Aslında bununla ilgili tartışma başlığı açmıştım ama orada pek bir argüman yoktu. IdeasOfIceAndFire ve Talking Thrones kanallarındaki iki videoyu çevireceğim.

Aslında iyi kötü tahmin edebileceğiniz üzere kuramın temeli Stark Hanesinin, Ötekiler ile olan geçmişi ve bir “kan” bağı olup olmadığı üzerine kurulmuş. Şahsen dinlerken oldukça zevk aldım ve ilginç noktalara değinildiğini düşünüyorum. Bilhassa Talking Thrones’ın ayrıntıları çok hoşuma gitti. Başlayalım.

IdeasOfIceAndFire Kuramı

13. Lord Kumandan’ın Hikayesi

“Gece Nöbetçilerine liderlik eden on üçüncü adamdı, korku nedir bilmeyen bir savaşçıydı,” derdi Yaşlı Dadı, “ve ondaki kusur buydu,” diye eklerdi, “çünkü bütün insanlar korkuyu bilmelidir.” Kralın çöküş sebebi bir kadındı; teni ay kadar beyaz, gözleri yıldızlar kadar mavi bir kadın Sur’un tepesinden gülümsemişti. Hiçbir şeyden korkmayan kral, kadının peşine düşmüş, onu yakalamış, onu sevmişti ama kadının teni buz kadar soğuktu ve kral ona tohumlarını verdiğinde ruhunu da vermişti.

Kadını Gece Kalesi’ne getirmiş ve onu kraliçe, kendisini de onun kralı ilan etmişti. Yeminli Kardeşlerini bazı tuhaf büyülerle kendi iradesine bağlamıştı. Gece Kralı ve onun ceset kraliçesi, on üç yıl boyunca hüküm sürmüştü, sonunda Kışyarı’nın Stark’ı ve yabanılların Joramun’u Nöbet’i bu esaretten kurtarmak üzere işbirliği yapana dek. Kral düştükten ve Ötekiler’e kurbanlar verdiği ortaya çıktıktan sonra, Gece Kralının bütün kuyudatı silinmiş ve adının anılması yasaklanmıştı.

_“Bazıları bir Bolton olduğunu söyler,” diye bitirirdi Yaşlı Dadı. “Bazıları Skagos’un dışından bir Magnar, bazıları bir Umber, Flint ya da Norrey olduğunu söyler. Bazıları, demiradamlar gelmeden önce Ayı Adası’na hükmeden Woodfootlar’dan biri olduğunu inanmanı sağlayabilir. Ama değildi. O bir Stark’tı. Onu deviren adamın kardeşiydi.” Sonra Bran’ın burnunu sıkardı, Bran bunu asla unutamazdı. “O Kışyarından bir Stark’tı ve kim bilir, belki de adı Brandon’dı. Belki de tam bu odanın içinde, tam bu yatakta uyurdu.” Hayır, diye düşündü Bran, ama bu kalede yürüdü, bizim bu gece uyuyacağımız kalede. Bran bu düşünceden hiç hoşlanmadı. Gece Kralı gün ışığında sadece bir adamdı, Yaşlı Dadı hep böyle söylerdi, ama geceler krala aitti, o geceleri hüküm sürerdi. Ve hava kararıyor.

Ötekilerin Hikayesi

“Ah benim tatlı yaz çocuğum, sen korkuyu ne bilirsin ki? Korku kışta gelir benim küçük lordum. Kar otuz metre yükselir. Kuzeyden ulumalı buz fırtınaları esmeye başlar. Korku uzun gecede gelir. Gece çöker ve güneş yıllarca yüzünü göstermez. Çocuklar karanlıkta doğar, karanlıkta büyür ve karanlıkta ölür. Ulu kurtlar iyice acıkır, ak yürüyenler ormanlarda dolaşır.”

“Ötekiler yani,” diye sordu Bran, mızmızlanarak.

“Ötekiler,” diye onayladı Yaşlı Dadı. “Binlerce ve binlerce yıl önce, daha önce hiç görülmemiş uzunlukta sert ve soğuk bir kış çökmüştü dünyanın üzerine. Gece bir neslin hayatı boyunca sürmüştü. Krallar, tıpkı ahırlarında ölen domuz çiftçileri gibi titreyerek ölmüştü kalelerinde. Kadınlar, çocuklarının buz tutarak öldüğünü görmektense elleriyle boğarak öldürmüşlerdi evlatlarını. Ağlamışlardı ama sıcak gözyaşları yanaklarında donmuştu.” Yaşlı Dadı ve elindeki iğneleri aynı anda sustu. Üzeri zarla kaplanmış gözleri ve bembeyaz kesilmiş yüzüyle Bran’a baktı. “Böyle hikâyeleri mi seviyordun?”

“Evet,” dedi Bran gönülsüzce. “Ama sadece…”

Yaşlı Dadı başıyla onayladı. İğnesi yine ses çıkarmaya başladı. Pıt, pıt, pıt. “İlk kez o karanlıkta geldi Ötekiler. Onlar soğuk yaratıklardı, ölü yaratıklardı. Güneşten, ateşten, demirden ve damarında sıcak kan akan her canlıdan nefret ederlerdi. Karakolların, şehirlerin ve bütün diyarın üzerine korku saldılar. Kahramanları, hatta orduları, soluk ve ölü atlarının üzerinden uzanıp keserek onar onar öldürdüler. İnsanların kılıçları onları durduramadı. Bakireler ve bebekler için bile merhamet yoktu içlerinde. Buz tutmuş ormanlarda bakireleri avladılar ve hizmetkârlarını ölü bebek etleriyle beslediler.”

Gece Kalesi

Gece Kalesi, 200 yüzyıl önce terk edilmişti. Sur’un ilk ve en büyük kalesi olmasının yanı sıra tabir-i caizse baştan aşağı buzdan kesilerek inşa edilmiştir; basamaklar bile buzdandır. Bu kale’de gizli bir de büyülü yüz-kapı vardır ki sadece Gece Nöbeti yemini etmiş bir kara kardeş bu kapıyı açabilir.

Gece Kalesi’ni bu kadar ünlü yapan şüphesiz ki Gece’nin Kralı olarak anılan 13. Lord Kumandan’dır. Onun dışında Deli Balta, Yıldız Göz, Fare aşçı ve 79 Kaçak gibi bir çok karanlık ve korkunç hikayelerin de merkezi konumundadır.

Elbette biz Gece’nin Kralı ve hikayesi üzerinde duracağız. NK’nin ismi, Ötekiler’e yaptığı kurbanlar neticesinde, siliniyor ve adının anılması yasaklanıyor. Buraya kadar tamam ama ilginç bir nokta var. Neden yasaklanıyor? Kuzey, o dönemler zaten ağaçlara kurban veren insanlar. Yani bu durumda onlar için çok korkunç ve şaşırtıcı olmasa gerek. Diğer yandan bir Ötekiyi kendine eş ve kraliçe almış; bu, onları bu kadar öfkendirmedi yahut korkutmadı da “kurban” vermek mi bu etkiyi yaptı? Siz ne derseniz deyin ama burada kocaman bir ? işareti var; gizlenen, saklanan ve tam manasıyla açıklanmamış, açıklanmak istemeyen.

Bu gizliliği kim sağlayabilir? O dönemlerde Starkların “kral” olarak hüküm sürdüğü söyleniyor, dahası Sur ve Gece Nöbeti kuruluşunda parmağı olduğu. Haliyle Stark Hanesinin bazı bilgileri saklamak, bazı gerçekleri çarptırma gücü var. Elbette yine kendileri “gizlice” olsa da bu kişinin gerçek kimliğini saklamış olma olasılığı da var.

Peki, “tuhaf büyüler”’den kasıt nedir? Benim düşünceme göre “warg” yeteneğinden bahsediyor çünkü insan kontrolü sağlayan -bildiğimiz- yegane güç, warg yetenekleri. Kitapta halen tam olarak onaylanmamış olsa da büyük ihtimal ile 13. Lord Kumandan bir Stark ve warg idi. Hem de oldukça güçlü bir warg, öyle ki tüm Gece Nöbetinin adamlarını hakimiyetinde tutabilen hatta belki de ruhunu başka bedenlere aktarabilen bir warg olabilir. Yabanıllar arasında başka bedenleri ele geçirmek iğrenç ve büyük bir günah kabul ediliyor. Onlar NK’nin gerçek hikayesi ile ilgili bazı şeyleri unutmamış olabilir. (Burada eklemem gerek; genelde bedensel değişim yaptığın zaman bu son olur ve bir daha başka bedenlere geçiş yapamazsınız, çünkü warg yeteneği ruhun kendisinde değil bedende akan kandadır. Yine de bu yeteneklerin sınırları ve kişilere göre farklılıkları, seviyeleri tam bilinmediği için belki NK bir istisna olabilir yahut böyle bir şeyi hiç yapmamış da olabilir. Bu kısım tamamen bir “acaba?” ihtimali o kadar.)

Peki, Gece’nin Kraliçesi kim? Kuram sahibi onun bir çeşit Siren ya da Succubus’u temsil ettiğine inanıyor, bilhassa bir Succubus. Çünkü bu doğaüstü yaratıklar, cinsel olarak birlikte olup yaşam enerjisini, ruhlarını emerler ve burada Gece’nin Kralı, kraliçesi ile birlikte olup “tohumunu” verince “ruhunu” da kaybediyor. Diğer yandan cezbedici, baştan çıkarıcı canlılardır.

GRRM, buz için “intikam, soğuk, insaniyetsizlik” diyor. Gece’nin Kraliçesi tarif edilirken “Buz kadar soğuk” ve “mavi gözler” deniyor, Ötekiler gibi. GRRM, onu buz modeli/ilk örneği olarak somutlaştırıyor. Onun Eski Ahitler’de anlatılan Lilith efsanesinden esinlenilmiş olabileceğini düşünüyor.

İlk insanın ilk karısı olarak anlatılan Lilith, itaat etmeyi reddederek eşini terk eder ve düşmüş başmelek Samael ile birlikte olur ve çocuklarını doğurur. Tanrı da bu yüzden onu ve tüm çocuklarını kınar/ mahkum eder. Lilith, bir gece şeytanına dönüşür ve eski eşi ve yeni karısının çocuklarından ve soyundan intikam alma arzusu ile hareket eder. Lilith, cinsel olarak ahlaksız bir kadındır; geceleri bebekleri çalar. Geceleri ortaya çıkan tüm yaratıklar vs. bu kadınla ilintili.

Asoiaf’ta da NK ve karısının Ötekilere kurban verdiği yazıyordu. Tekrar soralım ne kurban ediyorlardı? Hikaye’de birlikte olduktan sonra ruhunu kaybettiği yazıyor. Bu iki manada olabilir. İlki; kontrol NK’den ziyade kraliçesinde olabilir, yani özgür iradesini nispeten yitirmiş, onun yönlendirmelerine vb. açık hale gelmiş olabilir. İkinci manası da “bebekler” olabilir mi? Bu ikisinin bebekleri olmuş olabilir mi ve bunları Ötekilere vermiş? Sihirli kapının amacı bu olabilir mi?

Beyaz büvet ağacıydı ve üstünde bir yüz vardı.

Ağaçtan bir ışıltı geliyordu, süt ve ay ışığı gibi. Öyle belli belirsizdi ki, kapının kendisinden öte hiçbir şeye dokunmuyordu sanki, tam önde duran Sam’e bile. Ağaçtaki yüz, yaşlı ve solgundu, buruşmuştu ve küçülmüştü. Ölü görünüyor. Ağzı ve gözleri kapalıydı, yanakları çökmüştü, alnı kurumuştu, çenesi sarkmıştı. Bir adam bin yıl yaşayabilse, sadece yaşlansa ve asla ölmese, yüzü böyle görünür.

Kapı gözlerini açtı.

Gözleri de beyazdı. Ve kör. “Kimsin?” diye sordu kapı ve kuyu fısıldadı, “Kim, kim, kim, kim, kim, kim.”

“Ben karanlıktaki kılıcım,” dedi Samwell Tarly. “Ben duvardaki gözcüyüm. Ben soğukta yanan ateş, şafak vaktindeki ışığım. Ben uyurları uyandıran nida, diyar halkını koruyan kalkanım.” “O halde geç,” dedi kapı. Dudakları açıldı, genişledi, genişledi, genişledi; kırışıklardan ibaret bir halkanın içindeki açık ağızdan başka hiçbir şey kalmayana kadar. Sam kenara çekildi ve Jojen’i kapıdan geçirdi. Yaz etrafı koklayarak Jojen’i takip etti ve sonra Bran’ın sırası geldi. Hodor eğildi ama yeteri kadar değil. Kapının üst dudağı Bran’ın başına hafifçe dokundu. Bran’ın başına bir su damlası düştü, burnundan yavaşça aşağı süzüldü. Tuhaf bir şekilde ılıktı ve gözyaşı gibi tuzlu.

Sadece kara kardeşliğin üyesi olan birinin açabildiği bir kapı demiştik. Kuramın sahibi bebeklerin buradan Ötekiler’e vermiş olabileceğini düşünüyor. Başka türlü o kapının neden orada olduğuna mana veremiyormuş. Diğer yandan kapı, biraz Ormanın Çocukları’nın büyüsüne de benziyormuş. Bran’ın düşüncelerine bakarsan “yaşayan” birine benzetiyor ve dahası Kan Kuzgun’u da benzer vaziyette, neredeyse… Bu kapı o çocuklardan biri olabilir mi? Sonuçta konuşan, bilinci olan bir yüz.

Eğer “bebek” kısmı doğruysa kaç tane bebek vermiş olabilir? 13 yıl hüküm sürdüklerine göre 13 bebek vermiş olabilirler mi? Yahut sadece bir tane… Peki, bu kurbanlar niye yapılıyor? Bu, anlaşmanın bir parçası olabilir mi? Kuramın sahibi Uzun Gece’nin sanıldığı gibi bir savaş ile değil bir anlaşma bittiğine inanıyormuş.

Sur’un yapımında Ormanın Çocukları ve Devlerin bulunduğu söyleniyor, Ötekilerin var oluşuna dair bir işaret vs. yok deniyor ama belki de vardır; Sur’un kendisi buzdan yapılma bir yapı ve Ötekilerin “buz” ile inanılmaz şeyler yaptıklarını GRRM kendisi söylüyor. Ötekilerin kendisi zaten buzun hayat bulmuş hali, silahları vb. her şeyleri buzdan yapılma. Buz’dan yapılma bir Sur, onları nasıl durdursun ki? diye soruyor ve Ötekilerin de Sur’un yapımında bir parmağı olduğunu iddia ediyor. Joramun Borusunun varlığına niye ihtiyaç vardı ki, diyor? Bir koz olarak. Anlaşmaya uyun yoksa Sur yıkılır. Ötekiler çoktan boruya sahip olabilir yahut boruları yakında ele geçirebilirler.

NK’nin çocukları da anlaşmanın bir parçası gibi görünüyor ormanın çocuklarının sihrine benzeyen kapıya bakılırsa onlar da bu anlaşmada bulunmuşlar ve bir parçası; yaptıkları büyü ile Ötekilerin büyüsünün Sur’u geçmesine engel oluyor. Soğuk El, Sur’u geçemeyeceğini söylüyor. O da ölülerin büyüsüne benzer şekilde diriltilmiş ve evet, kapının varlığından ve nasıl açıldığından haberdar. Eğer “kurban” vermek için bu kapı kullanılmışsa Ötekiler de kapının varlığını biliyordur.

Eğer NK bir Stark ise, bu demek oluyor ki onun ataları da anlaşma sırasında oradaydı. Belki de Gece’nin Kraliçesinin orada bulunması bir tesadüfi hata değildi; orada olması önceden belirlenmişti. “kurban” kelimesini kullandım ama o bebeklere gerçekte ne olduğunu nereden biliyoruz ki? diye soruyor. Belki bebekler alındı ve Daima Kış Olan Topraklara götürüldü; sonuçta ortada yarı insan ve yarı… Gece’nin Kraliçesi ne ise o olan bir tür vardı? Görünüşe göre kendisi Ötekilerin emsali olan dişi bir Öteki.

İlk İnsanlar ve Ormanın Çocukları arasında yapılan bir anlaşma varsa o sırada da Ötekiler ile de bir anlaşma yapılmış olamaz mı? Ak Gezenlerin kökenleri kuramında bahsedilen köklerinin ormanın çocukları olması kısmına gönderme yapmış.

Stark Hanesi köklerinde “ötekiler” olabilir mi? Yarı Stark Yarı Öteki nasıl görülürdü? Bir insana mı yoksa bir ötekiye mi benzerdi? Kuzeyin Kralı gelip NK ve karısını yendikten sonra bir çocuk bulduysa? Ötekiye benziyor ise öldürürdü, ya insana benziyorsa? Bir Starka’a benziyorsa? Onu gizlice yanına alıp hanesine götürmez miydi? Ned, Arya, Bran hatta Jon’un kanında “ötekilerin kanı” olabilir mi? Bilhassa Jon’un Rhaegar’ın oğlu olduğu gerçeğini de göz önüne alırsak Jon tam manasıyla buz ve ateşin şarkısı olur; büyülü Targaryen kanı ve büyülü Stark kanı muazzam bir büyü enerjisi ortaya çıkarmaz mı?

Stark ve Ötekilerin melezlenmesi anlaşmanın bir parçası olabilir mi? (Reed Hanesi hala buz ve ateşin üstüne yemin eder.) Tüm Stark soyunda Gece’nin Kralı ve Kraliçesinin kanı varsa, bu nedenle “ötekilere” söz verilmiş olmaz mı? (Aklıma Vaat Edilmiş Prens geldi. Kim vaat etti ve kime etti?) Eğer durum buysa WW’lerin neden onca yıl dururken şimdi uyandığını açıklar.

Valyria, Uzun Gece’nin gölgesinde yükselmeye başladı. Muazzam bir büyüsel enerjinin olduğu dönemlerdi. Yeniden canlanma/dirilme üzerine durmuş; Ejderhaların her yerde uçmasına vs… tüm bunların bir döngü oluşturduğunu ve Ötekilerin de belki bu döngüyü beklediğini söylüyor. Aslında ne dediğini tam anlamadım ama galiba “ateş” tarafının güçlenmesi, yükselmesi sebebiyle başlayan bir sebebe dayandırmış, kesin şu demiyor ama bir ihtimal bu, olabilir diyor. Kısaca onları harekete geçirecek bir “işaret” beklemek zorundaydılar ve beklediler, şeklinde bir iddiası var. Bu işaret nedir, kesin şu demiyor. Eğer öyle ise o zaman çok uzun zaman önce Ötekiler hazırlık yapmaya başlamışlar ve harekete geçmişler. Hazırlık süreçleri de bir hayli zaman almış.

Özetle ortada bir anlaşma vardı ve anlaşma bozuldu, bu yüzden geri döndüler.

( Aslında aklıma ister istemez bir şey geldi. Büyük Öteki’nin Sur ötesinde de hizmetkarları olduğuna dair bazı minik bir iki işaret olduğunu düşünüyorum, en azından benim gözüme takılan. Hatta benim Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler kuramımı hatırlarsanız FM’lerin Ötekilere hizmet ettiğini düşündüğümü biliyorsunuzdur. Nazik Adam’ın Arya’ya anlattıkları ve üstü kapalı ima ettiği şeye bakarsak -haklıysak- Yüzsüz Adamlar, Valyria Kıyametinden sorumlu kişiler, demektir ve Ötekiler, 300 seneden fazladır faaliyet içerisindeler. )

Kuramın sahibi, Dişi Öteki’nin Ötekiler tarafından insanlarla üreyebileceği şekilde yaratıldığını düşünüyor. Efsanelerin, 8-10 bin yıllık anlatılan şeylerin ne kadarı doğru, ne kadarına inanılabilir diye de sorguluyor(Bunu HBO ve GRRM’in kendisi de dolaylı şekilde söylemiş ve 5. kitapta Sam de bu kısmı sorgulamış ve değinmiştir.). Efsanelerden neresi mecazi anlatım neresi doğrudan aktarım, bilemeyeceğimizi söylüyor. GRRM’in bizim “neyin doğru neyin yanlış” olduğu konusunda sorular sormamıza ustaca başardığını söylüyor. Gerçek büyü ve gerçeklerin zaman içerisinde kaybolduğunu ama bazıların tamamen kaybolmamış olduğunu düşünüyor. Örneğin NK ve kraliçesi… gerçekler hikayede gizli bir şekilde duruyor. Hikaye çarptırılmış, eksik ve yanlış bir şekilde aktarılıyor; belki o gün orada yapılanlar gayet açık seçik yapılıyordu, belki iki hane sadece “evlilik” ile hanelerini birleştiriyordu ama dışarıdan bakanlar için oldukça korkunç bir manzara olabilir ve bu şekilde hikayeler yaymış da olabilirler. (Yani ben de bir ailenin böyle canlılarla evlendiğini vs. görsem ürkütücü bulurdum. :smiley: Bunun dışında neden insanların 13 sene boyunca hiçbir şey yapmadan beklediğini merak etmişimdir, belki olasılık o kadar saçma değildir?) Özetle ortada Stark-Öteki karışımı, daha çok insana benzer bir bebeğin var olduğunu, amca Stark’ın bebeği alıp gizleyerek hanesine alıp yetiştirdiğini ve böylece Starkların kanına Ötekilerin kanı bulaştığını iddia ediyor. Bu temanın Jon’da da aynı şekilde işlendiğinin üstüne parmak basıyor. Efsanede “tohumunu” verdiği konusunda hususi olarak belirttiğini, eğer ortada bir çocuk yoksa neden bu kısmı hususi olarak belirtiklerini sorguluyor. (Neden bir cinsel birleşme var? Olmak zorunda mıydı? Bence değildi. Büyünün kol gezdiği, ölülerin diriltilip kontrol edildiği bir bölgede, bu şekilde git birini baştan çıkar birlikte ol durumu mantıklı değil, gerekmez. Gerçi amaç nedir, ondan hiç bahsedilmemiş hikayede. Bu yüzden bir anlaşma ve bebek meselesi ilk başta akla yatkın geliyor. )

Şimdi buraya kadar ki IdeasOfIceAndFire’ın videosundan çeviriydi. Aşağısı da TalkingThrones’un.

Önemli Cevaplar

  1. Rica ederim arkadaşlar. İki ayrı kuram ama aynı konu diye tek başlığa eklemek istedim ve haliyle biraz karmaşık gelebilir. Benim aklıma aslında başka bir şey daha geldi bu sabah; warg king.

    Şimdi Stark Hanesinin “warg” becerisinin bu kişiden geldiği söyleniyor sanırım? Warg King’in uzun gece sonrası yaşadığı iddia ediliyor, iddia dedim çünkü hem bu başlıkta biraz değindim hem de diğer başlılarda bolca değindiğim üzere; efsaneleşen geçtiği dönemler ne kadar doğru, bilinmiyor yani a döneminde geçti denen bir şey aslen b döneminde geçmiş olabileceği gibi iki ayrı dönem denen şey aslında aynı dönem olabilir. Misal ilk başta hikayelerden 2 ayrı uzun gece var diye çıkartıyoruz ama ayrıntılara baktığımızda görüyoruz ki aslında tek bir uzun gece var.

    Uzun Gece sonrası, Ormanın Çocuklarıyla da ittifak halinde olan Warg King ve Starklar savaşıyor; Starklar bu adamı yeniyor ve oğulları ile yaratıklarını ve de yeşil görü sahip kişileri öldürüyorlar ve kızlarını da “ödül” olarak kendilerine eş alıyorlar.

    Bence bu Uzun Gece; Ötekiler, Ormanın Çocukları ve Starklar arasında olan şeylerle bağlı bir olay.

    Gerçekten de bu şekilde bakınca bizim Ned ve ailesinde gördüğümüz “onurlu ve vicdanlı Stark” izlenimi kayboluyor ve yerine en az Lannisterlar kadar acımasız hatta belki daha fazla, bir Stark portresi çiziyor.

  2. Stark’lar zaten hiçbir zaman bu son dönemdeki kadar yumuşamadılar. Kuzeyde hayatta kalmak ve bu kadar zaman boyunca kuzeyin en büyük hanedanı olarak kalabilmek için zalim olmak zorundaydılar. Zaten Stark’ları sevmemin nedeni yumuşak olmaları değil entrika gibi şeylerden anlamamalarıydı.

  3. Adamlar doğrudan ve düz; coğrafya bir kaderidir, demiştir İbn-i Haldun. Coğrafya’nın havası, suyu, toprağı ve orada yetişen şeyler; kısacası her şey insanın karakterini hatta ve hatta düşünme şeklini bile etkiliyor. Misal dün öğrendim ki çöl bedevisi ile çöl şartları arasında ciddi manada benzerlik var, tabiri caiz ise bedeviler, çölün insan haline gelmiş şekli gibi. :smiley:

    Bu yüzden kuzey gibi ağır, sert ve acımasız şartların hüküm sürdüğü topraklarda Stark Hanesinin yumuşak olmasını beklemek güç olur, Ned ve ailesi baya yumuşak görünüyor ama atalarına nazaran (iklim dışında) şartlar falan daha yumuşamış olmasının da faydası olsa gerek. Gene benzer sebeple “entrika” yönünden çok gelişmemiş olmaları da belki bu şekilde açıklanabilir; kuzey gibi bir yerde ya ölmek ya yaşamak vardır; sürekli fiziksel olarak savaşmak zorundasın, çok fazla düşünmek ve siyasi entrikalar kurmak pek mümkün değil. Aslında Türklerin de siyasi entrika konusunda çok iyi olmama sebeplerinden biri coğrafya ve yaşam şartları; bizim de yaşama şeklimiz ve yaşadığımız yerler ağırdı. Ben de bu yüzden Starkları seviyorum, bize çok benziyorlar. :smiley:

    GoT’un yeni dizisini bu yönden merakla bekliyorum, o dönem Starkların ne denli acımasız olduğunu görmek hoş olacak.

  4. Türkler Lannister-Dorne kırmasıdır ablacım, hiç Starklarla ilgimiz yok. Ha evet, kurt totemi binlerce yıl önceki gerçek türklerin tek ortak yönü starklarla. Ama 1000 yıldır lannister ve dorne’ lular gibiyiz. Kimse kendine onursuzluğu yakıştırmaz, Lannisterlar da onurluyuz der demir adalılar da :wink:

  5. teori için teşekkürler, güzel bir yazı olmuş. bütün bu soruları kısmen de olsa gelecek olan yan dizi Uzun Gece de az çok açıklığa kovuşacak gibi.

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

6 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar