Bu soruya karşılık bir çok cevap verilebilir; kimisi piçliği yüzünden mağdur olmasına sempati olarak bakar, kimisi bir Stark olarak hanenin geleceğini onda görür yahut onun Azor Ahai olduğunu düşünüp kurtarıcı gözü ile bakar. Ben kendi çapımda neden kendisini sevdiğime dair fikirlerimi paylaşacağım.

Kışyarı Piçi

Jon onun kadar inatçı biriyle hiç karşılaşmamıştı, belki kardeşi Arya dışında. O hâlâ benim kardeşim mi? diye merak etti. Peki kardeşim miydi? Jon asla gerçek bir Stark olmamıştı, Lord Eddardin annesiz piçiydi sadece, Kışyarinda Theon Greyjoy’dan fazla yeri yoktu ve bu kadarını bile kaybetmişti.

Aslında Jon Snow karakterini dizi ile tanıdım. Bir çok kişi gibi başrol karakterlere karşı doğrudan bir sempati ve ilgiyle başladığımı söyleyebilirim. Diğer yandan piç olmasının getirdiği konum da onu gözümde mağdur biri olarak görünmesini sağladı. Hatta babam bile birkaç bölüm izleyince oğlana sempati duydu bu yüzden (Biliyorsunuz, Kit’in küçük Emrah bakışları var.) Ayrıca dürüst olmak gerekirse oldukça hoş bir tipi olması da etkili oldu onu sevmemde. Lakin uzun süre bu ilgim ve sevgim tamamen yüzeyseldi. Yani ortada bir hayranlık falan olmadığı gibi klasik bir “başrol” ilgisiydi, o kadar.

Fakat bu durum kitapları okuyana kadardı. Ne zaman kitaplar bitti, Jon Snow’u daha yakından tanıdım ve işte o zaman işte gerçek manada sevgim ve ilgim derin bir ilgiye hatta hayranlığa dönüştü.

En önce dizinin aksine kitapta Jon Snow’un doğum şekli yüzünden çektikleri daha net karşımıza seriliyor; sürekli bir dışlama, kötü bakış ve ön yargılar. Biliyorsunuz ki Diyar’da piçler habis yaratıklar olarak görülüyor; günah ve ihanetin yaşayan, vücut bulmuş halleri. Doğal olarak da onlardan da beklenen şeyler tam olarak bu. Bu da gerçekten de insanda bir mağdur kişi havası yaratıyor ve ister istemez mağdur kişiyle bir bağ kurmaya başlıyorsunuz.

Jon’un kardeşi Sansa dışındaki tüm kardeşleriyle arası iyi idi hatta bilhassa Arya ve Robb ile. Ned Stark’ın ona öz oğlu gibi davranıp, yanında bir uygun bir konum verdiği bir gerçek. Onlar gibi eğitildiği, kılıç öğretildiği de bir gerçek. Lakin eninde sonunda -misal kraliyet ziyafetleri gibi- doğum şeklinin yüzüne vurulduğu anlar sık sık karşısına geliyordu. Hatta bir noktadan sonra artık öyle kanıksamıştı ki yıllar sonra bile insanların yargısı onun kararlarını, bir şeye hakkı olup olmadığını -Misal Kışyarı Lordu olmak gibi- sorgulamasına ve layık olmadığına kanaat getirmesine neden oluyordu.

“Sen yemeklerini kardeşlerinle birlikte yemiyor musun?” diye sordu.

“Genelde birlikte yiyoruz ama bu gece Leydi Stark bir piçin kraliyet ailesinin masasına oturmasının hakaret olacağını düşündü,” diye cevap verdi Jon tatsız bir sesle.

Yürümeye başladıklarından itibaren her sabah birlikte talim yapmışlardı; Kar ve Stark, Kışyarının avlularında koşup kılıç sallamışlar, bağırmış ve gülmüşler, etrafta görecek kimse olmadığında ağlamışlardı. Dövüşürken küçük çocuklar değildi onlar, şövalyeler ve kudretli kahramalardı. “Ben Ejderha Şövalyesi Aemon’ım,” diye seslenirdi Jon, “Pekâlâ, ben de Soytarı Florian’ım,” diye geri bağırırdı Robb. Ya da, “Ben Genç Ejderha’yım,” derdi Robb ve “Ben Sör Ryam Redwyne’ım,” diye karşılık verirdi Jon.

O sabah ilk olarak Jon seslenmişti. “Ben Kışyarı Lordu’yum!” diye bağırmıştı daha önce yüzlerce kez yaptığı gibi. Fakat bu sefer, Robb cevap vermişti, “Sen Kışyarı Lordu olamazsın, sen piç doğumlusun. Leydi annem senin asla Kışyarı Lordu olamayacağını söylüyor.”

Bunu unuttuğumu sanıyordum. Jon ağzındaki kanın tadını alabiliyordu, yüzüne inen darbenin akıttığı kanın.

Kışyarı, diye düşündü Jon. Theon kaleyi yaktı ve yıktı ama ben onu eski haline döndürebilirim. Babam bunu isterdi şüphesiz Robb da öyle. Kalenin harabe halinde bırakılmasını asla istemezlerdi.

Robb’un, sen Kışyarı Lordu olamazsın, sen piç doğumlusun, dediğini duydu yine. Ve taş krallar granit dilleriyle homurdanıyordu. Sen buraya ait değilsin. Burası senin yerin değil. Jon gözlerini kapadığında solgun dalları, kırmızı yaprakları ve vakur yüzüyle yürek ağacını gördü. Büvet ağacı Kışyarının kalbiydi, Lord Eddard her zaman bunu söylerdi… ama Jon, kaleyi kurtarabilmek için o kalbi kadim köklerinden sökmek ve kırmızı kadının aç ateş tanrısına yedirmek zorundaydı. Buna hakkım yok, diye düşündü. Kışyarı eski tanrılara ait.

Kaledeki diğer insanlar ile arasını tam olarak bilmiyoruz ama Jon’un söylediği şu söz, bize ister istemez şu piçlik ön yargısının sık sık kurbanı olduğunu gösteriyor.

Bir piç her şeye dikkat etmeyi, insanların bakışlarında gizlenmiş gerçekleri görmeyi öğrenmek zorundaydı.

Kuşkusuz ki Jon Snow’un kaledeki yaşamını zorlu bir meydan okumaya getiren asıl kişi babasının karısı Cat Stark idi. Öyle ki kadından ne kadar çekindiğini ve bakışlarıyla bile Jon’a eziyet çektirdiğini anlamak mümkün.

Sahanlığa ulaştığında uzun süre korkuyla bekledi. Hayalet eline burnunu sürüyordu. Bu onu biraz cesaretlendirdi. Gücünü topladı ve odaya girdi.

Leydi Stark yatağın başucundaydı. Neredeyse on beş gündür, gece gündüz hep oradaydı. Bir an bile Bran’ın başından ayrılmamıştı. Yemeğini odaya götürmüşlerdi. Sert küçük bir yatağı Bran’ın yatağının yanına koydurtmuştu ama söylenene göre hemen hemen hiç uyumuyordu. Oğlunu kendisi besliyordu. Bal, su ve bitkisel bir karışımla hayatta tutuyordu Bran’ı. Bir kez bile çıkmamıştı odadan ve Jon bu yüzden kardeşini görmeye gelememişti.

Ama artık vakit kalmamıştı.

Bir an kapıda durdu. Konuşmaya, içeri girmeye korkuyordu. Pencere açıktı. Aşağıdaki kurdun uluması duyuluyordu. Hayalet sesi duydu ve kafasını kaldırdı.

Leydi Stark ona baktı. Bir an kim olduğunu çıkaramamış gibi göründü. Sonunda göz kapakları hareket etti. “Sen burada ne yapıyorsun?” diye sordu, düz, duygusuz, garip bir ses tonuyla.

“Bran’ı görmeye geldim,” dedi Jon. “Ona veda etmeye.”

Kadının yüzü değişmedi. Uzun kızıl kahve saçları soluklaşmış ve karmakarışık olmuştu. On beş gün içinde yirmi yıl birden yaşlanmış gibiydi. “Ettin işte, şimdi buradan git.”

Bir yanı hızlıca kaçmak istiyordu ama bu Bran’ı son görüşü olabilirdi. Korkarak bir adım attı. “Lütfen,” dedi.

Kadının gözlerinden buz gibi bir bakış geçti. “Sana git dedim. Seni burada istemiyoruz.”

Bir zamanlar bu laflar onun koşarak uzaklaşmasına hatta ağlamasına sebep olabilirdi. Şimdi onu sadece kızdırıyordu. Çok yakında Gece Nöbetçileri’nde Yeminli Kardeşler’den olacaktı ve Catelyn Tully Stark’tan çok daha tehlikeli şeylerle baş edecekti. “O benim kardeşim,” dedi.

“Muhafızları mı çağırayım?”

“Çağırın,” diye yanıtladı Jon. “Kardeşimi görmekten alıkoyamazsınız beni.”

Öyle ki kendisinin tüm iyi niyet ve samimi davranışlarını bile geri çevirip, çöpe attığı ve açık seçik Jon’un yaşamını Bran’ın yaşamı ile değiştirmek istediğini söyledi, kısacası onun ölmesini Bran’ın yaşamasını…

Jon ne söyleyeceğini bilemiyordu. “Bu sizin hatanız değil,” diyebildi tuhaf bir sessizlikten sonra.

Kadının gözleri Jon’a kilitlendi. Gözler zehir doluydu. “Senin affına ihtiyacım yok piç!” dedi.

Jon gözlerini kaçırdı. Bran’ın tek eline sarılmış ağlıyordu kadın. Jon diğer eli tuttu. “Elveda,” dedi.

Kadının sesini duyduğunda kapıya varmıştı. “Jon.” Yürümeye devam edebilirdi ama Leydi Stark ona ilk kez adıyla hitap etmişti. Arkasını dönüp baktı. Kadın sanki onu ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu yüzüne.

“Evet?” dedi.

“Onun yerinde sen olmalıydın,” dedi kadın ve Bran’ın yanına döndü. Bütün vücudu sarsılarak ağlıyordu. Jon onu ağlarken görmemişti daha önce.

Jon avluya kadar yürüdü. Hayatının en uzun yürüyüşüydü.

Jon sıraya oturdu ve başını ellerine gömdü. Neden bu kadar öfkeliyim? diye sordu kendine ama bu aptalca bir soruydu. Kışyarı Lordu. Kışyarı Lordu olabilirim. Babamın vârisi.

Fakat Jon’un gözlerinin önünde canlanan yüz Lord Eddard’ın yüzü değildi; Leydi Catelyn’in yüzüydü. Koyu mavi gözleri ve sert, soğuk ağzıyla bir parça Stannis’e benziyordu kadın. Demir, diye düşündü Jon, ama kırılgan. Leydi, eskiden Kışyarı’nda baktığı gibi bakıyordu Jon’a; onun Robb’u kılıçta, hesapta ya da herhangi bir şeyde geçtiği zaman baktığı gibi. Sen kimsin? diye soruyordu o bakış. Sen buraya ait değilsin. Neden buradasın?

Jon piç olmanın korkunçluğu yüzünden tüm hayatı boyunca da piç sahibi olmaktan ve kendisinin yaşadıklarını çocuklarına çektirmekten korkmuştur. Hatta rüyalarına kadar girmiştir.

Jon içinde bir öfke dalgasının kabardığını hissetti. “Ben senin oğlun değilim!” dedi.

Benjen Stark ayağa kalktı. “Ne yazık ki değilsin,” diye karşılık verdi. Elini Jon’un omzuna koydu. “Kendi piçlerin olduğu zaman seninle tekrar konuşuruz, bakalım o zaman neler söyleyeceksin.”

Jon titredi. “Benim asla piçim olmayacak. Asla!” Kelimeler ağzından yılan zehri gibi akmıştı.

“Sen artık özgür bir adamsın, Ygritte de özgür bir kadın. Birlikte yatsanız hangi namus lekelenir?”

“Onu hamile bırakabilirim.”

“Evet. Ben de bunu umardım. Güçlü bir oğul ya da güleryüzlü, hayat dolu, ateşle öpülmüş bir kız çocuğu. Zarar bunun neresinde?”

Kelimeler bir an için Jon’a ihanet etti. “Oğlum… çocuk piç olur.”

Rüyalar onu ele geçirdiğinde, Jon kendini bir kez daha evinde buldu. Babasının yüzüne sahip, büyük, beyaz bir büvet ağacının altındaki sıcak havuzdaydı. Ygritte onunlaydı, ona güldü, isim günündeki kadar çıplak kalana dek kürklerini çıkardı, Jon’u öpmeye çalıştı ama öpemedi, çünkü Jon’un babası onları izliyordu. Jon, Kışyarının kanıydı, Gece Nöbetçilerinin adamıydı. Bir piçin babası olmayacağım, dedi kıza. Olmayacağım, olmayacağım. “Hiçbir şey bilmiyorsun Jon Kar,” diye fısıldadı kız, derisi sıcak suda çözülüyordu. Derisinin altındaki et, kemiklerinin üstünden sıyrılıyordu, sonunda geriye sadece bir kafatası ve bir iskelet kaldı. Havuz, kesif ve kıpkırmızı fokurduyordu.

Sur’un Siyah Piçi

Jon Snow’un Sur’a gitme arzusu ilk POV’da karşımıza çıkıyor. Fakat bir insan neden kendisi Sur’a göndermek ister ki? Şeref ve Yükselmek için. Jon, Cat Stark’ın da etkisi ile Kışyarı’nda kendisine bir yer olmadığını ve asla hayallerine sahip olup yükselemeyeceğine inanmıştı. Bu da onu yükselip, piç unvanının değersiz hale geldiği Sur’a gözlerini dikmesine neden oldu. Orada iken bir piç olman da lord oğlu olman da önemsizdi, kimse doğumuna yahut babana göre muamele yapmazdı. Haliyle artık piç olduğu için kötü gözle bakılmayacağı, bu duygudan kurtulacağı bir yerdi. Diğer yandan bir piç bile Lord Kumandan olup, yükselebilirdi. Bir insan Sur dışında kendisine bir hayat göremediğinde evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi şeylerin de bir önemi kalmıyor hatta zaten böyle şeylerin hayalini dahi kuramıyordu. Jon işte bu durumda olan biriydi.

Geceler boyu, kardeşleriyle yan yana yatarken uyumuyor ve bunu düşünüyordu. Robb bir gün Kışyarı Lordu olacaktı ve emrindeki büyük ordulara Kuzey Muhafızı olarak kumandanlık yapacaktı. Bran ve Rickon onun sancak beyleri olacaklar ve ağabeyleri adına karakolları yöneteceklerdi. Kız kardeşleri Arya ve Sansa diğer büyük hanedanlardan prenslerle evlendirilecek ve kendi kalelerinin hanımları olmak üzere güneye gideceklerdi. Peki, Jon gibi bir piç ne kazanmayı umabilirdi?

“Benden ne istediğinin farkında değilsin Jon,” dedi amcası. “Gece Nöbetçileri yeminli kardeşlerdir. Bizim ailemiz yoktur. Hiçbirimiz evlat sahibi olamayız. Bizim karımız görevimiz, sevgilimiz onurumuzdur.”

“Bir piçin de onuru olabilir,” dedi Jon. “Yemininizi etmeye hazırım ben.”

“Sen daha on dört yaşında bir çocuksun,” diye karşılık verdi Ben. “Bir erkek değilsin. Henüz değilsin. Bir kadınla tanışıp âşık olana kadar neden vazgeçtiğini anlaman mümkün değil.”

“Bunları hiç önemsemiyorum ben,” dedi Jon ateşle.

“Bilseydin önemserdin belki,” dedi Benjen. “Eğer yeminin sana nelere mal olacağını bilseydin, bedeli ödemek için bu kadar hevesli olmayabilirdin oğlum.”

İlk başta Jon’un Sur’un gerçekte nasıl bir yer olduğunu bilmediği aşikardı; orasını şerefli insanların toplandığı şerefli bir vazife sanıyordu. Oysa gerçek farklıydı; orası eskiden öyle idi ama artık Diyar’ın istenmeyen artıklarının toplandığı bir yerdi; tecavüzcüler, hırsızlar ve piçler. Gerçeği öğrendiğinde hoş karşılamadı ve elbette babasının onu burada çürümeye terk ettiğini bile düşündü. Lakin öyle yahut böyle Sur’a alıştı ve orayı yeni evi ve nöbettekileri de yeni kardeşi, ailesi olarak belledi.

Elbette her şeyin dört dörtlük olmasını bekleyemeyiz, bizim Jon orada da 2. bir Cat bulmayı başardı; Alliser Thorne. Aslında Throne’un Jon’a karşı hoşnutsuzluğu onun piç olmasından değildi -hatta adam hemen hemen herkese karşı böyle idi- onun derdi, Jon’un Ned Stark’ın oğlu olmasıydı. Kendisi yıllar evvel ki İsyan sırasında Targaryenlerin tarafını tutmuş ve bunun sonucunda da Sur’a gönderilmişti.

Çocuğu Öldür ve Bırak Adam Doğsun

Jon Snow 14 yaşında iken geldiği Sur’da bir çok kayıp ve acı yaşayarak büyümeye de başladı; Sur belki ilk başta hayal ettiği gibi bir yer değildi ama zamanla aslında o kadar da kötü olmadığını hatta Sur ve Nöbet’e Diyar’ın gerçekten de ihtiyacı olduğunu kavramıştı. İlk başta Yabanıllar daha sonra ise asıl tehlike Ak Gezen tehlikesi ile burun buruna geldi.

Yeni Lord Kumandan seçilir seçilmez ilk işi de Sur’u güçlendirmek, Ak Gezenlere karşı Nöbeti olabildiğince hazırlamaktı. Artık yegane amacı Diyar’ı Ak Gezen tehdidinden kurtarmak oldu. Bu uğurda kardeşlerinin hoşnutsuz homurdanmalarını umursamadan cesur bir karar alıp Yabanıllar ile anlaşma yaptı ve her birini Sur’dan geçirdi ve asıl tehlikeye karşı birlikte savaşmaya ikna etti. Evet, elindeki az ve gerizekalı adam ile olabildiğince iyi iş çıkarttığını söylemek mümkün. Bu oğlanın en büyük şanssızlığı çevresindeki adamların zeka ve akıldan yoksun olması, bir zeki Sam vardı ama onu da Hisar’a gönderdi.

Sur’un yemek sorununu çözmek için Demir Banka’dan borç alıp bunu Yabanılların değerli eşyaları ile ödeme fikrini bulsa da anlaşmanın ayrıntısına pek vakıf değiliz, şahsen hala; nasıl oldu da bankacıyı Sur’a para vermeye ikna ettiğini tam çözemedim. Yabanıllardan gelecek para fikri adamları ikna mı etti yani? Sur parayı ödemese bile nasıl onu geri alacaklar ki? Sur’u parça parça alıp satacak halleri yok. Kısacası kendisine buradan şapka çıkarmam gerek, pazarlık yeteneği gayet iyi. Stannis’le bile pazarlık edip istediğini almayı başardı.

Ayrıca kendisinin savaş ve taktik, yönetme konusunda becerikli olduğunu gördük. Stannis yardım etmesini yüzlerine vursa da Jon da -Stannis bilmese bile- onun hayatını kurtardı; Dehşet Kalesi’ine yürümeye niyetlenen Stannis, orada bir tuzak olduğunu ve doğruca tuzağa gittiğini bilmiyordu bile ama Jon’un uyarısı sayesinde tuzaktan kurtuldu; Boltonların nasıl hayal kırıklığına uğradığını varın siz düşünün, tertiplerini buna göre yapmışlardı. İkinci hayat kurtarışı ise Karstark’ın hain olduğunu, arkadan bıçaklayacağını Stannis’e haber etmesi oldu, demek istesem de doğrusunu söylemek gerekirse bu konuda çok kesin konuşamıyorum; çünkü haber gönderdiğine dair bir olay görmedik ama Alys’den öğrenip de sessiz kalacağına ihtimal vermiyorum, nitekim 6. kitaptaki Theon POV’dan gördüğümüz kadarıyla Stannis olaydan gayet haberdardı.

Sadık Kalp

Jon Snow’un karşısındaki kişileri konum ve doğum durumlarına göre yargılamadığı; duygusal olmaktan ziyade akılcıl davranıp şeref ve yeminlerine sadık kalmayı seçtiği bir gerçek. Tamam, ilk başlarda biraz teklediğini itiraf etmem gerekir ama amcasının uyardığı gibi ettiği yeminin sonuçlarının farkında olmayan bir genç vardı karşımızda, bu yüzden babası ve kardeşi Robb meselesinde ailesi ile birlikte olmak istedi ama hatasını anlayıp, düzeltti. Yemini için sevdiği kadını bile terk etti ama kadınlarla şaka olmaz Jon, özellikle elinde yay tutan kadınlarla; bunun için az kalsın ölüyordun.

Satin ve Sam’i desteklemesi; diğer dostlarına yardımcı olması ve kollaması… Ailesinin Lannisterlara karşı bakışı ortada iken bile Tyrion gibi herkesçe “Küçük Şeytan” olarak anılan bir cüce ile arkadaşlık kurabilmesi, görüntüsü ve namını umursamaması… Samimiyeti ve iyi niyeti ile kendini sevdirdiği ve tabiri caiz ise kendi hayran kitlesini Sur’da oluşturduğu gerçek. Doğru ve yanlışı ayırma feraseti ve cesur kararlar alabilecek ve en çıkmaz sokak denen konularda bile çözüm bulabilecek yetenekte biri.

Haksızlıktan ve mevcut sistemin gidişatından hoşnut değil. Oturduğu yerde içi içini yese de ailesine bu kadar zarar veren Lannisterlara karşı intikam duygusu da yok değil ama yeminleri onu bağlıyor.

“Ben Lannister Hanedanı’na ölüm ve yıkım götürmek istiyorum, tahkir değil.”

“Lannisterlar çok kibirlidir,” dedi Jon. “Kraliyet armasının altında olmak yeterlidir sanırsın ama hayır. Annesinin soyunu kralın soyuyla bir tutmaya çalışıyor.”

“Kadınlar da önemlidir,” diye itiraz etti Arya.

Jon kıkırdadı. “Belki sen de aynı şeyi yapmalısın kardeşim. Tully ve Stark armalarını birleştirebilirsin mesela,” dedi.

“Ağzında balık tutan bir kurt mu?” diyerek güldü Arya. “Bu çok aptalca görünür. Ayrıca, eğer bir kız savaşamayacaksa bir arması olması da saçma.”

Jon omuz silkti. “Kızlar aile armasına sahip olabiliyor ama kılıç kuşanamıyorlar. Piçler kılıç kuşanabiliyorlar ama aile arması taşıyamıyorlar. Kuralları ben koymuyorum sevgili kardeşim.”

Jon da bu durumdan bıkmış olacak ki gitmeden önce kurallara karşı minik bir isyan hareketi gösterip, kardeşine kılıç hediye ediyor. O armaya sahip olmayacak olsa bile en azından kardeşi bir kız olarak kılıç sahibi olmalıydı.

Jon hediyesini sardığı kalın kumaş tomarını açmaya başlamıştı. İçinden çıkan şeyi Arya’ya uzattı.

Arya’nın, tıpkı Jon’unkilere benzeyen koyu gözleri kocaman açıldı. “Bir kılıç!” dedi, soluğu heyecandan kesilmiş halde.

Hatasız Kul Yoktur

Lakin eğri oturup doğru konuşalım. Kimse hatasız ve mükemmel değildir. O Allah’a mahsus bir şey sonuçta.

Kimi kişi Yabanıl kıza gönlünü bu kadar kaptırmasını hata görebilir, kimisi kaçınılmaz olduğunu söyleyebilir. Benim net bir fikrim yok, ben “olan olmuş” diyor, geçiyorum. Kalp sonuçta, ota da poka da konar.

Jon’un Mance’nin oğlunu kurtarmak için Gilly’i zorlaması hatta tehdit etmesi -gerekli görünse de- oldukça acımasızca olduğu bir gerçek. Kendisi de annesiz büyüdüğü için bir anneyi çocuğundan ayırıp, çocuğun annesiz büyümesine karar vermesi cidden gaddarca bir hareketti. Zavallı Gilly yol boyunca ağlayıp durdu.

Çocuğu öldür, diye düşündü Jon. “Yapacaksın. Aksi takdirde, Dalla’nın oğlunun yandığı gün sen de öleceksin.”

“Öl,” diye bağırdı Yaşlı Ayı’nın kuzgunu. “Öl, öl, öl,”

Şebboy, kamburlaşmış ve küçülmüş bir hâlde oturdu. Mum alevine bakıyordu, gözlerinde yaşlar ışıldıyordu. “Gidebilirsin,” dedi Jon sonunda. “Bu meseleden kimseye bahsetme ama ilk ışıklardan bir saat önce yola çıkacak şekilde hazırlık yap. Adamlarım gelip seni alacak.” Şebboy ayağa kalktı. Solgun ve suskun bir hâlde odadan çıktı, bir kez olsun arkasına bakmadı. Jon, silahhaneyi hızla geçen kızın ayak seslerini duydu. Şebboy neredeyse koşuyordu.

Aslında Gilly’nin gerçekten öldüreceğini ilk başta insan ihtimal vermiyor; aynı rehin olarak aldığı Yabanıl çocuklara zarar verebileceğine ihtimal vermediği gibi ama oldukça ciddi ve kararlı konuşması ister istemez “acaba” sorusunu sormama neden oldu. Starkların sağı solu belli olmaz; Jon, Ned tarafından büyütüldü ve o bile gerektiği zaman Theon’un başını kesip babasına göndermeye hazırdı. İyi bir adam olması onu bunu yapmaktan alı koymuyordu ve geçmişteki Kış Kral ve Lordlarının bunu çok kez yaptığını biliyoruz. Fakat dediğim gibi Jon kendince haklıydı ve üstat ile bebeği kurtarmak için böyle bir karar aldı, yine de gaddarca idi. Kimi kişi bunu yanlış bir hamle olarak yorumlayabilir. Aslında ben bunu “cesur” ve “zor” kararlar alma yürekliliği kısmına ekliyorum, şahsen ben çocuk mocuk ya da kadın öldüremem.

Diğer yandan Jon’un her Stark gibi oldukça inatçı olduğunu biliyoruz, Melisandre’nin yardım teklifini ilk başta reddetmişti. Aslında bu temkinli bir hareket olsa da sonra ne olduğunu anlamadan kardeşi Arya’yı kurtarmak için iş birliği yapmaya başladı ve bu, aslında “Diyarın İşine Karışmama” ve “Aileyi Geride Bırakma” yeminin etrafından dolanarak çiğneme girişiminden başka bir şey değildi. Oysa kendisi de açıkça söylemişti:

Jon, kendini altmış yaşındaki bir adam kadar tutuk hissetti. Karanlık rüyalar, diye düşündü ve suçluluk duygusu. Düşünceleri Arya’ya gidip durdu. Ona yardım etmemin bir yolu yok. Yeminimin sözlerini söylediğimde bütün nesebimden vazgeçtim. Eğer adamlarımdan biri bana kız kardeşinin tehlikede olduğunu söyleseydi, ona, bu konunun onu ilgilendirmediğini söylerdim. Bir adam sözleri söylediğinde, kanı artık siyah olurdu. Bir piçin kalbi kadar siyah.

Oysa kendisi Arya’ya (daha doğrusu sahte Arya’ya) yardım etmek için her şeyi yaptı ve en sonunda yeminini açık seçik çiğneyerek, bozmaktan çekinmedi.

Jon, kılıç elinin parmaklarını esnetti. Gece Nöbetçileri taraf tutmaz. Elini kapatıp açtı. Önerdiğiniz şeyin adı ihanet. Saçlarında karlar eriyen Robb’u düşündü. Çocuğu öldür ve erkeğin doğmasına izin ver. Bir maymun kadar çevik bir şekilde kule duvarlarına tırmanan Bran’ı düşündü. Rickon’un soluksuz kahkahalarını düşündü. Leydi’nin tüylerini tarayıp kendi kendine şarkı söyleyen Sansa’yı düşündü. Hiçbir şey bilmiyorsun Jon Kar. Saçları kuş yuvasına benzeyen Arya’yı düşündü. Mance için, onunla birlikte Kışyarı’na gelen altı fahişenin derilerinden sıcak bir pelerin yaptım. Karımı geri istiyorum… karımı geri istiyorum… karımı geri istiyorum…
“Planı değiştirsek iyi olacak sanırım,” dedi Jon Kar.

Salon tekrar sessizleştiğinde, “Gece Nöbetçileri, Yedi Krallık’ın savaşlarında yer almaz,” diye hatırlattı Jon. “Bolton Piçi’ne karşı koymak, Stannis’in intikamını almak, kralın dulunu ve kızını savunmak bizim işimiz değil. Kadınların derilerinden pelerinler yapan bu yaratık, benim kalbimi sökmeye yemin etmiş ve ben bu sözlerin hesabını sormak niyetindeyim… fakat kardeşlerimden, yeminlerini bozmalarını isteyecek değilim. Gece Nöbetçileri, Çetinocak’a gidecek. Ben tek başıma Kışyarı’na at süreceğim, meğerki…” Jon duraksadı, “…burada, benimle birlikte gelip yanımda duracak bir adam var mı?”

Kopan gürültü Jon’un umut ettiğinden fazlaydı. Ses o kadar şiddetliydi ki duvardan iki eski kalkan düştü. Soren Kalkankıran ayaktaydı, Göçebe de öyle. Uzun Toregg, Brogg, Avcı Harle, Yakışıklı Harle, Ygon Yaşlıbaba, Kör Doss, hatta Büyük Öküz Balığı. Kılıçlarım var, diye düşündü Jon ve senin için geliyoruz piç.

Görünüşe göre Jon tüm Sur’dan ve nöbetten vazgeçmiş.

Yarwyck ve Marsh, bütün adamlarıyla birlikte gizlice dışarı çıkıyordu; Jon gördü. Önemli değildi. Jon’un artık onlara ihtiyacı yoktu. Onları istemiyordu. Hiç kimse, kardeşlerimi yeminlerini bozmaya teşvik ettiğimi söyleyemez. Eğer bu yemin bozmaksa, suç sadece ve sadece benim.

Diğer yandan Melisandre’nin uyarılarını görmezden gelmesi de ciddi bir hata. Kadın onun arkasından komplo kazanları, bıçak çekenleri gördüğünü ve isimlerini bildiğini söylemesine rağmen şüpheci tavrı yüzünden bilmek istemedi. Tamam, şüpheci olmak bu evrende baya hayatta kalmanı sağlıyor da aşırısı da işte böyle faydalı bilgilerden olmana sebep oluyor. Bir de inat var tabi. Sonuç? 5. kitabın sonunda Jon Snow’u yemin bozduğu için bıçaklanıp öldüğünü gördük. Yemini bozmasaydı ölmeyecekti, büyük tek bir hata ve hayatına mal oldu. Haydi bozdun, bari Melisandre’nin uyarısını kaile alıp isimleri öğrenseydin de adamları bir yere falan tıksaydın, en azından yaşıyor olurdun.

Bizim Jon’umuz da bir insan ve her insan gibi o da hatalar yapıyor. Fakat biz onu hatalarıyla da seviyoruz.

Siz niye Jon’u seviyorsunuz yahut neden sevmiyorsunuz?

Önemli Cevaplar

  1. Jon’un sevilmesi için birçok neden var. Benim sevmem nedenim kendisinin karakteri açmak gerekirse;
    Jon hiçbir zaman dar görüşlü bir insan olmadi yabanılların arasında yaşadı onların ilk önce sevmiyordu ama sonra onlardan bazılarını sevdi ve onlarında insan olduklarını ve onlarında yasamak için cabaladiklari gördü tabi bunları surun ötesinde de gördü ama surun ötesinde bunlardan fazlasınıda gördü Mance ile tanıştı ve yapmak istediği şeyi anladı kendisini ona kabul ettirip ilk fırsatta kaçtı ve kendi birliği ile( ne kadar birlik denirse) suru yardım gelene kadar savundu. Bu onun için büyük bir başarı Jon olmasaydı muhtemelen kara kale düşerdi.
    Stanis yabanıl ordusuna saldırdığında ise Mance’in karısını ve oğlunu korudu.
    Lord kumandan seçilmesi ile çok doğru kararlar aldı zaten kendisini sevmem burada başlamıştır. ww tehlikesini biliyordu ve yabanılların duvarın ötesinde kaldığı müddet bir ölü düşmana döneceğinide ve onları içeri aldı oldukça mantıklı bir haraketi. Onları etkili bir biçimde kalelere yerleştirdi ve gelecek büyük savaşta en önemli savunma hattını güçlendirdi. Tabi bunları yaparken yabanılların ısyan etmemeleri için oğullarını ve kızlarını, erzak içinde değerli şeylerini aldı

    Evet daha yazabilirim ama bu benim için yeterli.

  2. Dizideki Jon’u sevemedim bir türlü. En başta internetteki fanların onu aşırı yüceltmesi ve sanki tüm olaylar onun etrafında dönüyormuş gibi davranması gelebilir. Ve Kit’in genel olarak itici bir tip olduğunu düşünüyorum. Alışamadım bir türlü ona.
    Ama kitaptaki Jon’u seviyorum. Büyük ihtimalle düşüncelerini okuyabildiğimiz için seçimleri daha bilinçli geliyor.

  3. işte bekledigim yorum.aklı başında bir üye.seni bu yüzden seviyorum.Dizideki Jon halk tabiriyle tam anlamıyla bir balon.Populer kulturun dayatması.bir zamanlar BBG vardı,yaşın kac bilmiyorum belki hatırlarsın ; Melih,uğur felan vardı.dönemin cafcaflı soytarılarıydı.Osursalar olay olurdu.biri su anda kebap dukkani isletiyor digeri en son hapisteydi.Aynı sekilde gelinim olur musun Tulin,Caner,kaynana semra filan pesman.simdi nerdeler bilen yok.bu ornekler Turkiye den Yabancilarda da durum farkli degil zaten onlara ozeniyoruz…

    Dizideki Jon’nun bunlardan farkı yok.Mahallene baksan Kit’e bin basacak gencler gorursun.Yakisikli desen,degil.karizmatik desen,degil.iyi oyuncu desen,hic degil ! peki onu bu kadar one cikaran sey nedir ? tabii ki senaristler.Dizi ,Jon-Dany ekseninde donuyor.ister istemez goz onundeler.İyi tarafi temsil ediyorlar.diger karekterlere nazaran 3-0 ondeler.eee isin icene populizm de girince sisirildikce sisirildiler.Evet bende senin gibi dusunuyorum.Dizideki Jon’u ve Dany’i begenmiyorum.Mecburen izliyorum.Oyunculukları gormezden geliyorum.aksi halde keyif alamam.

  4. Jon hakkında şimdiye kadar dile getirmediğim bir şey var, genelde kızlar Jon Snow’u çok yakışıklı buluyor ama bu adam bana ne çok yakışıklı geliyor ne çok karizmatik geliyor. Dizideki Jon sümsük ezik bir tip bence.

    Ama ben bu karakteri asıl olarak kitapta sevdim.

  5. Sevilir çünkü Jon Snow yetim. Bizler için yetimlerin önemini anlatan güzel bir sivas türküsünden alıntı yapmak isterim ;

    bizim yaylalar otlu olur
    sütü kaymağı tatlı olur
    bizde yetim kıymetli olur
    işte koyup gidiyorum.

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

20 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar