye de devam edecek ve istediği onurlu adam olduktan sonra son bir iyilik yapıp ölecek, diye düşünmekteyim.

Bence oldukça iyi yazılmış bir karakter; a iken b’ye dönüşmeye başlamış, o pişmanlıklar, süreç çok güzel işlenmiş. İlk başta kendisinden haz etmez iken şimdi kendisini yavaştan sevmeye başladım, hele Cersei saçmalığını da tamamen bıraktıktan sonra… :slight_smile:

Sizin için Jaime nedir? Nasıldır? Onun hakkında fikirlerinizi alalım.

 

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!

Önemli Cevaplar

  1. Ben böyle düşünmüyorum, sistem vs. ile ilgisi yok. Tamamen Jaime’nin Cersei tutkusu onu bu hale getirdi; çünkü görüyoruz ki en baştan beri aldığı her karar Cersei içindi. Misal Kaya’da kalmaya devam etseydi hiçbir zaman Kral Muhafızı olmayacaktı ve muhtemelen Lysa ile evlenecekti; kral katili vs. gibi bir duruma düşmeyecekti. En fazla konumun verdiği tipik bir Lannister kibriyle etrafta gezerdi, o kadar.

    Kral Muhafızları beni bozdu diye bir şey hatırlamıyorum aksine şunu hatırlıyorum; “Kral Muhafızları ne ara böyle sefil hale geldi? diye sorardı Arthur Dayne ve ben de “Benim yüzümden.” diye cevaplamak zorunda kalırdım. Kapıyı ben araladım ve tüm haşereler de içeri girdi.”

    Yaşama amacını yitirse idi ölmüştü çoktan. Onu en son oğluna odaklı gördüm, bir baba olmaya çalışacaktı; onu koruyacak, hayatta tutacak ve Cersei’in Joffrey’i dönüştürüğü şeyden koruma arzusuyla bıraktık. Yani eskiden yaşama arzusu Cersei iken şimdi oğul odaklı olmaya dönüşüm yaşamış gibi geldi ama muhtemelen Cat ile yüzleştikten sonra onurunu kazanma derdine yeniden düşecek, aslında zaten KL’ye döndüğünde bu derdi vardı; Sansa onun onuru için son şanstı, böyle söyledi ve bundan dolayı Brienne’yi onu bulması ve koruması için gönderdi.

    Sen şimdi elma ile armudu karıştırıyorsun. Burada bahsettiği 15 yaş meselesi; ettiği yeminin ne manaya geldiğini bilmeyen bir çocuk portresi… Benjen de aynı şey için Jon’u uyarıyordu. Yoksa onu bunu aşağı at, kral öldür, kardeşinle yat meselesi değil. Bunların yaşla hiçbir ilgisi yok. Zaten Jaime 15 yaşında ne yanlış yaptı ki? Kralı öldürmesi mi? Bu bir hata yanlış yahut ihanet değil bana göre, doğru bir hareketti. Cersei meselesi ise yine yaşla ilgisi yok, nitekim hayat boyu süren bir ilişki.

    Konu Jaime olduğu için bu konuyu fazla dallandırmak istemiyorum ama şunu söyleyebilirim; “Sevdiğimi kaçırdılar, tecavüz ediyorlar!” diye isyanlara çıkan bir adamın fırsat bulunca fahişelerle düşüp kalkıp piç peydahlamasını beklemem. Burada Lyanna’nın sözleri kulağıma çalınıyor; “Aşk tatlıdır, Ned ama bir insanın doğasını değiştirmez.” Robert’ın tek yatakla yetinmeyeceğini anlamıştı Lyanna.

    Katılıyorum, bana göre ikisi de iğrenç bir ilişki; alkış falan tutmadım aksine ööö diyorum.

  2. Jaime bu serinin en baba karakteridir. Seride en kilit karakterlerden biridir. Yaptığı şeyler westerosun kaderini belirlemiştir.

  3. kitap bitmiş olsaydı haklılar derdim sansa konusunda hiç bir özelliği yok diye.ama karakter gelişimi tamamlanmamış karakterlerden birisi kendisi.şu an henüz çaylak öğrenci. diğer, sansa’dan neden nefret ediyorlar konusunda @YeniAy_Ottoman’ın çevirdiği greyarea yazmış ki,işte sansa’yı savunanlar yaşının küçüklüğünü öne sürüyor ama arya’da küçüktü.yani yaş bir etken değil yazmış. burada ki jaime konusunda da -belli ki greyarea nın sevdiği bir karakter- işte yaş olarak çocuktu filan yazmış.benim isyanım buna. :smile: arya’da hatasız bir karakter değil ki, en basitinden tutup basit bir yaveri öldürmesi daha 9 yaşındayken. veya jaqen e 3 isim verirken gidip önemsiz insanların isimlerini vermesi.tamam hadi 3 isimden biri kaçmak içindi ona bir şey demiyorum ama diğer ikisinin hikayeye hiçbir etkisi yoktu. tutup tywin diyebilirdi, ya da mountain-hani yakınlardaki insanlardan-. joffrey ve cersei’de diyebilirdi. kendi de diyor zaten çok aptalca davrandım bu insanların hiç önemi yoktu diye. çocukca sebeplerle isim veriyor zaten.çocukluk hata yapmak için gayet yeterli bir etken bence. ben kitaptaki dany’ye bu yüzden çok yüklenmemeye çalışıyorum mesela.evet büyük hataları var ama çoğu zaten tecrübesizlikten yapılmış hatalar.
    bu arada katılıyorum,aile gerçekten büyük etken. :slight_smile:

  4. Sanırım sorunun temelinide bu oluşturuyor.Diger karekterler icraate baslarken Sansa’nın halen öğrenci olması.Tabii bu icraat yapmayacağı anlamına gelmez.Belki önemli bir ise imza atacak kim bilir ?

    Mevzu yaş degil.Karekter ! Kim bana hitap ediyor ? Kimi kendime yakın hissediyorum ? Kim cimi rahatlatıyor ? bunlara bakılır ve bunları karsılayan karekterle empati kurulur.Hataları gormezden gelinir veya bir sebebe baglanır.bu kadar basit.Her kim ki yastan bahsediyorsa inan et o vırrrr atıyor :joy:

    Hic biri hatasız degil.Bir onceki yorumda da belirttim hepsinin kusurları,gunahları ve sevapları var.Mesela bende Arya’ya cok kızdım.“Kasabın ogluyla iki kılıc salladın.Sandor’la bir suru sey yasadın.Eee Sandor senin arkadasini kralin emriyle oldurdu ama seninde defalarca hayatını kurtardı.Halen atarlanıp duruyorsun.yok listene ekliyorsun,acı cekmesi icin olume terk ediyorsun.” seklinde soylenmisligim coktur.Ama bazen yanlis dedigimiz sey aslında dogrudu cikabikiyor ya da bir seye vesile olabiliyor…

    Arya : Sandor’un dedigini yapsaydi yani bicaklasaydi karekteri bir daha goremezdik.Onu o sekilde terk etmesi Sandor’u tekrar gormemize vesile oldu.

    Jaime: Bran’ı ittigi icin cok kizdik ama o olay yasanmasaydi 3 kuzgun hikayesi yalan olurdu.

    Jon : Ygritte mevzuna çok kızdık,yabannılara yalan soylemesini yadırgadık ama oyle yapmasaydi buyuk ihtimalle oldurulurdu.

    Sansa : Egilip,bukulmesine cok kizdik ama boyle yapmasaydi coktan oldurulurdu.

    Bunlar gibi cok ornek var.Ben kitap/Dizi karısık gidiyorum umarım kafanı da karıştırmamısımdır :joy:

    karekter analizlerini yapabilmek icin kitapları ön yargısız okuyorum.bu yuzden yanlıs anlasılabilirim.“Laaa bu dun boyle diyordu bugun boyle diyor masallah asena gibi kıvırıyor” demeyin :joy: Dizide sevmedigim karekterlere daha da bir onem gosteriyorum.buna Joffrey ve Cerse dahil.onlarla empati kurmaya calıyorum.zaten oteki turlu kitapları okumanın bir manasi kalmaz.Mesela joffrey’in kırılma anı Arya ile yasadıgı mevzudan sonra olmus.o vakte kadar gıcık,mıcık deniyor ama yamugunu gormuyoruz.Sansa’ya karsi gayet kibar davraniyor.Arya ile yasadigi olayda da sarhos mus.dizi bunlara girmedi ama bunlar onemli ayrintilar.Neyse konuyu iyicene dagittim baslık Jaime ile ilgili ben butun karekterleri saydım.Kusura bakma @YeniAy_Ottoman :grin:

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!

49 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar