Aslında dizi başlamış iken asoiaf hakkında bu tarz başlıklar açmak için erken gibime geliyor ama bir konu, kafamda olgunlaştıktan sonra yazmadan duramıyorum. Yoksa ayrıntılar kafamda uçup gidebilir. Yani başlayalım.

GİRİŞ

Uzun Gece ve AA efsanesi çok kez konuşuldu ama ben, olaya daha farklı bir konudan yaklaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi asoiaf evreninde iki temel güç var ve biz, bu iki gücün savaşını okuyoruz; buz ve ateş.

Buz tarafını temsil eden güç; Büyük Öteki olarak anılıyor. Kendisi ölümün, dehşetin, gecenin ilahı. Buz’un Ruhu.

Ateş tarafını temsil eden güç; R’hllor olarak anılıyor. O da ışığın, yaşamın ilahı olarak anılıyor.

Melisandre ikisini şu sözlerle karşılaştırıyor.

Savaş zamanın başladığı andan beri sürüyor ve savaş bitmeden önce bütün insanlar duracakları tarafı seçmek zorunda. Bir taraf Işık Tanrısı R’hllor; Ateşin Kalbi, Gölgelerin ve Alevlerin İlahı. Onun karşısında, adının anılmaması gereken Kebir Öteki var; Karanlık Tanrısı, Buzun Ruhu, Gecenin ve Dehşetin İlahı…”

Yine Melisandre buz ve ateşin savaşını şu sözlerle anlatıyor.

Dünyanın düzeni. Gerçek her yanda, görmesi kolay. Gece karanlık ve dehşet dolu; gündüz parlak, güzel ve umut dolu. Biri siyah, biri beyaz. Buz var ve ateş var. Nefret ve aşk. Acı ve tatlı. Erkek ve kadın. Izdırap ve zevk. Kış ve yaz. Kötü ve iyi.” Melisandre, Davos’a doğru bir adım attı. “Ölüm ve yaşam. Her yerde zıtlıklar. Her yerde savaş.”

Bir taraf bitmeyen kış isterken diğer taraf da bunun tam tersini istiyor; bitmeyen yaz. İki taraf da bunun için uzun zamandır savaşıyor gibi görünüyor ve son kez bir araya gelmek için hazırlık yapıyorlar.

Kehanetler

GRRM ” Kehanetler, çift taraflı kılıç gibi. Onu çok dikkatli tutmanız gerekir. Kitaba derinlik ve ilginçlik katabilirler ama çok belirgin ya da çok kolay olmak istemezsiniz.”

Takdir ederseniz ki bir yazar, okuyucunun olan biteni önceden tahmin etmesini istemez. Bu yüzden -bilhassa kehanetlerde- kafa karıştırıcı, birden fazla yoruma açık yemler atar. Asoiaf’taki kehanet bolluğunu göz önünde bulundurursak karakterlerin bu kehanetleri kendi bakış açılarına göre kolayca yorumlayıp, tekrar tekrar haksız çıktıklarına şahit olduk, olacağız da.

Misal Rhaegar, Vaat Edilmiş Prens (VeP) meselesinde ilk kendisi olduğunu düşündü ama sonra oğlu Aegon zannetti; Melisandre ise AA’nın Stannis olduğunu düşündü. Moqorro ve Aemon ise AA’nın Dany olduğu görüşünde.

Cersei, elinden her şeyi alacak kraliçenin Marg olduğuna inanırken Valonqar’ın da Tyrion olduğuna inanıyor; Dany kan ve altın ihanetlerinin Miri ve Jorah’tan geldiğine inanıyor.

Oysa yazar, kehanetlere hiç de güvenmemek gerektiğini, hiç de göründükleri gibi olmadıklarını ve ilk aklımıza gelen yorumun -büyük olasılıkla- hatalı olduğunu bize birkaç şekilde anlatmış.

“ Aliüstat Marwyn : Kanayan bir yıldızın altında, tuzun ve dumanın ortasında doğdu. Kehaneti biliyorum.” Marwyn kafasını çevirdi yere bir topak kırmızı balgam tükürdü. “Hemen güvenmem gerçi. Bir zamanlar, Eski Ghis’in Gorghan’ı, bir kehanetin tehlikeli bir kadına benzediğini yazmıştı. Kadın senin aletini ağzına alır. Sen zevkle inler ve ne kadar tatlı, ne kadar güzel olduğunu düşünürsün… sonra kadının dişleri kapanır ve senin inlemelerin çığlıklara dönüşür. Gorghan, kehanetin tabiatı budur, demişti. Kehanet her seferinde aletini koparır.” Yaprağı biraz daha çiğnedi. “Yine de…”

Bu da Tyrion’dan bir alıntı.

Tyrion : “Kehanetler yarı eğitimli katırlar gibidir. İlk bakışta kullanışlı görünür ama güvendiğin anda kafanı tekmeler.”

Yani özetle “kehanetlere” bakarak plan yapıp, hareket etmemek gerekiyor. Nitekim Melisandre de kehanetlerin yanlış yorumlanmaya açık olduğunu ve geçmişte bu hatayı çok kişinin yaptığını kendi POV’unda vurgulamıştı.

Kehanetlerin Kökeni

Bu sorunun cevabını aslında kitabı okuyan hatta diziyi izleyen herkes biliyor. Ateş ilahı R’hllor tarafından seçilmiş bir kurtarıcı, savaşçı, şampiyon. Kime karşı? Büyük Öteki’ye karşı.

İlk Uzun Gece’de ortaya çıktığına inanılan bu savaşçının, Büyük Öteki’ye karşı savaştığına inanılıyor ve tekrar yeryüzüne dönerek, tekrar savaşacağına dair bir kehanet söz konusu.

Bu kehanetin kökleri aslen Asshai’de. Şafak İmparatorluğu dönemine kadar götürebiliriz zira Uzun Gece, o dönemde yaşanmış. Zaten iki bölgenin birbirine yakınlığı düşünülür ise neden kehanetin Asshai yazmalarına girdiği görülebiliyor. Essos’ta bu kişinin birden fazla ismi var, AA sadece o isimlerden biri.

Westeros’a geldiğimizde ise aslında böyle bir kurtarıcıdan bahsedilmemekte. Kimse bilmiyor. Tabiri caiz ise AA, ilk Uzun Gece’de hiç de Westeros’a uğramamış gibi görünüyor oysa Uzun Gece ve Ötekiler, Batıdiyar halkı tarafından çok iyi bilindiği gibi “Seni Ötekiler alsın!” diye, deyimleri, bedduaları, vecizeleri var. Binlerce yıl sonra bile hayatlarında hala bir etkisi var. Essos’ta ise Öteki’den bahsedildiğini duymadık bile. Lakin Gece’nin Aslanı’nın yaratıkları olduğundan kehanetler ve efsanelerde bahsedilmişti ama Essos halkının ağzında Batıdaki kadar yer edinmiş görünmüyorlar.

Batı’ya göre Uzun Gece bir nesil sürmüş; İlk İnsanlar/Gece Nöbetçileri/Son Kahraman + Ormanın Çocukları ittifakı ile kuzeye sürülmüş ve Uzun Gece de sona ermiştir. Essos’ta ise Uzun Gece’yi sonlandıran kişi AA diye bahsedilir ama nasıl, sorusuna cevap verilmez.

Targaryen Hanesi, batıyı fetih ettiğinde, yıllar sonra Yüce Yürek Hayalet’i “Vaat Edilmiş Prens” olarak anılan birinin, Deli Kral ve karısının soyundan geleceği kehanetini ortaya atıyor. Bu kadının güçlerinin kuzeyden geldiği bilgisini ve kuzey güçlerinin “ateşten nefret ettiğini” hatırlatmak istiyorum.

Essos’ta böyle bir isim yok, Batı’da ise kahraman olarak sadece “Son Kahraman” var ama başka ismi yok. Üstat Aemon ve Melisandre konuşmasından AA ve VeP’in aynı kişi olduğunu sonucu çıkardık, bu kısım biraz tartışmalı olsa da (kehanetlerin yorumlanması sorunsalını hatırlayın) ortada “ateş” tarafının bir şampiyonu olduğu aşikar.

Şampiyon

Bu kelime üzerinde de durmak istiyorum aslında. R’hllor’un seçilmişi aynı zamanda “şampiyonu” olarak da anılıyor.

ASOIAF evreninde “şampiyon” terimi üzerinde durduğunuzda dikkatinizi çekecek ilk şeyin bu “şampiyonların” birebir dövüşlerde, iki taraf için savaşıp, kazanan tarafı belirlemek için kullanıldıkları gerçeğidir.

Tyrion, Lysa’nın ve Cat’in elinden kurtulmak için “dövüşle yargılanmak” istedi ve suçlayan ve suçlanan taraf kendi “şampiyonlarını” seçerek dövüştürdü. Deli Kral da Starkların aynı talebine; şampiyonu olarak “ateşi” seçerek karşılık verdi. Cersei kurtulmak için şampiyonu olarak Robert Strong’u seçti. Jaime hem Robb’a hem de Blackfish’e tarafların “şampiyonları” olarak dövüşmeyi teklif etti. Dany, Essos’taki savaşlarından birinde şampiyonları dövüştürdü.

Özetle ortada bir “şampiyon” var ise bu, iki taraflı olmak zorunda. Zira şampiyon, savaşta; tarafında olduğu kişiyi zafere götüren savaşçı gözüyle ile bakılıyor. Hem Westeros hem Essos’ta yaygın bir gelenek.

Buz ve Ateş’in Şampiyonları

“Şampiyon” teriminden yola çıkarak, Buz ve Ateşin Savaşı’nda şampiyon değil şampiyonlar olması gerektiğini çıkarmamız gerekiyor. Aslında Melisandre de buna işaret eden bir cümle kuruyor.

Ama rahibenin gördüğü ahşap surat ve kurt yüzlü çocuk… onlar kesinlikle düşmanın hizmetkârlarıydı… onun şampyionlarıydı , tıpkı Stannis’in, Melisandre’nin şampiyonu olduğu gibi.

Melisandre, sadece ateş tarafında değil buz tarafında da bir şampiyon/savaşçı vb. bir şey bekliyor. İki tarafın da hizmetkarları var, şampiyonları neden olmasın ki? Zira savaşan iki taraf var ve iki tarafı da zafere götürmesi beklenen bir savaşçı, bir şampiyon olması gerekiyor, liderler gerekiyor, kahramanlar gerekiyor.

Ateş tarafı için bu kişinin isimlerinden biri; Azor Ahai. Peki, buz tarafı için bu kim?

R’hllor ve AA hakkında oldukça bilgi sahibiyiz çünkü hizmetkarını sık sık sağda solda görüyoruz ve onlar vaaz vermeyi çok seviyorlar ama aynı şeyi Büyük Öteki tarafı için söyleyemeyiz; görünürde onun hizmetkarlarını pek görmüyoruz ve görsek bile çok konuşkan değiller. Onların hizmetkarları büyük muhtemel ile “ölüme tapan” herkes. Yüzsüz Adamlar ve Ötekiler 3

Şampiyonlar Kim?

R’hllor’un Şampiyonu

Pekala, AA’nın kim olabileceğine dair ciddi manada iki kişi üzerinde duruluyor; Jon ve Dany. Fakat “kehanet” kıstaslarına bakar isek Dany, kehanetin neredeyse tamamını yerine getirmiş görünüyor(doğru yorumlandığını farz edersek) ve Jon’un ise sadece rüyasında gördüğü alevli kılıç dışında bir şey yok. Bir de bu VeP gerçekten AA ile aynı kişi ise Yüce Yürek Hayalet’in bahsettiği “soydan gelme” olayı tutuyor ki benim bu konuda da şüphelerim var. Azor Ahai ve Buz ve Ateşin Şarkısı

Şahsi fikrim, bu AA ve Buz/Ateşin Savaşı meselelerinde haklı isem muhtemelen AA, ateşten doğan Dany’nin kendisi oluyor. Hem aile olarak safkan bir Targaryen/Valyrialı hem de ateşlerine içine girip çıkmış ve yanmamıştı. Jon ise safkan değil; buz ve ateşten meydana gelmiş. Ben Jon’un asıl kahraman olarak iki tarafın savaşına son verecek “denge” unsuru olacağını düşünüyorum.

Büyük Öteki’nin Şampiyonu

R’hllor tarafı için safkan ateş aradığım için Büyük Öteki tarafı için de safkan buz arıyorum. Bu yüzden aklıma en güçlü aday Arya Stark geliyor. Kendisi Stark/İlk İnsan kanı taşıyor. Tully Hanesi köken olarak Kahramanlar Çağı’na giden İlk İnsanlardan gelme, aynı şekilde Stark Hanesi de öyle. Yani kökenleri kuzey ve kuzey güçleri ile bağlantılı.

GRRM’in “güç” konusunda kadınlar üzerine nasıl oynadığına bakınca ateş için kadın seçmiş ise buz için de bir kadın seçmesi çok olası geliyor. Hatırlar iseniz Gece’nin Kralı’nın kraliçesi/karısı Ötekiler’in temsilcisi gibi görünen bir dişi Öteki idi. Yani halihazırda gelen 2. Uzun Gece ve Öteki saldırısı için başlarına bir kadın geçmesi olası görülüyor.

Peki, Arya bunun için gerçekten güçlü bir aday mı? Yani tek argüman ateşin bir kadın şampiyonu olması mı? Aslında hayır, Arya’nın karakter yapısı da bu yönde ciddi bir altyapıya sahip olduğu gibi bağlantılı olduğu hemen hemen herkesin Büyük Öteki ile iş tutuyor olasılığı, bunu bana düşündürüyor.

Geçtiğimiz yıl Arya’nın yapbozunu çözmek için bir sürü başlık hazırlamıştım. Benim en ilgimi çeken kısım Arya’nın bir Valkyrie’yi anımsatması. Arya Stark ve Yüzsüz Adamlar ‘The Valkyrie’ ve diğer bir ilgi çekici kısım; Arya Stark ve Braavos ‘Ay’ ve ‘Su’

Bunun dışında Yüce Yürek Hayalet’in Arya’ya kehanetvari sözleri var.

Cüce kadın, sönük kırmızı gözleriyle Arya’yı inceledi. “Seni görüyorum,” diye fısıldadı. “Seni görüyorum kurt çocuğu. Kan çocuğu. Ölüm kokusunun lorddan geldiğini sanıyordum…” Kadın hıçkırarak ağlamaya başladı, minik bedeni sarsılıyordu. “Benim tepeme geldiğin için zalimsin, zalim. Ben Yaz Kalesi’nde kedere doydum, senin kederine ihtiyacım yok. Buradan git kara yürek. Git!”

Kadının, Arya’ya olan tepkisinin aşırı olduğu konusunda herkes hemfikirdir. 10 yaşındaki bir kız çocuğundan hem korkacak hem kederlenecek ne olabilir ki? Ölüm kokusu, kurt çocuğu, kan çocuğu, kara yürek, zalim… Arya’nın dönüşeceği, dönüştüğü kişiye işaret ettiği açık ki bu değişimi gözlerimizle görüyoruz. Elbet burada parantez açıp belirtmek isterim ki buradaki değişimden kasıt; karakterin “kötü” birine dönüşmesi değil. Zaten gri olan bir karakterin biraz daha grileşmesi; bir Euron yahut Ramsey ya da Dağ olmasından bahsetmiyoruz.

Sandor gibi bir adam bile ilk kez 12 yaşında birini öldürürken Arya Stark, 10 yaşında birini öldürüyor ve bu sayı yolculuğu sırasında arttıkça artıyor. Valkyrie başlığını okuduysanız ve kitapları da dikkatli okuduysanız fark etmişsinizdir ki Arya’nın “dua” olarak hazırladığı “ölüm listesine” soktuğu herkes öyle yahut böyle ölüyor. Sanki biri/leri duasını sırf o istedi diye kabul ediyor?

Garip bir şekilde Arya’nın ölüm ile ciddi bir yakın ilişkisi var ve Ölüm ilahıyla ki kimdir o? FM, ona Çok Yüzlü ve Çok İsimli Tanrı derken; Melisandre ve tayfası da Ölümün, Buz’un, Karanlık ve Dehşetin İlahı diyor. Çok Yüzlünün başka isimleri de var; Batı’da “Yabancı” deniyor; Essos’un başka yerlerinde de Kara Keçi ve Gece’nin Aslanı deniyor ki bu son isim Yi-Ti’nin (Şafak İmp.) günahları yüzünden Uzun Gece’yi getirip, yaratıklarını salan ilahın ta kendisi olmakta. Ve bu ilaha hizmet eden bir FM, KL’den beri de Arya’nın peşinde, 10 yaşındaki bir kızı doğruca Braavos’un Siyah ve Beyaz’ın Evi’ne yönlendiriyor.

GRRM, Arya için 40 yaşındaki birinin zihnine sahip diyerek, onu Afrika’daki çocuk savaşçılara benzetmiştir. Neden Arya’yı zihinsel olarak bu şekilde olgunlaştırıp, savaşçıya dönüştürmek istesin? Bir de şöyle bir açıklaması da var.

GRRM, (sanırım 5. kitap öncesi) 5 yıllık bir atlama yaparak Arya’nın yaşını büyütmeyi istemişti ama diğer karakterlerin onun ergenliğe girmesini beklemeyeceğini fark edince bundan vazgeçip, “12 yaşında dünyayı fethetmesi gerekiyorsa, öyle olsun.” demiştir.

Burada kelimenin tam manasıyla “dünya fethi”ni kast etmediği aşikar, tabiri caiz ise karakter için “büyük vurgun” olacak bir rolden bahsediyor. GRRM’in anahtar-büyük beşlisinin hemen hemen hepsinin Şafak Savaş’ında oynayacağı rol belirgin sayılır iken Arya’nın net görünmüyordu; olaya bu şekilde yaklaşır isek, gizem biraz aralanmış olmuyor mu?

Siz ne dersiniz? Bence Arya’nın bu hikayedeki rolü “buz” tarafında olmak. Sonuçta bütün herkesin “ateş” tarafında olmasını bekleyemeyiz ve ben Ötekilerin de saf kötü olduğunu düşünmüyorum. Ateş ve Buz tarafı; Stark ve Lannister tarafı gibi geliyor; gri.

Fısıltılar

Bunun dışında aslında Arya Stark ile ilgili dikkat çekici ve mahiyetini daha tam çözemediğim bir nokta da var. İlk kitaptan sonra -çok sık gerçekleşmese de- kulağına fısıldayan görünmeyen birileri var gibi.

Karakterlerin geçmiş konuşmaları hatırladıkları yahut kendi iç sesleri/düşünceleri ile konuştuklarına sık sık rastlıyoruz ama bu, böyle bir fısıltı değil. Öyle ki Arya, Syrio’nun yardımı ile kaçıp, daha önce bulduğu gizli geçitlere giderken çok korkuyordu ve ilk kez sesi de o zaman duydu ve yerinden zıplayarak tepki verdi ve etrafına bakındı çünkü kulağına fısıldanmış gibi hissetmişti.

Durgun su kadar sakin, diye fısıldadı bir ses. Arya öyle şaşırmıştı ki neredeyse bohçasını düşürüyordu. Deli gibi çevresine bakınmaya başladı ama ahırda kendisinden, atlardan ve cesetlerden başka kimse yoktu.

Gölge kadar sesiz, dedi ses. Kendi sesi miydi, yoksa Syrio’nun sesi mi? Anlayamıyordu ama ses korkusunu yatıştırmıştı.

Bir sonraki fısıltıya/sese Harrenhall’da denk geldim(öncesi veya sonrası varsa, daha gözüme ilişmedi.), orada artık alışmış olduğundan tepki göstermedi.

Arya, “Ama sürü yok,” diye fısıldadı büvet ağacına. Bran ve Rickon ölmüştü. Sansa, Lannisterlar’ın elindeydi. Jon, Sur’daydı. “Ben, ben bile değilim artık, ben Nan’im.”

Sen Kışyarı’nın Arya’sısın, kuzeyin kızısın. Güçlü olabileceğini söylemiştin bana. Senin damarlarında kurt kanı akıyor.”

“Kurt kanı,” Arya şimdi hatırlıyordu.

Bu gördüğünüz cümleyi kim kuruyor? Sanki Arya’nın yanında biri varmış gibi ama yok. Birileri sürekli kızın kulağına fısıldıyor, onunla konuşuyor ama kim ve neden?

Melisandre’ye göre Büyük Öteki, bilhassa uyku halinde iken, kulaklara fısıldarmış. Thoros’a göre Büvet Ağaçları, Yüce Yürek Hayalet’in kulaklarına fısıldıyor. Arya burada Büvet Ağacı’nın yanındaydı. Bir tek ilk sesi duyduğu zaman değildi ama Kızıl Kale’nin bahçesinde bir tane Büvet Ağacı olduğunu biliyoruz hatta tahminler doğru ise Arya’nın kalenin gizli geçitlerini bulmasını sağlayan siyah kedi, Kankuzgun’u tarafından warglanıyor. Bunu yapabilmesi için KL’ye ulaşabilmesi, bunun için de Büvet Ağacı ağına ihtiyacı var. Bu ağı başka kimler kullanıyor olabilir? Arya’nın Braavos’un FM evine ilk gittiğinde gördüğü Büvet Ağacından yapılama Ay işlemeli yüzü olan kapının onu izlediğini hissetmişti ayrıca.

Birilerinin bu kızın peşinde olduğu ve takip ettiği yadsınamaz gibi duruyor.

Önemli Cevaplar

  1. Bran’ın karakter yapısı, sence Ötekilerin önüne geçip şampiyonluk yaparak ateşle savaşacak birinin ruh haline ve zihin yapısına uygun biri gibi görünüyor mu?

    Büvet Ağacı Mağarası önüne wightlar pusu atmışlardı, Bran ve kafilesine saldırmıştı; Ormanın Çocukları kurtarmıştı. Bundan da yola çıkarak Ötekilerin, Kankuzgun’u ve Ormanın Çocuklarına karşı “ittifak” duyguları beslemediklerini söylemek güç olmaz.

    Kankuzgun’u yarı Valyria yarı İlk İnsan Kanı taşıyor; adam bir warg ve yeşilgören; ejderha olsa ejderha sürebilecek biri. Aslında Jon ile bu yönü örtüşüyor; buz ve ateş tarafının güçlerine sahip ikisi de. Ormanın Çocukları zaten doğaya tapıyor dersek çok yanlış olmaz. Kankuzgun’u, Jon, Bran ve Ormanın Çocukları’nın “denge” tarafını temsil ettiğini düşnüüyorum. Bran, Jon’a yardımcı olacak gibime geliyor. Doğası gereği Bran, arkadaş canlısı, iyi niyetli ve tatlı bir çocuk. Kardeşleri o kadar değişim yaşarken Bran’ın karakterinde neredeyse hiç radikal bir değişim görmedik. O şimdi güçlerini kullanmayı öğreniyor; anlamaya çalışıyor. Büvet Ağacının güçleri, etkisi, amacı, doğa ve denge… Doğayla bütünleşiyor, ağaçlarla bütünleşiyor. Yaşam ve ölüm, hayatın bir parçası ve dengenin unsurudur; bunu öğreniyor.

    Dany, ateş tarafının şampiyonu olarak; Arya da buz tarafının şampiyonu olarak kapışır/kapışmaya kalkar, diye düşünüyorum. Lakin Jon araya girip iki tarafın “arabulucu” yönüyle barış yapmasını sağlayabilir. Bir de ikisi de Jon’un akrabası yani onun kanından.

    Şu ana kadar Dany ve Arya tabiri caiz ise önüne çıkan düşmanlarını yok ederek geldi. Öne çıkan yönlerinden biri bu oldu. İkisinin de ailesi öldürüldü, süründü, aç kaldı, dayak yedi ve defalarca ölüm tehlikesi atlattı; sıfırı tüketmişken mücadele etmeye devam edip, yükselmeye, güçlenmeye ve öğrenmeye ve de önüne çıkan engelleri aşıp, düşmanlarını öldürmeye, yok etmeye başladı. Misal Arya’nın dua listesi varken Dany’nin hesap sormayı beklediği İşgalci ve köpekleri var. İkisi de kadın olarak, ataerkil bir evrende sivrilip, hayatta kalmaya ve kendi gücüne sahip olmaya çalışıyor. Bu yüzden hep derim bu ikisi doğal şartlarda buluşa çok iyi yakın arkadaş olur çünkü birbirlerine benziyorlar ve çok iyi anlarlar. Lakin böyle olacağına kani değilim. Ortada olağan dışı meseleler dönüyor ve birinin kanında ateş varken diğerinin kanında buz var. Buz ve Ateş birbirine düşman iken bu ikisi birbirine öpücük vermez.

    Jon ise “arabulucu” yönü ile daha çok öne çıktı; binlerce yıldır kavgalı olan iki tarafı bir araya getirmedi mi? Bir de ilginç bir hikaye vardı, hatırlarsan; Kışyarı Gül’ü hikayesine göre Starklar, yarı Yabanıl kanı taşıyor. Jon’a sık sık yabanıl olduğu vurgulandı ve kitap sonunda Tormund “sonunda seni de Yabanıl yaptık” dedi. Jon gerçekten de kendini iki tarafa da yakın hissediyor aslında, hal hareketleri de uyuyor; iki tarafın saygı ve sevgisini kazanan biri Jon.

    Yani iki halkın kanını taşıdığına vurgu yapılan bir karakter, iki halkı bir araya getiren arabulucu oldu. Buz ve Ateşin kanını taşıdığı vurgu yapılan Jon, niye bu sefer de bu ikisini bir araya getiren arabulucu olmasın? Kankuzgun’u halihazırda Jon’un rüyalarını yönlendiriyor, onu hazırlıyor olabilir. Oturduğu yerde ne kadarını yapabilir? Fakat Bran’a öğretirse gerekenleri, Bran gerekeni yapabilir, Jon’u yönlendirip, destekleyebilir.

  2. Aklıma gelen yeni bir bilgiyle ekleme yaptım, buraya da koyayım.


    Fısıltılar

    Bunun dışında aslında Arya Stark ile ilgili dikkat çekici ve mahiyetini daha tam çözemediğim bir nokta da var. İlk kitaptan sonra -çok sık gerçekleşmese de- kulağına fısıldayan görünmeyen birileri var gibi.

    Karakterlerin geçmiş konuşmaları hatırladıkları yahut kendi iç sesleri/düşünceleri ile konuştuklarına sık sık rastlıyoruz ama bu, böyle bir fısıltı değil. Öyle ki Arya, Syrio’nun yardımı ile kaçıp, daha önce bulduğu gizli geçitlere giderken çok korkuyordu ve ilk kez sesi de o zaman duydu ve yerinden zıplayarak tepki verdi ve etrafına bakındı çünkü kulağına fısıldanmış gibi hissetmişti.

    Durgun su kadar sakin, diye fısıldadı bir ses. Arya öyle şaşırmıştı ki neredeyse bohçasını düşürüyordu. Deli gibi çevresine bakınmaya başladı ama ahırda kendisinden, atlardan ve cesetlerden başka kimse yoktu.

    Gölge kadar sesiz, dedi ses. Kendi sesi miydi, yoksa Syrio’nun sesi mi? Anlayamıyordu ama ses korkusunu yatıştırmıştı.

    Bir sonraki fısıltıya/sese Harrenhall’da denk geldim(öncesi veya sonrası varsa, daha gözüme ilişmedi.), orada artık alışmış olduğundan tepki göstermedi.

    Arya, “Ama sürü yok,” diye fısıldadı büvet ağacına. Bran ve Rickon ölmüştü. Sansa, Lannisterlar’ın elindeydi. Jon, Sur’daydı. “Ben, ben bile değilim artık, ben Nan’im.”

    Sen Kışyarı’nın Arya’sısın, kuzeyin kızısın. Güçlü olabileceğini söylemiştin bana. Senin damarlarında kurt kanı akıyor.”

    “Kurt kanı,” Arya şimdi hatırlıyordu.

    Bu gördüğünüz cümleyi kim kuruyor? Sanki Arya’nın yanında biri varmış gibi ama yok. Birileri sürekli kızın kulağına fısıldıyor, onunla konuşuyor ama kim ve neden?

    Melisandre’ye göre Büyük Öteki, bilhassa uyku halinde iken, kulaklara fısıldarmış. Thoros’a göre Büvet Ağaçları, Yüce Yürek Hayalet’in kulaklarına fısıldıyor. Arya burada Büvet Ağacı’nın yanındaydı. Bir tek ilk sesi duyduğu zaman değildi ama Kızıl Kale’nin bahçesinde bir tane Büvet Ağacı olduğunu biliyoruz hatta tahminler doğru ise Arya’nın kalenin gizli geçitlerini bulmasını sağlayan siyah kedi, Kankuzgun’u tarafından warglanıyor. Bunu yapabilmesi için KL’ye ulaşabilmesi, bunun için de Büvet Ağacı ağına ihtiyacı var. Bu ağı başka kimler kullanıyor olabilir? Arya’nın Braavos’un FM evine ilk gittiğinde gördüğü Büvet Ağacından yapılama Ay işlemeli yüzü olan kapının onu izlediğini hissetmişti ayrıca.

    Birilerinin bu kızın peşinde olduğu ve takip ettiği yadsınamaz gibi duruyor.

    @sakura ses konusunda senin bilgin var mı? Sağda solda gördüğün bir şey?

  3. Arya’nın duyduğu fısıltılar; ilk iki kitapta gerçekleşiyor. Daha Bran, Sur ötesine geçmemiş, Büvet Ağacı ile eşleşip, kullanmaya başlamamış. Yani bunu yapan ya Kankuzgun’u ya da başka biri.

  4. Kitaptan buldum :grin::grin::grin:

    Baya ilgi çekici, adım adım ilerliyoruz. Şu 6. Kitap çıksa da daha fazlasını görsek :heart_eyes:

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

18 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar