“Ejderha çeliği mi?” Bu terim Jon’a yeniydi. “Yani Valyria çeliği mi?”

Herkese selamlar. Günlerdir çevirmeyi çok istediğim kurama sıra geldi. İnşallah siz de benim kadar ilginç bulursunuz. Çevirmem birkaç günümü aldı, biraz zorladı doğrusu. Ichigo’dan da bir iki noktada yardım aldım, teşekkür ederim kendisine.

Videonun oldukça ilginç bir iddiası var, tamamen doğru yahut yanlış demek -benim için- çok mümkün değil ama kesinlikle düşündürücü noktaları olan ve bazı sorulara cevap vermesi muhtemel bir içeriğe sahip diye düşünüyorum. Yer yer kafa karıştırıcı geçişler olabilir ve haliyle bağlantı kurmakta zorlanabilirsiniz ama ben olabildiğince toparlamaya çalışacağım(çünkü bence biraz dağıtmışlar) Her zamanki gibi kendi cümlelerimle çeviriyi yapıyorum, böylesi daha kolay.  Elbet araya ekleme de yapacağım.

Kuram daha önce çevirdiğim şu kuramla da (Buz ve Ateşin Şarkısı ‘Ejderhalar’ ) bağlantılı olduğu için, okumadıysanız okumanızı tavsiye ederim.

İlk alıntı üzerinden başlıyoruz. Sam, Jon’a “ejderha çeliği” bir kılıçtan ve onu Uzun Gece’de kullanan Son Kahraman’ın Öteki öldürdüğüne dair bulduğu Gece Nöbeti kayıtlarından bahsediyor. Elbette Jon daha önce böyle anılan bir çelik duymuyor ama hemen bağlantı kurmayı başarıyor; “Valyria çeliği mi?” Doğru, Jon! Valyria çeliği!

Resmi ismi Valyria Freehold olarak anılan ve bizim “imparatorluk” olarak tabir ettiğimiz bu medeniyet, ASOIAF takvimine göre FS300’den 5000 yıl önce kurulmuş, ejderha lordları tarafından yönetilmiş ve adına Valyria çeliği denilmiş çok ünlü ve özel kılıçlar üreten değişik bir topluluktu. Sadece çelikleri değil mimari yapıları ve bunları inşa etme şekilleri de değişikti ve her ikisinin sırrı da şu an kayıp ama ikisinin de ortak noktası “ejderha aleviyle” yapılması. En azından malzemelerden biri.

Elbet efsanelere göre Uzun Gece 8 bin yıl önce olmuştu ama 6 bin rakamı da veriliyor. Haliyle ne Valyria çeliği ne de ondan yapılma bir kılıcın Uzun Gece’de kullanılması kulağa çok garip kaçıyor. Buna daha sonra değineceğiz. Devam edelim.

Videonun sahipleri; bu bilgiden yola çıkarak Westeros’a gelen İlk İnsanların aslında bizim bildiğimiz olanlar değil, Valyrialılar olduğunu iddia ediyor. Pekala, bu kulağa hala çok doğru gelmiyor ama tamamen yanlış olmayabilirler. Bakalım.

Belki sihir dediğimiz şey bir zamanlar önemli bir güçtü ama artık değil. O eski güçten geriye kalanlar, büyük bir yangının ardından gökyüzüne yükselen dumanlara benziyor. Duman bile bir süre sonra kayboluyor. Valyria son közdü, artık yok. Ejderhalar gitti. Devler öldü. Ormanın çocukları bütün bilgelikleriyle birlikte unutuldu.

Üstat Luwin’e göre “büyü” bir zamanlar bu dünyada çok önemli bir rol oynadı ama şimdiki dünyada hiçbir önemi yoktu ve azcık kalan bir parçası da sönmek üzere. Gerçi üstat, bizim anladığımız manada bir büyüye de inanmıyordu ama yine de onun kullandığı manayla bilinmeyen bilgelik vardı ve çok önemliydi. Valyria ise bu bilgeliğin son temsilcisiydi ve artık yok olup gitti, ejderhalarıyla beraber. Ormanın çocukları, Westeros’un bilinen en eski ırkı idi ve Valyria’nın ejderhaları doğuda büyünün tipik bir görünümü olarak kabul edilirdi. Doğruca büyü ile bağlantılıydı. Yani Batı’da Ormanın çocukları büyü ile bağlantılıyken Doğu’da ejderhalar büyü ile bağlantılı görülüyor. Elbette bu tamamen doğru ifade de olmayabilir, çünkü ejderhaların var oluşu ile büyü yeniden doğuyor(yahut benim tabirimle kan ve ateş büyüleri) ama ormanın çocuklarının varlığı ya da yokluğu ile büyü yaşayıp-ölmüyor. Onların daha çok warg/yeşilgören özellikleri çok dikkat çekici olan büyüsel/mistik kısımları.

Diyar’da genel kanı ejderhaların, Batı’ya ilk kez Fatih Aegon ile birlikte geldiğidir ama yukarıdaki bağlantısını verdiğim başlıktan hatırlayacağınız üzere hiç de öyle gibi görünmemektedir.

Valyria’nın kuruluş noktası ve hakim olduğu alan oldukça geniştir ve Westeros’a oldukça yakın sınırları vardır. Unutmayın ki İlk İnsanların, doğuyu batıya bağlayan bir burundan Dorne üzerinden geçerek geldiği söylenir.

Twoiaf kitabında, Üstat Vanyor isminde birinin Against the Unnatural kitabında, ejderhaların varlığının Valyria’nın yükselişinden önce Westeros’ta olduğunu kanıtladığı anlatılır. (Onun kitabını bir edinmek gerek. ) Kuramın sahipleri; ilk ejderha çeliğinin de Westeros’ta Uzun Gece sırasında dövüldüğüne inanıyormuş. Tartışmalı ama imkansız değil.

Bu arada hemen belirtmek istiyorum. İlk İnsanlardan önce burada olduğuna inanılan Dayne ve Hightower Hanelerinin atalarının ne zaman nereden geldiği ve bu haneden Valyria’ya has bildiğimiz saç ve özelliklere nasıl sahip olduğu sorularına bir ihtimal cevap niteliği taşıyabilir bu kuram. Elbette parantez açarak bu hanelerin Valyria kökenli olmadığını GRRM’in belirttiğini, ifade etmem gerek ama ben, Valyria’yı kuran halkın ataları ile karışmış yahut onlardan olup, zamanla İlk İnsanlarla karışmış olabilir, diye düşünüyorum.

Devam. Üstat Yandell kitabında Şafak Çağında Westeros’ta sadece 2 ırk olduğundan bahseder(genel kabul görüş); ayrıca 3. bir ırkın da var olabileceğinden bahseder. Bu 3. ırk temeli aslen Westeros’ta bulunan Erimiş Siyah Taşlara (bilhassa Savaş Adasın’daki Hightower Kulesinin temeli olan eski temele) dayanmakta.

Bunlardan biri Demir Adalar’daki “Deniztaşı Tahtı” Demir doğumlulara göre İlk İnsanlar buraya geldiklerinde bu tahtı buluyorlar ama ada, tamamen ıssızdır. Yandell, bu anlatılan doğru ise tahtı yapan kişi/lerin gizemini hala koruduğunu söylemiştir. Boğulmuş Adam Şarkıları, bu tahtı Günbatımı Denizinin ötesinden gelen birileri tarafından yapıldığını anlatsa da üstada göre bunu kanıtlayacak bir şey yoktur.

Günbatımı Denizi, Westeros’un batısında kalan bir bölge. (Hatırlarsanız eğer Elissa Farman buraya açılmış ve daha sonra gemisi, Asshai’de görülmüştü. Yani dünya yuvarlaktır; batıya gidersen doğuya ulaşırsın, sözünün yansımış halini görüyoruz.) GRRM’e göre onun evreni, Dünya’nın bir versiyonu. Kuram sahipleri bu sözden yola çıkarak; Şafak İmparatorluğu’nun aslen Westeros’a daha yakın olabileceğini söylüyor. Uzak doğudan gelen ziyaretçilerin; Savaş Adasındaki kaleyi ve Deniztaşı Tahtını inşa ettiğini düşünüyorlar.

Yine kitapta yazdığına göre efsanelere göre ejderhalar bir kere Savaş Adası üstüne konakladılar; ta ki ilk Hightowerlar onların sonunu getirene kadar(millet bir tanesini zor öldürürken, bunlar nasıl becermiş acep?). Buradaki kale, erimiş siyah taştan yapılmış ve biz biliyoruz ki bu taşlar ve onlardan yapılan binalar ejderha lordlarının bilgisi dahilinde. Elbette Valyria’dan önce var olan ejderha lordları resmi olarak bilinmese de işaretlerin o yönde olduğu aşikar. Yi-Ti’nin muazzam bir medeniyet olduğu ve son imparatorun gökten düşen siyah bir taşa taptığını biliyoruz. Hatta bu uğurda eski inançlarını yerle yeksan etmiştir. Gariptir ki yapılış zamanı bilinmeyen ama İlk İnsanlardan önce orada olan bu erimiş siyah taş yapılar mevcut ve ejderhalar kendi akıllarıyla böyle bir şey yapmayacaklarına göre, birileri onları kullanarak yaptığı düşünmek daha mantıklı bir çıkarım olacaktır. Unutmayın ki bir de elimizde Ejderha kayası var.

Bunlar ya Yi-Ti ya da Valyria’nın kendisi olabilir. Elbette hemen kafanızda “zaman” uyuşmazlığı oturdu, biliyorum. En azından Valyria için ama orada geleceğiz, sabır.

Buz ve Ateşin Dünyası kitabında Aliüstat Fomas’ın yazdığı “Eskilerin Yalanları” kitabından küçük bir alıntıya yer verilmiş. Üstat Fomas’ın Valyria’nın kuruluşu ve batıdiyar ve Menzildeki bazı ailesel bağları yanlış savlarla ortaya attığı için dikkate değer alınmadığını, söylemiştir. Yani Fomas, bir dönem Valyrialıların, Batıdiyar Menzil’de yaşadığına inanmış ama açıklamaları kabul görmemiş elbette. Fakat bu açıklama Savaş Adası’ndaki temelleri açıklıyor. Şarkılardaki, efsanelerdeki ejderhaları da…

Bu da bizi Garth Yeşilel’e getiriyor. Kendisi İlk İnsanların gelişinden binlerce yıl önce bu topraklara gelmiştir. Başka anlatımlara göre de İlk İnsanların Yüksek Kralı olarak anılır. İlk İnsanlardan önce gelişinde tek başına Ormanın Çocukları ve Devlerle bu topraklarda yaşadığı söylenir.

İnsanların, İlk İnsanlardan önce gelip Westeros’ta yaşadığına dair tek bir işaret var; Eski Şehir. Efsaneye göre Garth Yeşilel, İlk İnsanlarla beraber geldiği zaman Hightower Hanesi çoktan kurulmuş ve kral olarak Savaş Adası’nda hüküm sürmüşlerdir.

Garth hakkında bir çok hikaye var ve hepsi de birbiriyle çelişkili. Özetle; ilk geldiğinde tek başına ve tek insandır; diğer hikayede İlk İnsanlara önderlik etmiş ve onları getirip, kralları olmuştur. Efsaneleri incelediklerinde özetle video sahiplerinin vardığı sonuç şu; Hightower Hanesinin kurucusu ve Garth Yeşilel, Şafak İmparatorluğunda Kraliyet Ailesin’e mensup iki kişi ve Westeros’a ilk olarak kendi başlarına geldiler. Buranın diğerlerinden korunmak için güvenli ve güzel bir yer olduklarını düşündüklerinde Garth geri döner ve İlk İnsanları buraya getirir.

(Aslında burada hemen @Cassiopeia’nın açtığı kuramları hatırlamakta fayda var. Dawn’ın Büyük İmparatorluğu-Tanrı İmparatorlar ve Serideki Yansımaları-1.kısım ve Dawn’ın Büyük İmparatorluğu-Tanrı İmparatorlar ve Serideki Yansımaları-2.kısım)

Peki, bu insanları bunca yolu tepip buraya getirecek sebep ne olabilir? Kuramcılara göre Şafak İmparatorluğunun tiran yöneticisi Kantaşı İmparatorunun yaptıklarından kurtulmak için Garth, bu insanları toplayıp buraya getirmiştir. (Üstatlar neden İlk İnsanların buraya göç ettiğini bilmediklerini söylemişlerdir, bu durumda “bir şeyden kaçma” düşüncesi mantıklıdır.) Aslında bu hikaye bize biraz Hz. Musa ve Firavun hikayesini anımsatıyor. Hz. Musa, zalim Firavun’un eziyet ettiği bir halk olan İbranileri alır, denizden geçirerek onları yaşayacakları yeni topraklara götürür. Asoiaf’ta o geçişi sağlayan nokta daha sonra Ormanın Çocukları tarafından yok edilir ve Essos ile Westeros bağlantısı ortadan kaldırılır.

Şafak İmparatorluğu “Yeryüzü İlahı” tarafından kurulmuştur ve 100 karısıyla beraber 10 bin yıl yönetmiştir. Daha sonra onun soyu olan “mücevher” isimleriyle anılan imparatorlar tarafından yönetilir ve (İnci İmparatordan sonra) her bir yönetim bir öncekinden daha kötüdür; ta ki kız kardeşini öldürüp hakkını gasp eden Kantaşı İmparatoruna kadar ki kendisi son imparatorluktur. Bundan sonra Uzun Gece yaşanır.

Yeryüzü İlahı, Işığın Kadını ve Gece’nin Aslanı’nın tek çocuğudur ve aslında kendi içinde hem karanlığı hem gündüzü barındırır(aklıma niye Jon geldi ki?  ) ki manişeist doktirinin kişiselleştirilmiş haline hizmet ediyor gibi görünüyor.

Karanlık aleminin ışık alemini algıladığı ve kapladığı yer (where the realm of darkness perceives and covers the realm of light) ve ikisi bundan sonra daimi bir mücadele içinde kalır ki ışığın ve karanlığın tüm karşıt ve çatışan güçlerini içinde yaşayan tüm canlılar… GRRM’in karakterlerinin grileştirmeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz, temelde aslında her karakter ile bize bu çatışmayı anlatıyor.

Ayrıca buz ve ateşin savaşının temelini de burada görebiliriz. R’hllor ve Büyük Öteki’nin birbiri ile olan mücadelesi ta o zamanlar başlamıştı ki başka kuramlarda da buna değinmiştim (Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler başlığında)

Melisandre’den bu duruma dikkat çeken sözlere kulak kesilelim.

“Dünyanın düzeni. Gerçek her yanda, görmesi kolay. Gece karanlık ve dehşet dolu; gündüz parlak, güzel ve umut dolu. Biri siyah, biri beyaz. Buz var ve ateş var. Nefret ve aşk. Acı ve tatlı. Erkek ve kadın. Izdırap ve zevk. Kış ve yaz. Kötü ve iyi.” Melisandre, Davos’a doğru bir adım attı. “Ölüm ve yaşam. Her yerde zıtlıklar. Her yerde savaş.”

Savaş zamanın başladığı andan beri sürüyor ve savaş bitmeden önce bütün insanlar duracakları tarafı seçmek zorunda. Bir taraf Işık Tanrısı R’hllor; Ateşin Kalbi, Gölgelerin ve Alevlerin İlahı. Onun karşısında, adının anılmaması gereken Kebir Öteki var; Karanlık Tanrısı, Buzun Ruhu, Gecenin ve Dehşetin İlahı…”

Çok Eşlilik, bu kadim zamanlarda yaygın bir gelenek. Targ Hanesinden yola çıkarak, Valyria halkının da çok eşlilik yaptığını çıkartabiliriz. Efsanelerde anlatılan Gri Kral’ın da 100 karısı vardır. Ayrıca 2. Garland Gardener, Lymond “Denizaslanı” Hightower’ın kızı ile evlenebilmek için kendi KARILARINI bir kenara koymuştu.

Aegon ile başlayan Targaryan Hanesinin “Kral Muhafızları” geleneğinin de Westeros’ta çok önce “Kahramanlar Çağında” var olduğuna dair işaretler de var.

Yedi Krallık’ın doğmasını sağlayan bu efsanevi kralları bir tarafa bırakırsak, bu kişilerinin yanında rahipleri ve şarkıcıları aynı noktada buluşturan Symeon Yıldız-Gözler, Ayna Kalkanlı Serwyn gibi birçok kahramanın hikayeleri de mevcuttur. Bu kahramanlar gerçekten yaşamışlar mıydı? Belki gerçekten de yaşadılar. Ancak şarkıcıların şarkılarında Ayna Kalkanlı Serwyn için Kraliyet Muhafızı denmesi-ki Kraliyet Muhafızlığı kurumu Fatih Aegon ile birlikte başlamıştır- bu tür şarkılara ve hikayelere neden güvenmemiz gerektiğini bize göstermektedir.

Üstatlar neden İlk Kralların Kralı’nın Yeminli Kardeşleri asıl kuran kişi olabileceğine inanmakta bu kadar zorlanıyor ki? Yani sonuçta bu kralların korunmaya ihtiyacı yok muydu? Özel korumaları olması çok mu saçma kaçardı? Kral Muhafızı birliği sadece Aegon’un karısı Visenya’nın mı aklına gelebilecek çok parlak bir fikirdir? Üstatların bunu saçmalık görmesi saçmalığın daniskası. Hatırlarsanız Visenya bu arkadaşları Gece Nöbetçilerinden esinlenmişti. Onlar kim? Diyarın Muhafızları. Kalkanı. Kral’ın Muhafızlarından esinlenilerek kurulmuş olmasınlar?

Twoiaf kitabının “Gardener Kralları” kısmında bahsi geçen kral isimlerinden birinin “Davos Ejderha Katili” olması oldukça ilginç bir ayrıntıdır. Bu da bize Savaş Adasında konaklayan ejderha efsanelerinden, ejderha çeliği kılıçlarından ve erimiş siyah taş yapılarından sonra Westeros’ta ejderhaların yaşadığına dair bir başka kanıt olarak sunuluyor.

Valyrialılar ve Şafak İmparatorluğu arasında bir bağlantı olduğuna dair işaret de mevcut. Erimiş Siyah Taştan yapılmış Beş Kale’nin yapımında Valyrialıların da dahili olduğunu söyleyenler mevcut ama üstatlar, onların o kadar doğuya gittiklerine dair bir kayıt olmadığını söylüyorlar. Yi-Ti coğrafya olarak ormanlarla kaplı, güzel bir yer ve İmparatorluğu baştan aşağıya ağ gibi saran ve yeryüzünde hiçbir dengi olmayan taş yollara sahip, Valyria’nın ejderha yolları bunun istisnasıdır. Yani temelde aynı mantık ve benzer/aynı teknoloji ile üretildiğini söyleyebiliriz. Diğer yandan Valyria Freehold’un resmi kuruluşu ile birlikte halkı, sanki sihirli bir şekilde havada bir anda ortaya çıkmış ve kıyamet ile birlikte ortadan kaybolmuşlar gibi anlatmaya eğilimli bu üstatların; bu görüntüsü sıra dışı halkı öncesinde basit çobanlardı ve hayvancılıkta da doğru türleri çiftleştirirsen güzel türler ortaya çıkartırsın gibi anormal bir açıklama ile köklerine açıklama yapmaya çalışırken biraz insaflı olmaları gerekir diye düşünüyorum.

Toparlarsak bu son kısmı; Şafak İmparatorluğu halkı yahut halkından bir kısmı, bugün Valyria Freehold dediğimiz medeniyeti kuran, ejderha lordlarıdır. Dikkat ederseniz eğer; Valyria’nın yolları, siyah taşları kullanmaları ve bunu nasıl yapacaklarını bilmeleri; büyüler konusunda garip bir şekilde bir anda uzman kesilip hem ejderhalara hükmedip hem de çok güçlü büyüler yapabilmeleri bize ister istemez Şafak İmparatorluğu dönemini anımsatıyor. Valyria, Şafak İmparatorluğunun devamı dersek, en azından mirasçısı dersek hatalı olmayacaktır. Kan ve Ateş büyüleri, ejderhalar, siyah taşı kullanma şekli ve elbette ejderha çeliği dövme sanatı dışında benzer geleneklere sahip olmaları. Efsanelerde Yi-Ti ve halkının yozlaştığı; büyülere, zulüm, ensest ilişkilere ve benzeri bir çok şeye kapılarak sapıttığı söylenir. Hatta insanlar üzerinde büyüler yapılır hatta Kantaşı İmparatoru da yamyamlık yapardı(muhtemelen başkaları da yapıyordu.). Valyria da benzer gaddarlık ve zihinsel mantıkla hareket ederek yönetti; deneyler, başkaları üzerinde her türlü kan-ateş büyüleri, ensest ilişkiler ve benzer şeyler. Dahası kölelik meselesini de açarsak ortada ciddi bir zulüm de vardı. Sonuç? Zulüm ile sonsuza kadar var olamazsın, sözünün yansıması; ikisi de yok oldu gitti. Ve şahsi düşüncem; ilkinin yok oluşundan sorumlusu olan Gece’nin Aslanı, ikincisinden de sorumlu. Yahut o tarafın güçleri, taraftarları, nasıl adlandırmak isterseniz.

Valyria, kurduğu şehirlerin isimlerini “Özgür Şehirler” olarak adlandırırken kendi ismini de “Freehold” olarak isimlendiriyor. Görünüşe göre bu “özgür” kavramı Valyria ve İlk İnsanlar arasındaki bir başka ince paralellik.

“Freehold” İngilizce’de özetle; eski dönemlerde özgür bir adamın (a free man) elinde bulundurduğu, sahip olduğu arazinin mülkiyet hakkını ifade ediyor.

Yani Valyria Freehold dendiği zaman hükûmet yönetimi, toprak sahibi özgür adamlardan oluşuyor. Bu “özgür adam” ve “free” meselesi sizin de aklınıza hemen Yabanılları akla getirmiyor mu?

“Ozan Bael yazmış,” dedi Ygritte. “Bir zamanlar Sur’un Ötesindeki Kral oydu. Bütün özgür insanlar onun şarkılarını bilir ama belki siz güneyde o şarkıları söylemiyorsunuzdur.”

“Ben orada doğdum evlat. Tıpkı annem gibi, onun annesi gibi, annesinin annesi gibi. Özgür Halk’ın insanlarıyız biz. Biz hatırlarız.” (Maalesef Türkçe çeviride, son kısım “biz gördük” diye yazılmış, ne alaka ise.)

Bu sözler görünüşe göre tam da Valyria halkının kendini tanımladığı şey; “özgür halk.”

Valyria ve İlk İnsanlar arasındaki bir diğer bağlantı ise;

“Kuzey Hatırlar”
“Ejderha Hatırlar”
“Özgür Halk Hatırlar”

sözleri. Bu “hatırlar” sözü, üç ayrı topluluğun “ortak” bir özelliği. Öyle görünüyor ki bu durum, Martin’in bu üç topluluğu zekice bir şekilde “özel” olarak ayırmasını sağlayan bir ekleme; yaklaşmakta olan Şafak Savaşı için ihtiyaç olan kadim bilgiye sahip olmayı içeriyor. Çünkü onlar, Uzun Gece’de olup, olan biteni yaşayan, tecrübe etmiş ve bilgi sahibi olmuş halklar. Bundandır ki hatırlayabilecek olanlar, sadece onlar.

Bir diğer işaret ise Valyrialıların -özel olarak Targaryen Hanesinin- ejderhalarına hükmedebilmek için büyü kullanma gereği duymaması. (Hatırlarsanız, Dany’nin son POV’unda Valyria halkının büyüler ve büyülü borularla ejderhalara hükmettiğini söylemişti ama Targaryen Hanesi bunlara gerek duymuyor.)

Martin de zaten benzer bir açıklamayı not düşmüştü; “Eski Valyria, ejderhalarını kontrol etmek için büyü ve büyülü borular kullanıyordu ama Targaryenlerin, kıyamet sonrası bunlara sahip olmadığı görülüyor ve buna rağmen ejderhalarını kontrol edebiliyorlar. “

Bir hayvanı, büyüler ve büyülü borular olmadan kontrol edebilme yeteneği bize doğrudan “deri değiştiren”; Yabanılların deyişiyle “warg” yeteneklerini hatırlatıyor. Kuramcılara göre bunu başarabilen tek Valyrialılar onlar olmasa gerekmiş, çünkü Lord Kankuzgun’un söylediği gibi her 1000 kişiden biri bu yetenekle doğar ve her 1000 warg’tan biri yeşilgören olur. Derideğiştiren özellikleri ile doğmayanlar için de büyü ile yaratılmış borular kullanılmıştı. (Belki de bu yüzden her Valyria ailesinin ejderhaları yoktu? Sadece belli sayıda ailede olmasının sebebi, herkesin kontrol edememesidir?)

Eğer hala Valyrialıların İlk İnsanlar olduğuna inanmıyorsanız; asoiaf uygulamasında “Ejderhalar” kategorisindeki Aegon ve kız kardeşlerinin ejderhalarından bahsedilirken dikkat çekici ayrıntıyı görebilirsiniz.

“Balerion, Vhagar, Meraxes… Valyria’nın bir çok eski tanrıların üç ismine ithafen isimlendirilmiştir.” Eğer uygulamadaki bu metindeki “eski tanrılar”a tıklarsanız, sizi İlk İnsanların Eski İlahları sayfasına yönlendiriyor. Diğer bir deyişle Valyrialılar ve İlk İnsanlar aynı ilahlara tapıyorlar.

Üstat Thomas tarafından yazılan, “Ejderha Akrabaları, Sürgünlükten İlahlığa Targaryen Hanedanının Bir Tarihi Olmak, Ejderhaların Hayatı ve Ölümünün Önemi İle” kitabı, ilginç bir başlığa sahip.

“Sürgünden İlahlığa(from exile to apotheosis)” sözüne odaklanmamız gerekiyor.

Apotheosis sözünün manası;“ilahi duruma yükselme; yüceltme”
yahut “bir şeyin en yüksek veya en iyi kısmı; zirve” demektir.

Yani başlığa göre Targaryenler, tarihlerinin bir döneminde “sürgün” yemişler ve kendilerini “ilahi statüye” yükseltmişler. Targaryen Hanesinin; Deli Kral’a kadar asla sürgün yemedeği ve güçlerinin/konumlarının 200 yıllık bir süreyi kapsadığı düşünülürse başlığın/kitabın içeriğinin Dany ve Viserys ile alakası olmadığı görülüyor.

O zaman Targaryenler ne zaman sürgün yedi? Eğer kuram doğru ise Kantaşı İmparatorunun yönetimine ve zulmüne karşı olanların topraklarından ayrılarak Batıdiyar’a gelip, eski evlerini terk etmek zorunda kalmaları gayet “sürgün” olarak değerlendirilebilir.

Valyrialılar, esasen herkes ve her şeyden daha iyi olarak tanımlanıyor/biliniyor; en iyi görünüm, büyücülükte en iyi olmak, en iyi mimari ve en iyi çeliği yapmak… gibi. Dünyanın geri kalanı ile ayırdığımızda, Valyrialıların ejderhaları evcilleştirme yetenekleri savaşlarda görülmüş en korkulu ve güçlü silaha sahip olma ayrıcalığını da getiriyor.

Yine de yaratıklara boyun eğdirip, onları silah olarak kullanma yeteneği sadece onlara da has değil.

Bu yeteneğin öncüleri Ormanın Çocukları idi hatta belki de bu fikri veren yahut onlara bunu öğreten kişiler de Ormanın Çocukları olabilir.

Valyrialıların, Westeros’a çok önceleri gelmiş olabilme ihtimali hala üstatlar tarafından kabul görünmeyip, aralarında spekülasyonlar geçseler de onlar da eğer bu iş doğru ise onları buraya getiren sebepleri sorgulayan olmuştur.

“Eğer öyle ise, ticaret için mi geldiler? Köleleştirmek için devlerin peşinden mi gelmişlerdi? Ormanın Çocuklarının büyülerini- yeşilgörü ve büvet ağaçlarını- aramak/öğrenmek için mi gelmişlerdi? Yahut daha karanlık bir amaç için mi geldiler?”

TWOIAF, MENZİL; ESKİ ŞEHİR

Tarihin bize anlattığına göre Valyria halkı en başta köle efendileri değildi. Bu yüzden Ormanın Çocuklarının yahut Devlerinin; o yahut bu amaçla köle ticaretini yapmak için Eski Şehir’e gelmiş olmalarını bekleyemeyiz. Geriye tek mantıklı seçenek; Ormanın Çocuklarının büyülerini öğrenme umuduyla gelmiş olmaları ihtimali kalıyor ki büyüye takıntılı bir halk için köle aramaktan daha mantıklı bir hareket olduğu aşikar.

Warg yeteneğinin bütün hayvanları kontrol edebilme yeteneğine sahip olduğunu biliyoruz; uçabilir, yüzebilir ve yürüyebilirsiniz. Hatta efsaneler doğru ise onların aracılığı ile insan sesiyle bile konuşabilirsiniz. Daha da öteye gidip ölüm anında- eğer yeteri kadar güçlü bir warg iseniz- başka bir bedene zıplayarak kendinize 2. bir hayat kazanabilir, çok daha güçlü iseniz insanları bile kontrol edebilirsiniz. Dikkatinizi çekmiştir; Kankuzgun’u eskiden kuzgunların konuşabildiğini ve bu şekilde mesajları taşıdığını söylemiş ve sanki o dönem şimdikinden çok daha fazla -hatta neredeyse hepsi- insanın warg yeteneğine sahip olduğuna ima yapan sözler söylemişti.

“Bütün kuşların içinde şarkıcılar var mı?”
“Hepsinde,” dedi Lord Brynden. “İlk İnsanlar’a kuzgunlarla mesaj göndermeyi öğretenler, şarkıcılardı… fakat o günlerde, kuşlar kelimeleri konuşuyorlardı. Ağaçlar hatırlar lâkin insanlar unutur, şimdi mesajları parşömenlere yazıyorlar ve aynı deriyi hiç paylaşmadıkları kuşların bileklerine bağlıyorlar.”

Elbette bir de yeşil görenlerimiz var. Onlar bir wargdan çok daha güçlüdür. Çünkü ağaçların sahip olduğu bilgiyi görebilirler; geçmiş, şimdi ve belki de gelecek.

“Hayır,” dedi Jojen, “rüya gören bir çocuğum sadece. Yeşilgörenler bundan fazlasıydı. Onlar aynı zamanda vargdı, tıpkı senin gibi. En kudretli olanları; uçan, yüzen ya da sürünen her hayvanın derisine bürünebilirdi, onlar büvet ağaçlarının gözlerinden bakabilir ve dünyanın altında yatan bütün gerçekleri görebilirdi.”

Çocuklar arasındaki avcılar-Orman Danscıları olarak da bilinirler-asker şekline bürünseler de, ellerindeki gizli ağaç ve yaprak sanatlarına rağmen sadece İlk İnsanlar’ın ilerleyişini yavaşlatabildiler. Yeşilgörenler, bataklıklardan, ormanlardan ve havadan yaratıklar çağırarak kendileri adına savaştırdılar. Ulukurtlar, devasa kutup ayıları, dağ aslanları, kartallar, mamutlar, sürüngenler gibi hayvanları silah olarak kullandılar.

Yüksek Yürek tepelerinde, Andal Kralı Erreg “Kral Katili” geldiği zaman Ormanın Çocukları, kartal ve kurt sürüleriyle İlk İnsanlarla beraber onlara karşı savaşmış ve kutsal topraklarını korumaya çalışmıştır.

Ormanın Çocuklarının bunu yapmasını gördükten sonra İlk İnsanlardan bazıları warg yeteneği ile doğmaya başladı. Muhtemelen içindeki değeri görmüş ve yeteneklerini nasıl kontrol edip bileyeceğini öğrenmede yardımcı olabilecek yeşil görenleri aramışlardır.

Valyrialılar ve Ormanın Çocuklarının bir noktada etkileşime geçtiklerine dair bir başka destekleyici işaret de hem Valyria hem Ormanın Çocukları uzak mesafelerde iletişim kurabiliyor ve uzaktaki yerleri görebiliyor ve de birinin rüyalarına girebiliyordur.

“Bir ejderhanın alevi neyle beslenir?” Marwyn bir tabureye oturdu. “Bütün Valyria büyücülüğü ateşe ya da kana dayanırdı. Özgür Kale’nin büyücüleri, bu cam mumlardan biriyle dağların, denizlerin ve çöllerin ötesini görebilirdi. Bir adamın düşlerine girebilir ve ona imgeler gönderebilirdi. Mumlarının arkasında oturur ve dünyanın iki ucundan birbirleriyle konuşabilirlerdi. Sence bu faydalı bir şey olur muydu Katil?”

İkisi arasındaki fark ise Valyria halkı bunu ejderhacamından yapılma mum ile yapar iken Ormanın Çocukları bunu Büvet ağaçları aracılığı ile yapıyor. Bakın olaya ki Ormanın Çocukları arasında ejderha camlarını işlemesini bilen “cam ustaları” bulunuyordu. Zaman zaman Gece Nöbetçilerine de bunları getirdiklerini biliyoruz. Elbette kaynak neresi, bu şimdilik bir sır ama Ejderha Kayası’nın ejderha camı bir dağın tepesine inşa edilmesi de rastgele olmasa gerek, değil mi? Görünüşe göre Valyrialılar bunları Ormanın Çocuklarından aldı yahut onlardan nasıl yapıldığını öğrendi.

Kuramcılar, daha önce Yüzsüz Adamlar ve Büvet Ağacı ile ilgili bir kuram daha hazırlamış(sonra bakar, hoşuma giderse çeviririm.). Oradan bir alıntı ile Büvet Ağaçlarının, onu kullanan son kişinin yüzünün şeklini aldığını iddia ediyorlar. En azından ona benzer bir yüz şekli alıyor.

“Bütün bildiğim, Starklar’ın damarlarında İlk İnsanlar’ın kanının aktığı. Sur’u İlk İnsanlar inşa ettiler ve onların bütün unutulan şeyleri hatırladıkları söylenir…”

Bunu söyleme sebepleri olarak Luwin’in ejderha camları ve büyüler hakkında konuşurken “büyü soluyor” sözlerinin ardında, aslında burnunun dibinde büyünün yaşadığını görmemesi, fark etmemesi. Bazı İlk İnsan kanı taşıyanlar farkında olarak yahut olmayarak bu ağaçları kullanmaya devam ediyor gibiler.

Büvet Ağaçları ile ilgili birkaç garip betimleme var; hatırlarsanız Jon’un ilk warg tecrübesinde Büvet Ağacı’nın yüzü Bran’a benziyordu ki o sırada Bran gerçekten de Jon’a ulaşmayı başarmış(ağaç aracılığıyla) ve konuşmuştu. Daha sonra da Theon, Tanrıkorusunda Büvet Ağacının yüzünü bir an Bran gibi görmüştü ki yine biliyoruz ki Bran, o ağacı da kullandı.

Ulu büvet ağacının gövdesine, uzun, melankolik ifadeli bir surat oyulmuştu. İyice derin oyulmuş göz çukurları kurumuş reçine yüzünden kıpkızıldı ve tuhaf bir şekilde etraftaki her şeyi izliyor gibi dururdu. Yaşlıydı bu gözler, Kışyarı’ndan bile yaşlı.

Cat. Ned’e Arryn’in ölümü haberini vermeye geldiğinde ağacın yüz ifadesi bu şekilde tanımlanıyor; “UZUN-MELANKOLİK SURAT” Daha sonra Ned’in yüzünü de benzer şekilde tarif ediyor(muş). Ned orada iken daha yeni birini öldürmüş ve bir çeşit melankolik havadaydı.

Başka bir örneğe geçiyoruz. 5. kitap Davos Son Pov.

Kalenin tanrı korusunu geçtiler. Korudaki yürek ağacı öyle büyük ve dolaşıktı ki bütün meşeleri, karaağaçları ve huşları yutmuş, kendisine yukarıdan bakan duvarları ve pencereleri kalın dallarıyla kırıp geçmişti. Ağacın kökleri bir adamın beli kadar kalındı. Gövdesinin genişliği, gövdenin üstüne oyulmuş yüzün şişman ve öfkeli görünmesine sebep oluyordu.

Ağacın tarifine dikkat edin; ağaç, şişman, öfkeli bir yüz. Son zamanlarda Wyman Manderly de şişko ve oldukça öfkeli çünkü oğlu esirdi ve evinde nefret ettiği, kin duyduğu Freyleri barındırıyordu.

Şimdi elimizde bu yönde 4 örnek var. İki tanesi bilinçsiz bir şekilde Büvet Ağacı ile bağlantı kuruyor(muhtemelen buna pasif kullanım diyebiliriz, bir şey görüp bildikleri yok, warg olmadıkları için.) ve hanenin lordlarının tipine benzer bir yüz görüyoruz. Diğer iki örnekte de Bran’ın bilinçli şekilde kullandığını ve ağacın yine onun yüz şekline benzediğini görüyoruz.

Sur’daki Konuşan Sihirli Kapı’nın da canlı bir yüze benzediğini biliyoruz ve dizide de Büvet Ağaçlarından birinin Kan Kuzgun’nuna benzetildiğini görmüştük, bir ihtimal buna gönderme olabilir.

Şimdi en başta söylediğim gibi yer yer başka noktalara atlamışlar ve bu biraz kopukluk ve kafa karışıklığı yaratabilir. Bu yüzden ben genel iddiayı şöyle kısaca toparlamaya çalışayım.

Arkadaşların özetle demeye çalıştığı şey (en azından benim anladığım);

1- Valyria’lılar, köken olarak Şafak İmparatorluğu ile bağlantılı,
2- Valyrialılar dediğimiz bu arkadaşların bir kısmı vakti zamanında Westeros, Menzil tarafına gelip yerleşmiş,
3- Ejderhalara hükmedebildikleri gibi siyah taşları eriterek bazı binalar inşa etmişler,
4- Ormanın Çocuklarıyla etkileşim halindeler ve büyük ihtimal ile bir şekilde warg/yeşil gören yetenekleri bunlara bulaşmış yahut öğrenmeyi başarmışlar onlardan ve elbette ejderha camını kullanmayı ve cam mumları da,
5- İlk İnsanlar aslen Valyria kökenli yani Şafak İmparatorluğundan gelmiştir,
6- Garth Yeşilel ve ilk Hightower’ın Şafak İmp. kraliyet ailesinin bir üyesidir ve İlk İnsanları getiren bunlardır,
7- İlk ejderha çelikleri burada dövülmüştür.

DİPÇE: Zaman sorunsalı konusunda kafa karışıklığı olanlar olabilir; HBO ve GRRM açıklamalarına göre Uzun Gece dizisi 5 bin yıl öncesinde geçiyor ve Valyria’nın temelleri atılmış durumda. Yani Şafak İmparatorluğu, Valyria ve Uzun Gece meselelerinin aynı döneme denk geldiği görülüyor. Doğu ve Stark gizemleri, Ötekilerin köklerini anlatacaklarını unutmayın, yani Essos’u da olan bitenleri göreceğiz gibi.

(Bu kısıma ekleme yapsam iyi olabilir, destek için. Son Kahraman’ın ejderha çeliği kılıcı olduğunu biliyoruz ve Dayne Hanesinin bu özelliğe sahip Şafak kılıcı olduğunu biliyoruz. Dayne ve Hightower hanesinden Valyria tipli insanlar çıktığını da biliyoruz; melezi en azından. Ve Grrm onların Valyria kökenli olmadığını söylemişti ama Valyria kurucularının Şafak İmp. kökenli olması halinde, gayet makul bir açıklama olurdu. Ayrıca Şafak isminin, Şafak İmp. ile bağlantısı da bir olası; yani köklere bağlantı.

Diğer yandan acaba cidden bu Şafak, Işıkgetiren kılıcı mı diye merak etmedim değil. Yani zaman olarak Uzun Gece-Şafak İmparatorluğu- Şafak Halkı-İlk İnsanlar ile bağlantılı görülüyor. Ayrıca iki efsanevi kılıcın aslen tek kılıç olması olası bir kurgu olarak düşünülebilir. Elbette süt beyazı görüntüsü bu işi biraz bozuyor. )

Aslında kuramın, temelde Valyria-Şafak İmp. bağlantısı benim geçen seneden beri savunduğum, çıkarımını yaptığım bir şeydi, başkalarının da aynı şeyi düşünmesine sevindim, temel argümanlar da çok iyi bence. Kafanızı karıştıran noktalar varsa, yorum olarak bırakın. Seve seve cevaplarım. Yorumlarınızı kesinlikle bekliyorum zira cidden harika bir konu ve ASOIAF’ın başlangıcını çözmeye çok yakın olabiliriz; her şeyin nasıl başladığı… sorusu.


Önemli Cevaplar

  1. Çeviri için eline sağlık. Önceden izlemiştim ama Türkçe bakmak da iyi oldu. Bazı konularına katılmasam da ilk insanların aslında valyria’lılara da “valyria’lılıklarını” veren halktan geliyor olması uzun zamandır katıldığım bir düşünceydi. Sadece işin şu kısmı için şunu belirteyim

    bu sorunun cevabına şu YouTube video serisini izleyen herkes ulaşabilir ve net söylüyorum ilk üç partı bitirdikten sonra yavaş yavaş “şuan spoiler yiyorum” hissi gelmeye başlayacak.

  2. Ben teşekkür ederim okuduğun için. Geek’e de dedim, aklımda ama çok uzun hazırlamış ve ben üşengeç bir tipim, bir türlü zaman ayırıp öncelik veremiyorum, burada da yazmış zaten ona bile daha okuyup cevap şey edemedim.

    Efsanelerin sıralamasında Şafak İmp. ve Valyria arasında çok uzun zaman farkı var, en az birkaç bin yıl. Yani Uzun Gece sonrası kurulmuş gibi düşünülüyor ama işin özünde öyle değil.

    Stark efsaneleri, Şafak İmp. ve Valyria kuruluşu ve Uzun Gece aslında aynı dönemlere denk geliyor aşağı yukarı. Bunu da bilhassa GRRM ve HBO açıklamasından öğreniyoruz; Uzun Gece dizisi için.

    Açıklamaya göre 5 bin yıl öncesine gidiyorlar.
    “KL yok, Demir Taht yol, Targaryenler yok. Valyria; ejderhaları ve büyük imparatorluğu, yeni yeni yükselmeye başladı… Başka ve en eski dünya ile karşı karşıyayız ve umarım serinin eğlenceli kısmı bu olacak.”

    GRRM’e göre ejderhalar var, Valyria kurulmuş ama daha bebek adımları atıyor… Efsaneler Şafak İmparatorluğundan ve oranın halkının ve son imp.'un yaptığı şeylerin Uzun Gece’ye sebep olmasından bahsediyor.

    Demek ki Westeros’a kadar alayı gelmiş, daha doğrusu İlk İnsanların aslında Şafak İmp.'dan kaçan halklar olması çok olası bir durumdur. Çünkü üstatlar, İlk İnsanların neden buraya gelme ihtiyacı hissettiğini açıklayamıyorlardı. Bunların içinde Valyria’yı kuran/kuracak o görüntüsü değişik tipler de dahil(belki işte kraliyet ailesine mensup tipler olabilirler). Bu yüzden Westeros’ta ejderhaları kullanarak; siyah erimiş taştan yapılma Deniztaşı Tahtı, Savaş Adasında bir zamanlar var olmuş ama bugün temelleri olan(üstüne Hightower kulesi inşa edilmiş) kale ve ejderha kayası var.

    Yani zaman sorunsalı yok.

    “terim” meselesinde hak veriyorum aslında. Bir Valyria diyor ama sonra Şafak İmp.'ndan kaçmaktan bahsediyor falan derken kafa karışıyor. Aslında yazı sonunda maddeler halinde değinmiştim ama tekrar edeyim.

    Anlayabildiğim kadarıyla bunların iddiasına göre bu tirandan kaçan, uzaklaşan kitleler halinde halk, Westeros’a geliyor; hepsi Şafak İmparatorluğu halkına mensup. Bunlar içerisinde Garth ve de Dayne ve Hightower ataları da var ki muhtemelen kraliyet hanesine mensup “beyaz-gümüş saçlı, değişik renkte gözleri ve çok güzel yüzleri olan” insanlar bunlar. Ejderhaları da mevcut elbette. Valyria’nın kuruluşu denk geliyor ise tüm bu olaylara, bir kısım da oraya gitmeyi reddedip Valyria’nın temellerini atmış görünüyor. Doğrusu bu çıkarım bana LOTR’u anımsattı. Elfler, evlerine dönmek için yolculuk yapar ama bir kısım yolculuktan yorulur ve ormanlık bir alanda konaklar, burası o kadar güzeldir ki burada kalmaya karar verip medeniyetlerini kurar. GRRM, lotr hayranı olduğu için belki Silmarillion’dan bir iki şey ödünç almış olabilir.

    Neyse. Valyria ve Valyria’yı kuran atalarla aynı özelliğe sahip tipler/kuzenler ne demek istersen; Batıdiyar’a gelmiş ve bazı üstatlar bunun olduğunu düşünüyormuş. Üstat Fomas gibi.

    Ben de onu dedim zaten, bir yöneticinin muhafızları olması olağan ama üstat Yandell, o dönemde kral muhafızı olamaz, Aegon’un karısı kurdu bunları diyor. Yani niye olamıyormuş? :smiley:

    Visenya kimden ilham aldı? NW’den… Uzun Gece’den beri var olduğu konuşulan muhafızlar bunlar. Yani bir kral’ı koruyacak muhafızdan mı yoksun olunacak o dönem? Kralı kim koruyor? Kuşlar mı? :slight_smile:

    Şimdi biz kendi evrenimizdeki mit ve tarihi incelemiyoruz. Martin gibi bir adamın yazdığı evrenin tarih ve mitlerini inceliyoruz, bu adam seri sonunda ne olacağını kitaplarına işaretlerini bırakmış bir adam. Kuram’da zaten mesele “işaretleri yakalamak.” Bulmaca çözmek, yapboz parçalarını bulup birleştirmek gibi. Bir işaret tek başına bir işe yaramayabilir, hatta o an bir şey de ifade etmeyebilir ama hepsini bir araya getirince yapboz ortaya çıkmaya başlar.

    5 kitap boyunca tek tek, kendi içinde, satır aralarında şunları duyduk: “Kuzey hatırlar, ejderha hatırlar, özgür halk hatırlar.” Kim bu üçü? Uzun Gece’ye tanıklık etmiş üç ayrı topluluk, ataları görmüş, biliyor… Westeros’a ilk gelen insanlar. Alayı da “hatırlar” diye kendilerine söz seçmiş, sebep? Tesadüf mü? Neyi hatırlıyorsunuz arkadaş? soran yok.

    Yahut “Valyria Freehold”, “Free Cities” ve “Free Folk.” örnekleri var. Neden Dawn Freehold olmamış bu? Yahut North Freehold? Old Free City? Yani her insan kendini “özgür” kabul eder, etmek ister de hepsi de kendine “free” şeklinde isimlendirme yapmayı tercih etmez, etmediğini görüyoruz. Mesele burada “özgür” meselesine vurgu yapılması.

    Bu örneğin amacı İlk İnsanlar-Valyria arasındaki olası bir “geleneksel anlayış” ortaklıklığa dikkat çekmek.

    Misal “maggy” diyoruz, değil mi? “büyücüyü” ifade etmek için kullanılıyor, seride de var. Magic kelimesi de köken olarak buradandır ki aslı "meg"dir. Rahip büyücü sınıfı bir halk bunlar. Büyü ile ilişkilendirildiği için bu halk, bu manada bir çok dile girmiştir. Yani aslında köken olarak bu dillerin halkı aynı yere dayanıyor bir şekilde ve nesiller bunu hatıra olarak dillerinde yansıtıyorlar. Anlatabildim mi? "zihniyet"i taşımışlar dillerinde bir kelime, anlayış olarak.

    Bu yüzden “free” vurgusuna bu mantıkla yaklaşırsan neden işaret çekildiğini anlarsın. Ayrıca düşünsene, Şafak İmparatorluğundan kaçtıkları doğru ise, köleliğe denk kötü bir yaşamları olmuş olduğundan bu “free” meselesine özel vurgu yapılmış olabilir.

    Hata yapılmış olabilir, elbette. Şahsen ben İlk İnsanların ve Valyria atalarının aynı inanca mensup olmalarını makul bulurum, eğer kuram doğru ise. Bunlar ormanın çocuklarının taptıklarını kast etmişler aslında ama bence bu biraz çelişkili, çünkü bildiğimize göre İlk İnsanlar geldiği zaman kendi inançlarına sahipti; Andallar gibi ama onların aksine İlk İnsanlar inançlarından vazgeçip, Ormanın Çocuklarının ilahlarına tapmaya başladı.

    Elbette temelde Şafak İmp. ve Ormanın Çocuklarının ilahları “eski” olduğu bir gerçek. Haliyle Valyria, yerle yeksan edilen eski ilahları (ki efsanelerde böyle diyordu; Kantaşı İmp. eski ilahlarını yerle yeksan edip, siyah taşa tapmaya başlamış) yaşatmaya devam etmiştir ama diğerleri vazgeçmiş ve yeni inanca geçmiştir.

    Buna tam bir “mecburiyet” denemez. Kimse onlara zulüm etmedi yahut zorla kovalamadı. Onlar bir "rüya"ya inanıp, çekip gitmeye kalkarak “göç” ettiler.

    Fakat kurama göre İlk İnsanlar(içlerinde Valyria ataları dahil), zulümden vs. kaçmak için toprakları terk edip, buralara kadar gelmek zorunda kaldılar, çünkü yaşadıkları yerde daha fazla özgür bir şekilde barınamıyorlardı.

    İlk Müslümanların zulüm ve baskı yüzünden hicret etmek zorunda kalması gibi düşün, Mekke’den sürgün idi aslında o. Alayı sürgün yedi ve hepsi başka yerlere gitmek zorunda kaldı, bazıları hiç dönmedi. Fakat coğrafya bozdu bozacak deyip göçmek, başka şeydir. Bu son kısmı biz Türkler çok sık yapmışız misal. Mevsim-coğrafya bozuyor ve yaşanacak bir hal olmaktan çıkınca haydi kavimler göçüüü… bak sürgün değil, göçü deniyor. :slight_smile: Fakat savaştan kaçarsan yahut diktatör bir ülkeden ona “sürgün” demek yahut ona yakın bir kelime kullanmak doğru olur.

    Bazı argümanlar çok yüzeysel kalmış ve dediğin gibi zorlamış olabilir ama bence genel olarak işaretleri iyi yakalamışlar.

    Fakat çok haklısın, oradan oraya atlamışlar ve öyle dağınık anlatmışlar ki kafa karışıklığı da kaçınılmaz oldu.

    Misal senin de sorduğun şu son bölüm; ne anlatmak istemiş? ne şekilde neye bağlamaya kalkmış? yok aslında bence pek bir şey. Anladığım kadarıyla “uzaktan iletişim kurabilme” konusunda beceriye dikkat çekmek için örnek vermeye kalkmış sanırım.

    Ben de “bilgi” ilginç olduğu için, ekledim. Yani o ağaçlar cidden yüz olarak şekil değiştiriyor gibi.

  3. Ilk Insanlarin Dorne kolundan Westeros’a geçtikleri hatirlatiliyor. Sonra aslinda bu Ilk Insanlarin aslen Valyriali olabilecegi söyleniyor, öyle mi? Ve ejderhalara sahipler?
    Ejderha çeligi, siyah ta$ yapilardan bahsedildigine göre, sahipler.
    Peki sahiplerse, neden uçarak gelmemisler ki? Dorne kolu bilgisi yerle bir oluyor yani, öyle degil mi? Ormanin Cocuklari da bu açidan bakarsak, o kolu bos yere sular altina gömmüsler.

    Ilk Insanlar diye bildigimiz, Valyrialilar ise eger (ki öte yandan hepsi aslinda toptan Safak Imparatorlugundan gelmeyse… ama neyse soracagim soru açisindan önemi yok bunun), zamanla bir ikinci veya ufak Valyria “imparatorlugu” kurulmaz miydi? Mantiken? Yani bu adamlarin ejderhalari vardi ama, sahip olduklarindan kat kat fazlasina sahip olabilecekken, kendi hallerinde mi yasadilar?
    Üstat Vanyon ejderhalarin Valyria’nin yükselisinden önce Westeros’da oldugunu kanitlamis ya hani? Nasil kanitlamis? Kanit olarak sunulan nedir? Valyria’nin yükselisi derken, kastedilen nedir? Valyria’nin yükselisi, Valyrialilarin ejderhalari kontrol etmeleri ile baslamistir. Dolayisiyla bu yükselisten önce nasil Westeros’da ejderhalar oluyor ve insanlar tarafindan kontrol ediliyorlar? Hani onlarla çelik yapiliyor, yapilar insa ediliyor ya sonuçta…


    3.irk…
    Hightower kalesinin temeli olan yapinin özelliklerine ve labirenti andiran sekline (hatta sekil degil, bildigin labirent) baktigimizda, daha çok Lorath’li Mazemakerlarin, yani bizim dilimizde Labirentçilerin tarzini görüyoruz.
    Ek bilgi : Bu Labirentçilerin, gerçek tarihin baslangicindan önce yasadiklari söylenir, ki bu o yapinin onlarin elinden çikma oldugunu ihtimalini güçlendiriyor, ya da daha olasi kiliyor diyelim. Birde fiziksel olarak, bulunan kemiklere göre, normal insanlardan çok daha büyüklermis. Hatta bu yüzden, erkek insanlar ile disi devlerden dogma olduklarina dair söylenti vardir.


    Savas Adasi’nda eskiden ejderhalarin yuvalandigi ve ilk Hightower’in onlarin sonunu getirdigi efsanesi…

    Simdi bu ejderhalar, insan emrinde degil benim anladigim kadariyla çünkü efsaneye göre, sonu getirilen direkt onlar. Isin içinde onlari kontrol eden, onlara sahip olan insanlar falan yok, bahsedilmiyor onlardan. Dolayisiyla Savas Adasi’na yuvalanma karari o ejderhalara aittir, kendi istekleri ile oradadirlar. Yani özetle, getirilmemislerdir, gelmislerdir.
    Peki ejderhalarin bir yeri yuva, ev olarak seçmeleri için, bildigimiz kadariyla, o yerin nasil bir yer olmasi gerekir? Tabi ki her canli için oldugu gibi, o yerin onlara uygun olmasi.
    Ejderhalar için en uygun, daha dogrusu dogal ortam, hani onlara ev çagrisimi yapacak yer volkanik bölgelerdir.

    Ejderha Kayasi adasi volkanik bir adadir, Valyria’da ejderhalarin kesfedilgi yer yanardag (volkan) zincirinin oldugu 14 Alevler diye adlandirilan yerdir, veya ejderhalarin geldigi söylenen Gölgenin yanindaki Asshai’de de belli ki volkanik bir bölge var çünkü adamlar ejderha cami (volkanik cam) ticareti yapiyorlar.

    Peki bu Savas Adasi volkanik bir ada mi?
    Degilse, ejderhalarin kendi kararli sonucu dogal ortamlari olmayan bir yerde olma ihtimalleri ne kadardir?

    Tabi her seyi geçelim; Ayça, senin sordugun soru da tam yerinde bir soru… Millet bir tanesini zor öldürürken, bu ilk Hightower hepsinin sonunu nasil getirmis?


    Davos Ejderha Katili…
    Bu adamin efsanede geçen unvaninda komple tutarsizlik var. Unvan derken “Ser” unvanindan bahsediyorum. Ser = Sövalye biliyorsunuz.
    Yani sorun su ki, Andallarin ve dolayisiyla sövalyeligin Westeros’a gelmesine daha binlerce yil varken, bu adam nasil oluyor da efsanede “Ser” unvanina sahip oluyor, sövalye diye nitelendiriliyor?
    Buradan yola çikarsak, o “ejderha katili” kisminda metafor yoksa, cidden ejderha katili oldugu söyleniyorsa efsanede… Ben ciddiye alamiyorum. Efsanede neden “ser” diye geçtigi açiklanabilirse, mantikli gelirse, ciddiye alabilirim :smile:


    Bes Kale…
    Yine Labirentçilerdir belki? Tarih açisindan da daha uygun gibi? Degil mi?


    Bundan sonrasi için alintili cevap yapacagim çünkü genel konu’dan ziyade, gözüme takilan kisimlara cevap verecegim.

    Belki de “bir anda” seklinde olmamistir. Ihtimal sunuyorum sadece.
    Söyle ki, Valyria’nin 5000 yil önce yükselmeye basladigini biliyoruz, ama bundan ne kadar önce ejderhalarin kesfedildigini aslinda bilmiyoruz. Belki onlari kontrol altina almanin yolunu bulmak, ögrenmek ve nihayetinde bunu basarmayi içeren bir süreç daha oldu.
    Safak Imparatorlugu konusunda bence söyle bir yanlis anlama var… Kan büyüleri, ihanetler falan yapildi, evet fakat bunlari o Imparatorlukta yasayan herkes yapmiyordu, herkes buna hakim degildi. Bunu yapan kiz kardesinin hakkini gasp ederel tahta oturan kisidir, yani bunlar daha çok onunla baglantili.
    Eger Valyrialilar, Safak Imparatorlugundaki olaylardan kaçmis ve büyüye hakim insanlar olsaydi, ki hemde epey yetenekli olsalardi, çobanlik yapmak yerine o güçlerini kullanip baska seyler, daha iyi sartlar altindan olmaya yetecek bir seyler yapmis olmazlar miydi?

    Kan ve ates büyüleri konusunda da uzun zamandir söylemek istedigim bir sey var… Bunu hep Valyrialilara bagliyoruz genelde, kan ve ates büyüleri onlarin “tarzi” diyoruz. Ama aslina bakarsak bu “tehlikeli, kara” büyü dedigimiz seyin temelinde zaten genel olarak ates ve kan yok mu? Yani bence zaten bu iki malzeme zamanin baslangicindan beri büyü yapmak için kullanilan en baslica malzemeler ve “zamanin baslangici” oldugu için, bana göre, belirli bir kökeni yok. Yani kan ve ates büyüleri deyip Valyrialilari isaret edemeyiz, Safak Imparatorlugunda da yapiliyor çünkü evet, ama peki Safak Imparatorlugundan önce de yapilmiyor muydu acaba? Muhtemelen öncesinde de vardi.
    Konudan biraz bagimsiz bu yazdiklarim, tekrar hatirlatayim, dedigim gibi uzun zamandir söylemek istedigim bir seydi ve hazir “Ates ve kan büyüleri” yazilmisken…

    Yalniz bu Yabanillarin kendilerine “özgür insan” demelerinin halihazirda bambaska, kendine has bir hikayesi var. Yok mu?
    Burada kelime benzerliginden, hatta ortak kelimeden baska bir bag yok bence. Fazla zorlama olmus.
    Bu sekilde herkes arasinda tonlarca baglanti kurulabilir.

    ??

    Önce bir hatirlayalim…
    Warg / Deridegistiren nedir? Ruhunu bir hayvanin bedenine aktararak onu ele geçiren insan diyebiliriz özetle. O süreçte o insan o hayvanin hissettiklerini hisseder, onun yediklerinin tadini alir, duydugu kokulari duyar. Ama kendi bedeni hissetmez bunlari, warg o sirada bedenini ele geçirdigi kurt, kuzgun, karga olmustur çünkü. Warg dedigimiz kisinin kendi bedeni o süreç boyunca hareketsiz kalir.

    Yesilgören nedir? Wargligin bir üst seviyesi. Onlar ruhlarini sadece hayvanlarin bedenlerine degil, agaçlara da aktarirlar. Eski Tanrilarla baglantili Yürek Agaçlarina ruhlarini aktarip olmusu ve olan biteni görürler, ama yetenek gelistikçe, her yerdeki her agaca baglanabilirler Üç Gözlü Kuzgun’un dedigine göre. Yani özetle, esasinda sadece hayvan yasami üzerinde degil, bitki yasami üzerinde de güçleri vardir. Hatta daha da ötesi, su’yun gücünü kullanip iki kitayi birbirine baglayan kara parçasini bile yok edecek güce sahiplerdir (Dorne kolu). Ve tabi insanlarin rüyalarina girme, rüyalarini sekillendirme güçleri de vardir.

    Simdi sizce Targaryenler warg mi? Veya Yesilgören mi?
    Bence alakalari yok.

    Hangi uygulama?

    Kizi Daenys rüyasinda Valyria kiyametini görünce, ailesini toplayip Ejderha Kayasina göç eden Aenar Targaryen’a “Sürgün Aenar” diyorlar. Cünkü diger Valyrialilar, Aenar’in topraklarini satip çekip gitme kararini “korkaklik, alçaklik” diye nitelendirdiler. Yani güzel bir ayrilik olmamis tahmin edebilecegin gibi. Büyük ihtimalle diger Valyrialilar “Bir daha Valyria’ya dönmeyin” de demislerdir, tüm iliski bitirilmistir, ve Aenar’in “Sürgün” lakabi da buradan geliyordur.
    Ve iste bu yüzden “Sürgünden ilahliga”.

    Sen de bir sonraki paragrafta belirtmissin,
    Biri bunu tamamen yapabilecek güce/yetenege sahip oldugu için yapabiliyor. Fazladan hiç bir sey gerekmiyor yani, bu onun kendi içinde sahip oldugu bir özellik.
    Digeri ise bunu cam mumlar dedigimiz büyülü nesneler sayesinde yapabiliyor.

    Neyin? Ejderhacaminin mi?
    Bu zaten yapilmasi ögrenen bir sey degil ki. Ejderhacami, volkanik cam. Dogal bir sey, zaten orada. Ormanin Cocuklarinin tek yaptigi, bunlari alip hançer, ok ucu haline çevirmek, kesmek, oymak, sekil vermek.

    Bunun disinda aslinda bu konuda tam olarak nereye varilmaya çalisilmis anlamadim ama su bilgiyi birakayim, hani belki faydasi olur…
    Valyrialilar Ejderha Kayasi adasini, Kiyametten iki asir (200 yil) önce ele geçirdi. Yani bu “bugün” ortalama 650 önce yil oluyor.
    650 yil önce Ormanin Cocuklari, Andal Istilasi sonucu en az yaklasik 1500, en fazla yaklaslik 5500 yildir kayiplara karismislardi.
    Yani, anladigim kadariyla, eger Valyrialilar ile Ormanin Cocuklari arasinda bir etkilesim olduysa (Andal istilasi öncesi, baska ihtimal yok zaten), ve nihayetinde bunun sonucu Valyrialilar Ejderha Kayasi’ni özellikle seçtiyseler… Bir saniye. Nasil yani? Ejderha Kayasini ele geçirmek için en az yaklasik 1500 yil beklemis mi oluyorlar?



    Bastan sona okudum, ve her seye yorum yapmak isterdim inan ama çok zor.
    Konu o kadar çok dagitilmis ki, odaklanmayi zorlastiriyor. Teorinin ortasinda durup “bir saniye, bu hangi teoriydi?” diye sorabiliyorsun kendine. Sanki 3 teoriyi ayni anda anlatmaya çalismislar gibi.
    Gerçekten çok dagitmislar, ve bence çok alakasiz konulara dalip yanlis veya zorlama çikarimlar yapmislar, sonuç olarak bir karmasa var teorinin kendisinde. O yüzden aslina bakarsan ben teoriye mi cevap verdim, yoksa okuduklarimda gözüme çarpanlara mi? Daha çok ikincisi gibi. Dolayisiyla genel anlamda, bütünlük açisindan yaptigim çikarimlar yanlis olabilir, yanlis anlamis da olabilirim bazi seyleri, belki de her seyi. Eger öyleyse özür dilerim simdiden. Ama sahiden beynim çorba oldu :smile:

    Emegine saglik bu arada, çeviri çok iyi. Teori için ayni seyi söyleyemem :smile:

  4. O kısım; ben “belki” diye düşündüm, kesin öyle şekilde söylemedim ama zaten öyle olmak zorunda değil, araya sıkıştırdım sadece.

    Zaten, o kitabın ismini gördük ama içeriğini okumadık doğal olarak, bahsi geçmedi; fakat GRRM bunu Sur’da Sam araştırma yaparken okumuştu başlığını, üstüne bir şey dökülmüştü falan. Diğer yandan yukarıda zaten bir üstat, Valyria halkı ile Menzil arasında bir ailesel bağ olduğunu düşünüyor, bununla ilgili kitabında kanıtlar sunuyormuş ama Yandell, kanıtların çok ilgi görmediğini, yanlış şekilde mi ne öne sürüldüğünü -öyle bir şey işte- söylemiş. Yani bunu araştıran eden bazı üstatlar var ki kitaplarında bir köşeye sıkıştırabiliyor yahut belki de kitap yazabiliyor.

    Aslında şu ana kadar gördüğüm her şeyde Üstatların aşırı ön yargılı ve aşırı kuşkucu oldukları ve hatta yanlı oldukları dikkat çekiyor. Basit bir Kral Muhafızı meselesinde bile “o dönem olamaz, Aegon’un karısı kurdu.” diyerek, kestirip atıyor. Yahut işte “Davos Ejderha Katili diye birik yoktur, o dönem ejderha yoktu, hikaye masal bunlar.” gibi bir mantıkla kestirip atabiliyor. Aslında GRRM’in üstatlar üzerinden günümüz bilim insanlarının aşırı kibir ve bilgiyi tekeline almasına karşı “eleştirel” bir karikatürize yaptığını da düşünüyorum.

    Tamam. :slight_smile:

    Yok, eksik anlamışsın.

    Şimdi İlk İnsanlar, köken olarak Şafak İmparatorluğu halkına mensuplar. Orada tek tür bir halk yok, muhtemelen, çünkü devasa bir imparatorluktan bahsediyoruz. Kantaşı İmp.'undan kaçıp, geliyorlar Garth Yeşilel ile birlikte. Bu kişinin ve ilk Hightower’ın (çünkü hikayelere göre İlk İnsanlar geldiği zaman bu hane oradaydı hatta sanırım Dayne Hanesi de orada. Dikkat edersen aileden Valyrialılara has dediğimiz bazı özellikler görülüyor; Ashara, Jorah’ın karısı, Gerold Dayne. Valyrialı değiller, GRRM dedi bunu.) bir ihtimal -insanlara liderlik edip, kral falan olmalarından yola çıkarak sanırım- Şafak İmp. kraliyet ailesine mensup olabilir diyor. Çünkü ilk imparator, 10 bin yıl hüküm sürüyor (muhtemelen abartılı bir rakam) ve üstüne 100 karısı var. Her birinden bir çocuk yapsa, bu haliyle bile devasa bir aileden bahsediyoruz. Tamam, atıyorum ilk doğanlar tahta geçiyor, kalan çocuklara ne oldu? Onların çocuklarına ve onların? Yani tahminler doğru olabilir.

    İşte Valyriayı kuranların ataları da bu İlk İnsanlar ile birlikte Batı’ya doğru göç edenler arasında hatta belki deniz yoluyla, Günbatımı denizinden gelenler bile olmuş olabilir (Deniztaşı Tahtını yapanların oradan geldiğine dair şarkılar var, Demir Adalarda ve Elessa denen kız da oraya yelken açıp kayboldu, Asshai’de görüldü gemisi. Yani batıya gidersen doğuya ulaşırsın.).

    GRRM, Uzun Gece dizisinde Valyria olacak dediğine göre, muhtemelen Freehold’u kurdular ve bazıları Menzil’e geldiler, çünkü şarkılarda Savaş Adasında ejderhaların konakladığı, Hightower’ın onları öldürdüğü falan söyleniyormuş. Belki bu yüzden Savaş Adası deniyordur? Menzili ele geçirmek isteyenler olmuştur ve Hightower Hanesi buna engel olmuştur. Sonuçta ortam bence kaotik bir ortam; kaçıyorsun, yeni bir ev arayışındasın ve herkes kapabildiğini kapmaya çalışıyor. Nitekim Menzil de çok verimli, bereketli topraklar halen bile, biliyorsun. Diyar’ı burası besliyor. Valyria’nın kurulduğu yer öyle çok cennet gibi anılacak bereketli topraklar gibi gelmedi bana. Burayı da ele geçirmek isteyen olmuş olabilir. Bu arada gidip Ejderha Kayası, o adadaki kulenin temeli olan kale ve deniztaşı tahtı yapılmıştır. Yani kısacası bence orada bir güç-taht-toprak savaşı olmuştur. Bu bölgeler gayet üs gibi kullanılabilir. Zaten adanın ismi bile manidar. Ejderha çeliği diye anılan kılıçlar zaten mevcut. Gece Nöbeti kayıtlarında bile geçiyor ismi.

    Elbette bu ejderha lordları, Ormanın Çocukları ile de iletişime geçmiş gibi görünüyor, diyorlar. Aslında Valyrialıların buraya daha önce geldiğini düşünen üstatlar, doğru ise neden? sorusunu sorarak sorgulamış bile. Ticaret için mi? Kölelik için mi? Büyü öğrenmek yahut daha kötü amaç için mi? falan dilan.

    Zaten tüm bu sıralarda büyük ihtimal ile Uzun Gece yaşandı ve olanlar oldu. Reed Hanesinin “buz ve ateşe yemin ederiz.” sözlerinin ardında belki ejderha lordları ile atıyorum kuzey halkları arasında -Stark olacak muhtemelen bu, liderleri onlar çünkü- anlaşma imzalanmıştır? Birbirlerinin sınırlarını geçmeyecek, bir daha dönmeyeceklerdir?

    Yalnız sen GRRM’in Uzun Gece sırasında Valyria’nın var olduğunu, kurulduğunu ve tabiri caiz ise bebek adımları attığını söylediğini unutuyorsun. Uzun Gece 5 bin yıl önce yaşanmış, adam dedi yav. Kalenin “labirent” şeklinde olması o kalenin aynı zamanda “siyah erimiş taş” ile inşa edildiği gerçeğini yok etmiyor. Bu taşlar sadece ejderha aleviyle sıvı hale getirilip, şekil veriliyor. Yani iki tarafın da kale yapımında çalışmış olması saçma olmazdı. Mimar Brandon’un Fırtına Burnu kalesine yardımcı olduğu söylenir misal. Yahut Kışyarı ve Sur’un Dev-Ormanı Çocukları yardımıyla inşa edildiği. Oluyor bunlar.

    Yalnız neden labirent şeklinde yapmışlar, merak etmedim değil. Giren kaybolsun denmiş resmen. Bir şey mi saklamak istemişler acaba orada, genelde labirent faktörü bunun için kullanılır kurgularda biliyorsun.

    Bunlar efsane ve şarkılar… Nasıl ki Uzun Gece hakkında anlatılan her şey anlatıldığı şekilde doğru değildir, biz sadece Uzun Gece + Ötekiler + Savaş+ NK-NQ+ AA ve kılıç noktalarından emin olabiliyor ama diğer noktalardan emin olamıyor isek bu anlatımlardan da en kesin emin olabileceğimiz şey şu; SAVAŞ ADASI adını almış bir ada + ejderha + bunlarla mücadele den Hightower.

    Temel kısımlara ele alır isen kafanda ister istemez burada bir “mücadele” yaşadığı izlenimi edinirsin, aksini düşünmek çok zor.

    Gerçekten merak içindeyim, nasıl becermiş. Öğretsin bize de. :smiley: Yalnız bu adam zaten köken olarak ta Şafak İmparatorluğu’ndan ise zaten ejderhalara yabancı bir adamdan bahsetmiyoruz; köken olarak kraliyet ailesi mensubu ise daha da bilgi sahibidir. Yani zayıf noktalarını biliyordur, silahını da. Tek başına da saldırmamıştır sonuçta. Dorne’daki ejderha bir kötü hava koşuluna denk geldi diye çakılıp, diğerleri tarafından kolayca öldürüldü. Kısacası yerde yakaladığın an elinde uygun silahın varsa öldürmesi çok zor olmayacaktır ama elbette arada bir sürü adamı yakar kül eder. :stuck_out_tongue: Böyle bir başlık mı açsak? “Ejderhayı Nasıl Öldürürsün?” manyak şeyler çıkarbilir. :smiley:

    Bu “şövalye” vb. unvanlar yok iken bunlar nasıl oluyor şeklindeki meseleye zaten Sam Pov’da gördük. Bunları sorgulayan üstatlar var, demişti.

    Elimizdeki en eski tarihler, Andallar’ın Batıdiyar’a gelişinden sonra yazılmış. İlk İnsanlar, sadece kayalara kazınmış hiyeroglifler bırakmış. Dolayısıyla; Kahramanlar Çağı, Alacakaranlık Çağı ve Uzun Gece hakkında bildiğimizi düşündüğümüz her şey, bazı rahiplerin o vakitlerden binlerce yıl sonra tuttuğu kayıtlardan geliyor. Hisar’da bütün bunları sorgulayan aliüstatlar var. Bu eski tarih kitapları, yüzlerce yıl hüküm sürmüş krallarla ve henüz şövalyeler bile yokken binlerce yıl at sürmüş şövalyelerle dolu . Hikâyeleri biliyorsun; Mimar Brandon, Symon Yıldızgöz, Gece Kralı… senin, Gece Nöbetçileri’nin dokuz yüz doksan sekizinci Lord Kumandan’ı olduğunu söylüyoruz ama bulduğum en eski liste altı yüz yetmiş dört kumandan gösteriyor. Listenin hangi vakitte yazıldığına bakarsak…”

    Yalnız burada yine “zaman” meselesine dikkat çekmek istiyorum. Üstatlar, Andalların dahi geliş zamanı konusunda tamamen mutabık değil; Uzun Gece’nin 8 bin yahut 6 bin yıl önce olduğu şekilde farklı görüşler olduğu gibi bunlarda da var.

    Bak şuna ki Andallar için de 6 bin yıl önce geldi deniyor. Başkaları 4 bin yıl, bir başkası 2 bin yıl önce. GRRM, Uzun Gece ne zaman oldu, dedi? 5 bin yıl önce. Valyria da var, dedi. Biz 8 bin yıl önce sanıyorduk ve Valyria daha adı bile yoktu ama öyle değilmiş. Andalların niye geldiği düşünülüyor? Ejderha lordların baskısından kaçınmak için. Bu adamlar RESMİ tarihe göre Kahramanlar Çağı sonunda gelmedi mi? Zaten bu çağ 4 bin yıl sürdüğü söylenen ilk insanlar ve ormanın çocuklarının barış yaptığı dönem, Andallar geldi, barış sona erdi ve Andal Çağı dendi. Yani gayet birbiriyle uyumlu/yakın bir zaman dilimi var. Zaten hiçbir şeyin doğrudan anlatıldığı gibi olmadığını şu ana kadar anlamış olmamız gerekiyor.

    Yani özetle “ser” unvanı belki vardır o sırada. Yahut söylendiği gibi “yoktur.” Fakat şöyle bir şey olabilir. Misal Oğuz Kağan hikayesi binlerce yıldır anlatılır ama ilk kez Uygurlar tarafından yazılı hale getirilmiştir. Zaman içerisinde de bir çok versiyonu yazılmış, Müslümanlaşan Türkler de kendilerinden İslami şeyler katarak hikayeyi devam ettirmişlerdir.

    Bu hikayelerin rahipler tarafından yazılı kayda geçirildiği anlatılıyor. Adamlar bunu yaparken o savaşçı/kahraman denen adamı “ser” olarak yazmış olabilir, onların kültüründe “ser” denen birini karşılıyor çünkü. Yani kayıt alırken kendi kültürlerinden katarak yapıyorlar muhtemelen. Hikayeler sözlü olarak değişime uğrar da kayda geçerken uğramaz mı? Zaten bizim kendi dünyamızda bile yaşıyoruz bunu, sayısız örneği var. :slight_smile:

    Yeterince mantıklı geldi mi? :smiley:

    Bir de ben sana sorayım. O dönemler Ser yoktu da Lord var mıydı? Cidden merak ettim. Çünkü Lord Kumandanlardan bahsediliyor, Gece Nöbetinde. Başka var mı Lord olarak anılan o dönemlerde?

    Fakat sen hep resmi açıklanan tarihi zaman kronolojisine göre yorum yapıyorsun, bu yüzden kafanda oturtamıyorsun bazı şeyleri.

    Şu ana kadar resmi zaman kronolojisinin YALAN olduğunu öğrendik. GRRM açıkladı, HBO zaten dokundurdu; kitaplar da bile aslında bunu gördük, işareti verildi; Sam POV unutma.

    Ayrıca senin şu labirentçiler, siyah taşları nereden buluyor ve bunları nasıl sıvı hale getirip şekil veriyor? Açıklaman var mı buna? Biz biliyoruz ki siyah taş = ejderha alevi demektir. Bu da Valyria kültürü demektir. Elbet kurama bakarsak ve benim geçen senedir sana ifade ettiğim; bunların büyücülük yeteneği, ejderha binme yetenekleri gibi her şeyi hep Şafak imparatorluğundan gelme. Kökler burası.

    Çoban olduklarını söyleyen üstatlar değil mi? Bence bu onların “bunca zaman ne yapıyorladı, kökler neresidir” şeklinde sorulan sorulara cevap vermeye çalışma şekli. Yani yine de kökenlerine cevap veremiyorlar, hatta görünüşlerini “uygun hayvanları da çifleştir böyle olabiliyor” gibi komedi bir ve çok bilimsel(!) bir cevap veriyorlar. Sence de çok yanlı değiller mi? Yandell zaten aşırı yanlı bir adam, kestirip atıyor her şeyi. O dönemler Kral Muhafızı olamaz çünkü Visenya kurdu diyor. Krallar vardı diyor o dönem ama kral muhafızı olamaz diyo, saçmalığı görebiliyorsun.

    Valyria halkı (twoiaf’da yazıyordu.) kendi tarihçelerinde ejderhadan türediklerini yazarmış; olağan üstü görüntüleri ve bazılarının sahip olduğu ateşe dayanaklılık gibi becerileri falan çok da haksız olmadıklar yönünde. Elbette cidden ejderha yumurtasından çıktı falan manasında demiyorum, yani “mecazi” bir şekilde bir bağlantı var muhtemelen. Sonuçta bilmem kaç metrelik devin, kadınlarla yatıp melezleşmiş bir ırk çıkardığına inanıyorsan buna da inan bence. :smiley: Aksi halde Nasrettin Hoca ve kazan hikayesine dönecek olay hihii

    Valyria ilk kurulduğunda genel olarak “büyü” namına hiçbir şey bilmiyor, diyelim. Sen de dedin ki büyüye en başta hakim olsa “çoban” olurlar mıydı? Daha iyi yaşamazlar mıydı? diye sordun.

    Büyüye hakim olmayan(!), çoban adamlar(!)… daha iyi hayata hakim olmak için Valyria Freehold’u kuruyor… Anlatabildim mi? :slight_smile:

    Bunu kesin olarak -şu an- bilebileceğimizi düşünmüyorum.

    Vahşi adamlar ve meşum yaratıklar Muazzam İmparatorluk sınırlarında cirit atarken, gururlu, ufak krallar asileşmiş ve sıradan halk açgözlülük, kıskançlık, şehvet, cinayet, ensest, oburluk ve tembellik batağına sürüklenmiştir."

    deniyor, bütün bunlar Kantaşı İmp. önce olmuş olaylar. Yani halk zaten genel olarak sapıtmış; büyü ise o dönemlerde zaten yaygın, güçlü ve insanların talep ettiği bir şey. Şu anki halinde bile Essos’ta büyüye olan düşkünlük/arayış Westeros’a nazaran kat ve kat fazla. Zaten Üstat Luwin de büyünün o dönemlerde çok önemli bir şey olduğunu ifade eden bir konuşma yapmıştı, Bran’a.

    Sonra şu anlatılır, hikayede.

    "Opal İmparatorun kızı, Ametist İmparatoriçe ismiyle tahta çıktığında, onun kıskanç genç erkek kardeşi onu devirip katletmiş ve Kantaşı İmparator ismi altında dehşet saçan hükmünü başlatmıştır. Karanlık sanatlara, işkenceye, ölüm büyülerine bulaşmış, halkını köleleştirmiş, bir kaplan-kadını eşi olarak almış, insan etiyle ziyafet çekmiş ve gökten düşen kara bir taşa tapınmak için esas tanrılarını yere çalmıştır.

    Şimdi Şafak İmp. o dönemde kurulmuş ilk medeniyet; şehirler yok iken burada şehirler var. Zaten günümüzde bile hiçbir medeniyet onunla hala boy ölçüşemiyor; şehirleri o kadar devasa ki bugünün en büyük şehri bile onun şehirleri arasında küçük kalıyormuş. Yani ilk insanlar buralarda toplanmış ilk dönem, öyle diyelim. Yani insanlık doğar, bir yerde çoğalır medeniyet kurar ve sonra yeryüzüne dağılır hikayesi var ya, ona benzer bir şey var gibi… Çünkü mantıken Westeros’a gidene kadar orada ormanın çocukları ve devler dışında kimse yoktu, deniyor.

    Varmaya çalıştığım nokta şu; BÜYÜ olmak zorunda ki Kantaşı İmp. bunu kullanmayı bilsin, öğrenmiş olsun ve pratiğini yapsın. Gidip Ormanın Çocuklarından öğrendiğini iddia etmiyor ise zaten doğduğu coğrafya ve medeniyette büyü vardı, kullanılıyordu ama o, artık bu konuda çığır açmış anlaşılan. En azından verdiği hasar konusunda.

    Güzel konu aslında, bu konuda benim de bazı fikirlerim var.

    Büyü, meselesi çok karışık bu evrende, biliyorsun. Yani ikimizin de işin içinde çıkabileceğimi sanmıyorum zira çok fazla birbirine sokulmuş ve eksik parçalar var gibi, bu yapboz’da. Neyse.

    Şafak İmparatorluğu kimdir/nedir meselesinde bilgi verdiğim için “öncesinde de yok mudur?” sorusuna cevap vermiyorum zira cevap vermişim aslında ama ek yapayım; bu medeniyet, insanlığın başlangıcı gibi bir hikaye anlatıyor aslında bize. Burayı kuran kişinin kim olduğunu unutma. Yani pek öncesi varmış gibi görünmüyor.

    İlk imp. döneminde ve onun oğlu döneminde de “büyü” bahsi pek geçmiyor ama hemen sonrasında bozulmalar başlandığına göre birileri/bir şeyler ekilmiş tohum olarak. Yani atıyorum birileri vakti zamanında büyü/karanlık sanatlar vs. işine gizlice girmiş ve fırsat bulunca yayılmış gibi geliyor ki halktan başlıyor gibi bozulma çünkü. Dahası gökten düşen siyah bir taş meselesi de oldukça ilginç; belki her şey bunun düşmesi ile başlıyordur? Yi Ti İmparatorluğu ve Kan Taşı İmparatoru

    Yani bence Kan-Ateş büyüsü burada başlamıştı; dahası Işıkgetiren’in dövülmesi için bile ateş (tapınaktaki kutsal ateş) ve kan (Nissa’nın kanı) kullanıldı. Ondan sonra nur topu gibi KAN GİBİ KIRMIZI-(kullanıldığında) YANAN bir kılıcımız oldu. Isı da saçıyordu güzelce. Kılıcın kendisi baştan aşağı kan ve ateş yani.

    Şimdi gelelim BÜYÜ meselesine. Şimdi Ejderhalar öldü, büyü gitti; deniyor. Ejderhalar geldi, büyü canlandı, deniyor.

    Fakat öncesinde “minik çaplı” da olsa büyüsel etkinlikler gördük. Mirri’nin büyüsü gibi. Kadın benzer büyüleri önceden yapmış. Assahi zaten yıllardır yapıyor, orası büyü şehri; orada her büyünün yapıldığı ve asla yasak olmadığı söylenir. Dahası ejderha yumurtalarının çatlamasının içinde bile bence kendi içinde “büyüsel” bir şey vardı ki tekrar canlanıp, çatladılar. Yani büyü tamamen kaybolmadı, vardı ama ejderhaların doğumu ile tabiri caiz ise ateş harlandı ve güçlendi; artık eskiden yapılamayan en güçlü büyüler dahi yapılmaya başlandı. Essos sürekli yaz olan bir coğrafya, kışı gören yok, bırak görmeyi kar nedir bilmez bunlar. (Sırf bu yüzden Dothrak ve Lekesizler, kuzeyde tek tek ölür diyorum :smiley: ) Burada kurulu Valyria ise ateş ejderhalarına sahip olmanın da verdiği üstünlükle kan ve ateş büyülerine tam gaz devam etti, zaten geldikleri yerde öğremişlerdir diyorum ben. Kısacası ateş tarafının buraya hakim olduğunu düşünüyorum ve dikkat edersen Batı kısmına geçmemiş. Diğer yandan buz tarafı da essosa geçmemiş hiç. (ek bilgi; yüzsüzler, yüz değiştirmek için binlerce yıldır büyü yapar. Bildiğin deri değiştirenler gibiler, garip demi? tek fark gerçekten deriyi giyiyor. Fakat bunların büyüsü ateş kaynaklı değil, iddia ediyom buz kaynaklı.)

    Batı’da ise büyü öldü denir iken büyü devam ediyordu. Sur büyü ile dövüldü ama garip şekilde büyüsü hiç bozulmamıştı. Fırtına Burnunda da büyü vardı, o da bozulmamış. Sur ötesinde de büyüler vardı; Ötekilerin büyüleri. Warglar ve Ormanın Çocuklarının büyüsü… Titreyen Denizde de buz ejderhası hikayeleri anlatılır, başlığı görmüşsündür. Denge sağlanmalı, ateş ejderhası varsa buz ejderhası hayli hayli olur. İşaretler konmuş da zaten. Buz ejderhaları da, ateş ejderhaların ateş büyülerini tetiklediği gibi, buz büyülerini tetikliyor bence.

    Yani elimizde iki büyü kaynağı var; buz ve ateş. Biriyle buz büyüleri diğeri ile ateş büyüleri yapıyorsun. Ateş, doğuda; buz ise batıda çalışıyor.

    Bu benim okuduklarımdan çıkardıklarım canım.

    Nedir? “Biz kendimiz istediğimizi yaparız, size diz çökmeyiz.” Temelde de kuramda anlatılan şeyle uyuşmuyor mu? Bir sisteme/krala diz çökmeyi reddediyorlar; temelde hak ettiğini düşünüyor ise bir kral seçiyorlar ama ona bile diz çökmüyorlar. Gerçekten titandan kaçma meselesi ile ilgili ise gayet uyumlu. Bilmem kaç bin yıl sonra zaten “biz falancadan kaçanların çocuklarıyız, ondan diz çökmüyoruz.” diyemezler, hatırlamıyorlar. Hep “ejderha hatırlar, kuzey hatırlar, özgür halk hatırlar” deniyor ama bir numara hatırladıkları yok. :smiley:

    Galiba bir tek bataklık halkı daha çok şey hatırlıyor,Reedler öyle demişti.

    Dany POVlarında yazıyor canım. Videoda zaten vermiş pov şeysini falan ama unuttum. Şu yüzü kapalı kadın da diyordu yanlış hatırlamıyorsam Dany’e.

    Yani bence de “doğrudan” böyle bir şey demek doğru ve ispatlanabilir bir şey değil. Fakat şu an Targaryenlerin büyü ve boru olmadan onlara hükmedebilmesi ilgi çekici bir soru işareti… Yani birebir warg gücü değil ama ona yakın/benzer bir şey var, ortada. Onları ejderhalara bağlayan bir şey. Warglar da kanlarında akan büyü sayesinde hayvanlara bağlanıyorlar. Yani “kandaki büyü” ve “bağlanma” meselesi ikisinin ortak özelliği.

    asoiaf app var. Fakat çok fazla şey göstermiyor, para istiyor çoğu şey için. Bunlar resmini çekmiş koymuş yazıları, herhalde satın almışlar. The World of Ice and Fire Uygulamasında Yer Alan Bazı Spoiler Bilgiler

    Anladım. O zaman tamamdır. Çürüdü, çöpe gitti bu argüman. :smiley:

    Ormanın Çocuklarının bunun için “ustaları” varmış. Büyüleri de var. Aslında bahsettiği şey mum meselesi. Bu çocuklar, bu nesneleri işlemesini iyi biliyor ve büyüleri de var. Cam mumların yapımını da bunlar öğretmiş yahut onlardan alınmış olabilir, diyor. Şahsen ben emin değilim. Yine de belki.

    Varmak istediği şey Valyria ve Ormanın Çocuklarının etkileşime girdikleri.

    Rica ederim, aslında yordu ve zorladı; çünkü dediğin gibi baya dağıtmışlar ve kafa karışıklığına sebep olmuş, ben dağılmamaya ve anlamaya uğraştım ve genel manada başardığımı düşünsem de bir iki noktada benim de gidik olduğumu söylemem gerek. :smiley: Fakat ilginç noktalara değindikleri için zevk aldım. :stuck_out_tongue:


    @Symmachus

    Doğru diyorsun, bir MİLLET olsan zaten kendini o milletin ismiyle anarsın; neden İNSAN diyesin. Demek ki millet kavramı yok ama toplu halde yaşıyorlar. Ayrıca inançları da var. Yani aslında temelde yerleşik bir kültür ve inanç var iken millet kavramı gelişmemiş; Şafak İmparatorluğu da aynen bu şekilde bir yer.

    Aslında bu kısım hakkında da fikrilerinizi almak isterim.

    Şafak İmparatorluğu “Yeryüzü İlahı” tarafından kurulmuştur ve 100 karısıyla beraber 10 bin yıl yönetmiştir. Daha sonra onun soyu olan “mücevher” isimleriyle anılan imparatorlar tarafından yönetilir ve (İnci İmparatordan sonra) her bir yönetim bir öncekinden daha kötüdür; ta ki kız kardeşini öldürüp hakkını gasp eden Kantaşı İmparatoruna kadar ki kendisi son imparatorluktur. Bundan sonra Uzun Gece yaşanır.

    Yeryüzü İlahı, Işığın Kadını ve Gece’nin Aslanı’nın tek çocuğudur ve aslında kendi içinde hem karanlığı hem gündüzü barındırır(aklıma niye Jon geldi ki? :wink: ) ki manişeist doktirinin kişiselleştirilmiş haline hizmet ediyor gibi görünüyor.

    Karanlık aleminin ışık alemini algıladığı ve kapladığı yer (where the realm of darkness perceives and covers the realm of light) ve ikisi bundan sonra daimi bir mücadele içinde kalır ki ışığın ve karanlığın tüm karşıt ve çatışan güçlerini içinde yaşayan tüm canlılar… GRRM’in karakterlerinin grileştirmeyi ne kadar sevdiğini biliyoruz, temelde aslında her karakter ile bize bu çatışmayı anlatıyor.

    Ayrıca buz ve ateşin savaşının temelini de burada görebiliriz. R’hllor ve Büyük Öteki’nin birbiri ile olan mücadelesi ta o zamanlar başlamıştı ki başka kuramlarda da buna değinmiştim (Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler başlığında)

    Melisandre’den bu duruma dikkat çeken sözlere kulak kesilelim.

    “Dünyanın düzeni. Gerçek her yanda, görmesi kolay. Gece karanlık ve dehşet dolu; gündüz parlak, güzel ve umut dolu. Biri siyah, biri beyaz. Buz var ve ateş var. Nefret ve aşk. Acı ve tatlı. Erkek ve kadın. Izdırap ve zevk. Kış ve yaz. Kötü ve iyi.” Melisandre, Davos’a doğru bir adım attı. “Ölüm ve yaşam. Her yerde zıtlıklar. Her yerde savaş.”

    Savaş zamanın başladığı andan beri sürüyor ve savaş bitmeden önce bütün insanlar duracakları tarafı seçmek zorunda. Bir taraf Işık Tanrısı R’hllor; Ateşin Kalbi, Gölgelerin ve Alevlerin İlahı. Onun karşısında, adının anılmaması gereken Kebir Öteki var; Karanlık Tanrısı, Buzun Ruhu, Gecenin ve Dehşetin İlahı…"

    Buz-karanlık-kış (lyanna) ve Ateş-gündüz-yaz(rhaegar) = ikisini de kendinde barındıran JON, şeklinde yorumlama yapamaz mıyız? Aynı yeryüzü imparatoru gibi? buz ve ateşin şarkısı manalarından birini çok iyi karşılıyor çünkü.

    @Muratkocak ÇELİK, Şafak İmp.'undan beri kullanılıyor ve ejderha çeliği dahi kuzeyde, son kahramanın elinde ötekilere karşı savaşılırken görüyoruz. Şafak kılıcı da sözde bronz çağında iken Dayne hanesi tarafından işleniyor. Yani tamam bronz kullanılıyordur falan da çelik de kullanılıyordu, efsaneler yanlış ve hatalı.

  5. Yok, aslında gayet isyanlar olmuş ama başarıya ulaşamamış çünkü Valyria halkı büyüde çok üstünmüş, büyü kullanarak bastırıyormuş galiba.

    O intihar edemeyenden ziyade ölse de geri geliyorlar muhabbeti daha çok. Qarth ve Asshai; Ölmeyen İnsanlar? Yani bir kurama göre teknik olarak madenlerin her yerinde ölüm var, ölmesi kolay bir şey. İlk FM de ölüm hediyesi vererek kurtarmaya başlıyor. Olay şu, madem her yerde ölüm var ve onları kolayca buluyor neyin hediyesi bu? Demek ki diriltme ayinleri yüzünden daimi bir ölüm değil, şeklinde diye fikir üretilmiş.

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

18 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar