Selamlar,

Bir süredir forumun sağında solunda konusu geçen ilgi çekici bir konu var. Şahsen ilk başlarda soğuk baktığım ama zamanla ısındığım bir konu; Sansa ve Sandor ilişkisi. Konuya dair birkaç araştırma yaptım, açıkçası tatmin edici bir seviyede kuram bulamadım. Fakat asoiaf-theories ve bridgte4(Youtube)’in videosunda alıntılar konusunda faydalandım.

SORULAR:

1- Sansa ve Sandor arasında romantik bir yakınlaşma gerçekleşebilir mi?

2- Sandor, Sansa’nın koruması mı olacak?

OLASI İŞARETLERİ

Sandor’un görünürde ölü olduğu söylendiği aşikar. Aslında daha çok Tazı öldü, şeklinde lanse edilse de dizide olduğu gibi canlı kanlı bir yerden ortaya çıkması halinde Sansa ile yollarının kesişmesi ve onu korumaya başlaması mümkün mü? Aslında gayet mümkün.

  • İlk olarak Sandor, Arya ile Vadi’ye gitmeye karar vermişlerken çeşitli sebeplerle bunu yapamamışlardı. Geri dönmesi halinde kendince sebeplerle Vadi’ye gitmek zorunda kalabilir ve orada onu bulabilir. Görünürde güneye geri dönmek için bir sebebi olmadığına göre, daha önce gitmeyi deneyip gidemediği Vadi, istikameti olabilir. Kuzey de ileride bir ihtimal gibi görünse de soğuk kuzeye karşı ilgisi olmadığını Arya ile konuşmasından anlıyoruz. Nitekim Sansa şu an Vadi’de ve tahminen 7. kitaba kadar kuzeye dönmeyebilir.
  • Sandor’un Sansa’ya aşık olduğu göz önüne alındığında, onu koruma arzusu duyması çok olağan, bilhassa LF’nin kapanına kısıldığını gördükten sonra. Elbette ki Ned’in ölümündeki payı da bildiğine göre bu, onu bu karara almaya itecek bir ikinci sebep olacaktır.
  • KL’deki sahneler boyunca Sandor, tamamen olmasa da yer yer Sansa’yı bazı konularda korumuştur, elinden geldiğince; Dantos’un öldürülmemesi için yapılan yalanı destekleyerek; Joff’u itecekken önüne geçip engelleyip onun da ölümünü engelleyerek ve şehirde tecavüzden kurtararak.
  • Sansa’nın geldiği son noktaya bakacak olursak artık Sandor’dan eskisi gibi korkmadığını/korkmayacağı sonucunu çıkartabiliriz. Böylece arada geçirdikleri zaman ağzı bozuk, sert ve tehditler yağdıran kötü huylu savaşçının içinde iyi bir şeyler olduğunu görmesini sağlayabilir. Nitekim yüzünün yandığı hikayeyi duyduğunda onun için üzülüp, korkmuştu.
  • Sansa yakışıklı ve kahraman şövalyeler hayali kuran bir genç kız iken Sandor da bu hayallerdeki şövalyelerin tam zıttı bir anti-kahraman, üstüne şövalyelerden nefret ediyor. GRRM’in ironi mantığını göz önüne alırsak ikisi arasında bir çekim yaşanıp, karşımıza zevkle okuyacağımız bir GÜZEL-ÇİRKİN hikayesi çıkabilir.
  • Bir de Sansa ve Sandor isimlerinin ilk üç harfinin de uyum içinde olması ayrı hoş bir ayrıntı ama elbette sadece tevafuk da olabilir.
  • Sandor 30 yaşında genç bir erkek, yani öyle yaşlı bir tip değil. Haliyle çok uyumsuz bir yaş var aralarında diyemeyiz, nitekim bu evrende çok şaşılan bir yaş aralığı sayılmaz.

Bununla ilgili imalar olabilir? %100 kesin diyemesem de ihtimal dahilinde diyorum.

Rahibe Mordane, Sansa’nın hareketini onaylamadığını belirtir şekilde burun çekti. “Bir leydi köpeğinimasada beslemez,” dedi. Bir parça petek kopardı ve balı, ekmeğinin üzerine akıttı.

“O bir köpek değil, bir ulu kurt,” diyerek düzeltti Sansa. O sırada Leydi sert diliyle Sansa’nın parmaklarını yalıyordu.

Bu kısmın ileride Sandor’un ‘koruma’ meselesine ima olduğunu düşünenler var.

Pürüzlü sesi hafifleyip duyulmaz oldu. Sansa’nın gözlerinden saklanmış, gece karanlığını üstüne çekmiş dev bir şekil, yere çökmüş halde öylece duruyordu. Sansa adamın düzensiz nefes alışını duyabiliyordu, üzgündü ve korkusu kaybolmuştu.

Sessizlik uzadıkça uzadı ve Sansa tekrar korkmaya başladı ama kendisi için değil, adam için korkuyordu. “O gerçek bir şövalye değilmiş,” diye fısıldadı.

Yukarıda bahsettiğim; Sandor’un içindeki yarayı görme ve ona karşı bir sempati/empati duygusu ile yaklaşması. Kadınların yaralı erkeklere karşı bir zaafı olduğunu söyleyebilirim aslında. Nitekim Cersei de Rhaegar’ı ilk gördüğünde hüzünlü bakan gözleri içini cıs etmiş, onun yaralarını saracak kişi olmayı düşünmüştü.

“Gel bakalım, kafesine dönüyorsun küçük kuş. Seni ben götüreceğim. Seni kraldan koruyacağım.

Bir köpek senin uğruna çekinmeden can verir ve asla yalan söylemez, yüzüne doğrudan bakar.” Sansa’yı çenesinden tutup başını kaldırdı. Parmakları kızın yüzüne geçmişti. “Kuşlar bunları yapamaz, değil mi? Bana şarkı da söylemedin.”

“Ben… Florian ve Jonquil hakkında bir şarkı biliyorum.”

“Florian ve Jonquil mi? Bir sersem ve onun fahişesi. Almayayım. Ama bir gün bana şarkı söyleyeceksin, istesen de istemesen de.”

Sandor korumaya devam ediyor.

Çığlık attı. Gözlerinden yaşlar boşanıyordu. Birazdan sona erecek. Bir süre sonra darbelerin sayısını karıştırmıştı.

Tazı’nın, “Yeter,” diye kükrediğini duydu.

“Yetmez,” dedi kral. “Boros, şunun kıyafetlerini çıkar.”

“Kıza örtünebileceği bir şeyler verin,” dedi İblis. Sandor Clegane pelerinini çıkarıp Sansa’ya attı. Sansa pelerini yakalayıp göğsüne bastırdı, parmaklarını beyaz yüne geçirdi. Kaba dokuma tenine batıyordu ama daha önce hiçbir kadife bu kadar iyi hissettirmemişti.

Sandor’un pelerinine sımsıkı sarılması ve güvende hissetmesi dikkate değer bir ayrıntı. Benzer bir pelerin meselesi ileride bir iki kere daha tekrar edecek. Hepsi de Sandor’un peleriniyle alakalı.

Hatta en sonunda, İblis Tyrion ve Tazı için bile söyledi. O gerçek bir şövalye değil ama öyleymiş gibi kurtardı beni, dedi Anne’ye. Mümkünse onu koru ve içindeki öfkeyi körelt.

Burada Tazı’yı yavaştan umursamaya başladığını, elbette onu kurtardığı için minnet de duyduğunu görüyoruz ki bunu ileride yeniden hatırlayacak ve LF için içinden; “Beni Tazı kurtardı, sen değil.” diyecektir.

(Aslında Tazı için söylenenler doğru ise ve hayatta ise Sansa’nın duasında olduğu gibi sonunda içindeki öfke körelmiş olabilir. Arya ile bir süredir yaşadıkları kasabadaki sıradan hayat, Sandor’un hoşuna gitmişti ve eğer bir köşeye çekilmiş her şeyden uzakta yaşamaya karar vermişse, dua kabul olmuş olabilir.)

“Seni koruyabilirdim,” diye hırladı. “Hepsi korkuyor benden. Bir daha kimse incitemezdi seni, onları öldürürdüm.” Sansa’yı kendine çekti, bir an için adamın onu öpeceğini düşündü Sansa. Karşı koyamayacağı kadar güçlüydü. Bir an önce bitmesini isteyerek gözlerini kapadı ama hiçbir şey olmadı.

Ünlü öpücük/şarkı sahnesi. Bundan sonra Sandor ve Sansa’nın yolları ayrılıyor.

Sansa tuhaf bir duyguyla elini kaldırıp parmaklarıyla adamın yanağına dokundu. Oda onu göremeyeceği kadar karanlıktı ama kanın yapışkanlığını hissedebiliyordu ve kan olmayan bir ıslaklığı. “Küçük kuş,” dedi adam bir kez daha. Sonra kalktı. Sansa kumaşın yırtıldığını duydu ve ardından, uzaklaşan adımların daha yumuşak sesini.

Epey zaman sonra yataktan kalktığında yalnızdı. Tazı’nın pelerinini yerde buldu, sıkıca burulmuştu; beyaz yün, kan ve ateşle lekelenmişti. Gökyüzü daha karanlıktı artık, yıldızların arasında dans eden birkaç yeşil hayalet vardı sadece. Soğuk bir rüzgâr esiyordu, pencereler çarpıyordu. Sansa üşüdü. Yırtık pelerini açıp sırtına altı ve kambur halde yere oturdu, titriyordu.

Benim sevdiğim alıntılardan biri, Sandor’un gerçekten ne kadar aşık olduğunu gösteriyor bence. Sonrasında Sandor, pelerini yine atıyor ve bizimki onu alarak, Sansa yine Sandor’un pelerine sımsıkı sarılıyor, üşümekten kurtulmak için. Biliyoruz ki pelerini saklamaya devam ediyor ve bunu neden yaptığını dahi bilemiyor.

Hayali Öpücük

SanSan kuramında en çok üzerinde durulan konu Sandor’un öpmediği halde öptüğünü ve nasıl hissettiğini hatırlamasıdır.

Bunun Sansa’nın içten içe Sandor’a karşı ilgisine yoruyorlar yahut bir temel oluşturduğunu.

Megga şarkı söyleyemiyordu ama öpülmek için çıldırıyordu, bazen Alla’yla birlikte öpücük oyunu oynadıklarım itiraf etmişti. Bir erkeği öpmeye benzemiyordu gerçi, hele bir kralı öpmeye hiç. Mcgga’nın, Tazı’yı öpmekle ilgili ne düşüneceğini merak ediyordu Sansa. Sansa onu öpmüştü. Adam mücadele gecesi Sansa’nın odasına gelmişti, kan ve şarap kokuyordu. Beni öptü, beni ölümle tehdit etti ve beni onun için şarkı söylemeye zorladı.

Robin’in öpücüğünü sırasında Çiçek Şövalyesini hayal etmeyi düşünürken bir anda Tazı’yı düşünür buluyor. Dahası “bana kanlı bir pelerinden başka bir şey bırakmadı.” demesi dikkatimi çeken bir diğer ayrıntı; sanki bir aşığın sevgilisinden bahsetmesi havası veriyor ki ne bırakmasını bekliyordu ki hayıflanıyor?

Eğer gözlerimi kapatırsam, onun Çiçek Şövalyesi olduğunu hayal edebilirim.
Sör Loras bir zamanlar Sansa Stark’a bir gül vermişti ama onu hiç öpmemişdi… ve Alayne Taş’ı hiçbir Tyrell hiçbir zaman öpmezdi. Alayne güzeldi ama yatağın yanlış tarafında doğmuştu.

Çocuğun dudakları onun dudaklarına değerken, Alayne kendini başka bir öpücüğü düşünürken buldu. Adamın zalim ağzı onun ağzına kapanırken kendisini nasıl hissettiğini hâlâ hatırlıyordu. Yeşil ateş gökyüzünü doldururken, adam karanlıkta Sansa’nın odasına gelmişti.
Bir şarkıyla bir öpücük aldı ve bana kanlı bir pelerinden başka bir şey bırakmadı.

Elbette savaş gecesi yaşananları düşünür isek Sansa’nın bu şekilde hatırlıyor olması ilk başta mantıklı gibi geliyor ama GRRM’in bu konuda bir açıklaması var.

“You will see, in A Storm of Swords and later volumes, that Sansa remembers the Hound kissing her the night he came to her bedroom… but if you look at the scene, he never does. That will eventually mean something, but just now it’s a subtle touch, something most of the readers may not even pick up on,” ” Kılıçların Fırtınası ve daha sonraki ciltlerde göreceksiniz ki Sansa, Hound’un yatak odasına geldiği gece, onu öpmesini hatırlar… ama sahneye bakarsanız asla yapmaz. Bu, sonunda bir şey ifade edecek, ama şimdi sadece ince bir dokunuş, okuyucuların çoğunun yakalayamayacağı bir şey ”

-GRRM, per Westeros.org

Ayrıca onun psikolojisi açısından ne ifade ettiği? ile ilgili bir karşılık vermesi yanında SanSan ilişkisi ile ilgili sorulan bir soruya evet yahut hayır demeden, okumaya devam edin diyerek karşılık veriyor.

Bazı şeyleri yanlış hatırlaması ve “güvenilmez anlatıcı” sözü yüzünden, GRRM’in Sansa için romantizm dışında planları ile ilgili olduğunu düşünsem de Sansa’nın yanlış hatırlamayı seçtiği olayların en başında Tazı ve Öpücük sahnesi olmasını manidar buluyorum. Bu yüzden belki bir araya geldiklerinde aralarında romantik bir çekim başlayabilir, diye düşünüyorum. Tatlı aşıklara dönüşüp, evleneceklerini düşünmüyorum elbette ama demek istediğimi anladınız.

Sizin fikirleriniz nedir? Gözden kaçırdığım bir şey varsa belirtin.

Önemli Cevaplar

  1. Simdi sana “Sandor’un akibeti belli degil ki ? öldüğü soyleniyor.ölen bir karekter için teori kasmak saçma” diyenler olabilir.olur demiyorum,olabilir diyorum ! Ekşi sözlük yazarlarından DARTH KAİSER nickli kardeşimiz bu konuyla ilgili şöyle bir analiz yapmış :

    "serinin en nefis şahsiyetlerinden birisi. iyi mi kötü mü belli değil. tam gri bölgede bu arkadaş ve şahsımca en baba karakterlerden birisi.
    şimdi spoiler kısmında, hakkında detaylı bir değerlendirme yapmaya çalışacağım… seriyi kitaptan değil de diziden takip eden arkadaşlarımızı rencide etmemek adına… kitapları okuyan (en azından 4. kitabı bitirmiş) kardeşlerimiz gönül rahatlığıyla okuyabilirler…

    — spoiler —

    brienne of tarth zırhlar içinde iken, malumunuz erkek sanılan bir kadın. 1.98’lik bir zırhlı şövalye görünce içinden kadın çıkacağını ummak cidden delilik… kendisini böyle sevdik hürmet ettik… clegane biraderler de bu seride boyları ve ebatları ile dikkat çeken abiler. sandor kardeşimizin de boyu 2.07 filan. tam bir dev. abisi devin hassosu ama o ayrı, mevzumuz sandor. şimdi bu bilgi cepte dursun…

    1. kitabımızın (epsilon, sibel alaş ç. versiyonundan söz ediyorum) sayfa 154’üne gidelim şimdi. brienne ablamız ve yoldaşları sessiz rahiplerin diyarı olan sessiz ada’dalar. günahlarının kefaretini, tefekkür, dua ve sessizlikle ödemeye çalışan insanlardan mütevellit ruhani bir yer. sadece kıdemli kardeş (liderleri gibi bişi) ve gözetmenlerin konuşmasına izin veriliyor. bu gözetmenler de haftada sadece 1 gün konuşabilmekteler…

    ne diyorduk 154. sayfa… evet bizimkiler mekana giriş yaparlar… tasvirler, betimlemeler arasında şöyle bir pasaj dikkatimizi çeker (veya öldüğünü sanan arkadaşlarımızın çekmez), der ki: "… daha yukarıda, koyun güden üç çocuk gördüler ve bir mezarlığın yanından geçtiler. brienne’den daha iri bir kardeş bir çukur kazmaya çalışıyordu; adamın hareket ediş şeklinden, bacağının sakat olduğu anlaşılıyordu. adam bir kürek dolusu taşlı toprağı omzunun üstünden arkaya atınca, toprağın bir kısmı brienne ve yanındakilerin ayaklarına denk geldi. kardeş narbert onu “daha dikkatli ol!” diye azarladı. “rahip meribald’in ağzı toprakla dolabilirdi”. mezar kazıcı başını öne eğdi. köpek onu koklamak için yanına gidince, adam küreğini bıraktı ve hayvanın kulaklarını kaşıdı.

    “bir çırak,” diye açıkladı narbert.

    şimdi bu açıklamanın bulunduğu paragraf ise aslında şöyle başlamıştır: “yukarı çıkarken bir düzine kardeşle karşılaştılar.; kahverengi ve boz cübbeler giyen başlıklı adamlar, …”

    burada bir soluklanalım… elimizde ne var ona bir bakalım? tüm diyarın en iri yarı şahıslarından biri olan brienne’imizden daha iri bir kardeş var… cübbeli, yüzü kapalı… kendisi çırak seviyesinde bir çömez… yeni yani mekanda… hmmm

    devam ediyoruz… sayfa 158’den 159’a geçen paragrafta bakalım neler denmiş? "… çırakların çoğu podrick’le yaşıt ya da ondan küçüklerdi (bu arada podrick kardeşimiz 10 yaşında olarak zikredilir kitabımızda) ama yetişkin adamlar da vardı; tepede karşılaştıkları tuhaf yürüyüşlü, yarı sakat, iri mezar kazıcı onların arasındaydı.

    duruyoruz… abimiz kesinlikle çömez… çocuk yaşta eğitilenlerin arasında bir ayı olarak yerini almış… demek ki sonradan bir tövbekar kendisi… devam ediyoruz…

    kıdemli kardeş - brienne diyalogları… tazıyı anlatan… sayfalar 160 sonu diyelim, 161 başı diyelim:

    “… yanlış kızı kovalıyorsunuz leydim. eddard stark’ın iki kızı vardı. sandor clegane’in kaçırdığı kız diğeri, küçük olan.” vay vay vay

    neyse devam ediyoruz…

    "… kızın nerede olduğunu, hatta yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum. bununla birlikte bildiğim bir şey var. peşine düştüğünüz adam öldü.
    aha da şu an öldüğünü öğreniyoruz sandor clegane’ciğimizin… ama yer miyiz? hayır dostlar hayır… devam edelim…

    "… … bu yeni bir sarsıntıydı. “nasıl öldü?”
    “kılıçla. tıpkı yaşadığı gibi.”
    “bunu kesin olarak biliyor musunuz?”
    "onu bizzat gömdüm. isterseniz mezarının nerede olduğunu söyleyebilirim… "

    sonra 161’in ortasından 162. sayfaya kadar geniş bir portresini çizer kıdemli kardeş… ona acıdığından bahseder… esasen bilahare anlatacağı kendi hikayesi ile empati yapmaktadır… üstüne basarak şu cümleyi kullanır:

    “huzura kavuştu.”

    sonra kendisinin de bir zamanlar şövalye ve daha önemlisi günahkar olduğunu ve bu sessiz ada denen mekana gelesiye kadar yaşadığı hayatı nakleder. bu naklediş esnasında kurduğu enteresan cümlelerden biri (sayfa 163):

    “ne zaman değişti?” diye sordu briennne.
    “üç dişli mızrak savaşı’nda öldüğüm zaman. …”

    abimiz fiziken ölmemiştir ama metafor kullanır, çünkü o bahsettiği savaş sonrası eski hayatı ve kimliği ölür hatta bizzat şu cümleyi de söyler:

    “ölmek yerine burada, sessiz ada’nın üstünde uyandım. kıdemli kardeş (bunun o adaya ilk geldiği zamanki kıdemli kardeş), isim günümdeki kadar çıplak bir halde kıyıya vurduğumu söyledi. … … hepimiz çıplak doğduk. sanırım en uygun olan, ikinci hayatıma aynı şekilde başlamamdı. ondan sonra on yılı sessizlik içinde geçirdim.”

    brienne aslında bu kadar teferruatla kendi hikayesini anlatan kıdemli rahip’in maksadını anlayamamıştır… yazarımız da zaten sayfa 163’ün sonunda direktoman bunu yazar:

    “anlıyorum.” brienne, adamın bütün bunları neden anlattığını ya da adama ne cevap vermesi gerektiğini bilmiyordu.
    “anlıyor musunuz?” adam öne eğildi, kocaman elleri dizlerindeydi. “o halde şu arayıştan vazgeçin. tazı öldü, sansa stark zaten yanında değildi. … …”

    değerli arkadaşlar sayfalar boyu kıdemli kardeşin hikayesi, iri yarı mezar kazıcısı vs muhabbetler boşa değildi. george martin abimiz esasen basbas bağırmış bize sandor clegane’in ölmediğini… hatta bizzat atının ahırda olduğunu aynı pasajlarda okuyoruz. kendisi besbelli ki onu en son bıraktığımız o feci durumda bu kıdemli kardeşçe bulunup, iyileştirilip, sessiz ada ekibine dahil edilmiştir. zaten kitapta hep gri bir karakter olarak dikkatimizi çekmişti. gerek sansa, gerek arya’ya olan yardımları, ne bileyim joffrey piçini terkedişi vs vs

    dediğim gibi, sandor abimizi öldü olarak kabul eden değerli arkadaşları bahsettiğim brienne bölümünü tekrar okurlarsa, kendisinin hayatta olduğu gerçeğinin bir su zerreciği gibi berrak şekilde gözlerinin önünde olduğunu fark edeceklerdir. sandor reis’in şahsının hastası bir okur kardeşiniz olarak size bu tespitlerimi derlemek ihtiyacı hissettim.

    baki hörmetler."

    https://eksisozluk.com/sandor-clegane--2893938?p=3

    GrrM öldürdüğü karekterleri açıktan yaıpıyor. ve bu konuda hiç tereddüt etmiyor ama gel gör ki Sandor da bunu yapmadı.Arkadaşında belirttigi gibi tasvirlerle,betimlemelerle ve metafor yoluyla Sandor’un yaşadıgını ima etti.Ee tabii herkes bizimle aynı fikirde olacak diye bir şey yok.inanan inanır,inanmayan inanmaz. bu bilgi cepte dursun…

    Dizi ile Kitaplar arasındaki en büyük fark.Sansa mevzusudur.Dizide Gregor’la olan husumeti ön plandayken kitaplarda Sansa’nın daha ağır bastığını görüyoruz ve kitaplarda Gregor öldüğüne göre (Gregor ölmedi şekil değiştirdi bkn : Robert strong :grin: ) ,Sandor’un dönüşü yada bu yöndeki ima bize bir tek şeyi ifade ediyor ; bu işin sonu Sansa’ya bağlanacak.bu kadar basit.

    *Sandor’un etrafında bir sürü hatun varken Sansa’ya takması
    *Gaddar bir görüntü çizerken Sansa’ya merhamet göstermesi ve karekterindeki değişim
    *Sansa’nın ona bakış açısı.seninde değindigin gibi sanki aşığıymış gibi bahsetmesi.

    bunlar vb. tesaduf değil çünkü Grrm’e tesadufleri sevmez :wink: Sansa’cı arkadaşların hoşlarına gitsin veya gitmesin bu karekterler birbirleri için yaratılmış.Ben bu işin sonunun kışyarı düğün salonunda nihayete ereceğini düşünüyorum :grin:

  2. Biz diriltmeye çalışıyoruz siz öldürmeye.Ayıp çokkk ayıppp :grin:

  3. Evet, onun için ölebilir diyen de var. Bu adam da sadece onun için ölür zaten, başkası için değil. :slight_smile:

    Sınıf farkları yok, ikisi de soylu haneye mensup. Evlenmek istese kim engel olacak? Jon mu? Arya mı? Sence “sizin sınıf farkınız var!” der mi bu ikisi?

    Yaş da önemli değil, Tyrek miydi ne kundaktaki bebekle evlendi. Jon Arryn kızı yaşındaki Lysa ile evlendi. 30 yaşındaki birinin 14-15 yaşındaki biriyle evlenmesi yahut aşk yaşaması abes kaçmaz. Rhager bile 20’lerin sonlarındaydı; Lyanna öldüğünde 16 idi. Ha bence de evlenmezler, o başka. Jorah ve Dany gibi idi bir bakıma şu ana kadar zaten; karşılıksız aşk vs. Sonrasında Sansa da yanında kalmasından memnun olur vs. evet, mümkün ama romantik bir çekim de olabilir.

    Sandor, geçmişte bir tek yüzüne yapılanlar yüzünden yaralı olmayabilir, başka şeyler de olabilir yaşadığı. Oğlanı da belki öldürmemiş olabilir mi acaba? Gaddar bir katil gibi görünmeyi tercih ettiğini biliyoruz.

    Ruhu bu kadar yaralı bir insan, aşkına kavuşamayacaksa ancak ölümle huzur bulur amaaa.

  4. Kitapta kralın şehrini terk etmeden önce Sansa’yı öptü. Dışarıda Stannis surlara dayanmış, Sandor belkide öleceğini ve bir daha görüşemeyeceklerini düşünüp “gel buraya küçük güvercin” diyip leş gibi alkollü ağızıyla sansayı öptü. Hiç yakışmıyorlar zaten. Sandor platonik takılıyor işte. Aseksüel bile olabilir pek kadınlarla arası yok.
    Ayrıca Sansa ona sümüğünü atmaz.

    Üstteki konu ile ilgili.
    Lütfen dedikodu yapmayalım. Forumun en eğlenceli üyeleri banlanıyor, sonra üç kişi kendi aranızda tartışmalar yapmaya devam ediyorsunuz. Çok sıkıcı oluyor. Forum trollerle her zaman daha aktif ve daha kalabalık. Böyle tadı çıkıyor. Ben hiç rahatsız olmadım olmuyorum trollerden.

    Ben hesapların askıya alınmasına karşıyım.

    Bana komplo kurup sonra kendileri banlanan iki kafadara bile üzüldüm. Kin beslemiyorum açıkçası alt tarafı bir forum. Bir salaklık etmişler ki yaşları gereği normal. Bırakın takılsınlar.

    Eğer birileri banlanacaksa mesela Cennet mahallesi dizisi hakkında analiz yapanları banlayabilirler. Bence asıl vandallar onlar. Komik desen değil, trol desen değil, ciddi zaten değil. Öyle garabet garabet konular var. Banlanan arkadaşların hepsi zeki komik ve mizah anlayışı olan insanlar.
    Çokta boş beleş adamlar değiller. Banlanan arkadaşların bir çoğunun viki kısmına ve foruma katkılarını ben biliyorum.
    Eski üyeler bunlar biraz hatırları olmalı.

    Aslında her seferinde neden avukatlığa soyunuyorum bende bilmiyorum. Herşeye maydanoz olmaktan kendimi alamıyorum bir türlü.

  5. Kaldı ki maksat forumda muhabbet etmek ve eğlenmek, kökten kestirip atıp terslemek de hoş bir hareket değil kanımca.

    Miro, sen hafiye falan mısın? Nereden buldun adamın 4 yıl önceki yorumunu? :smiley:

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

39 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar