Dizinin sonlanması ile birlikte herkesin aklına tek bir soru takıldı.

“Dany dizide olduğu gibi kitaplarda da delirecek mi?” yahut “Dany dizide olduğu gibi kitaplarda da zalimleşecek mi?”

Hiç şüphesiz iki kitap daha kalmış iken ve şahsi fikrim, Dany’nin ne olacağına dair asıl güçlü işaretleri 6. kitapta göreceğimiz için bu soruya şimdiden çok güçlü ve kesin bir cevap vermek biraz zor.

Yine de GRRM’in “işaretleri” güzel kullandığını ve aralara ustaca serpiştirdiğini bildiğimizden biz de bunları tespit etmeye çalışacağız.

Bunun için de Dany’nin 5 kitap boyunca tüm POV’larını okudum, psikolojisine ve aldığı kararlar ile ilgili çok dikkat çeken alıntıları kenara kayıt ettim. Bunları “yorumlayarak” ekleyeceğim, elbette siz benim yorumumu doğru bulmayabilirsiniz yahut farklı bir bakış açısı da getirebilirsiniz. Şimdiden uzun bir yazı olacağını söyleyeyim. Başlayalım.

GİRİŞ

Dany, ilk POV’dan itibaren ağabeyi tarafından psikolojik ve bedensel olarak şiddete uğrayan; masum ve sıradan bir hayat arzu eden bir kişilik olarak karşımıza kondu.

Tüm ailesi katledilmiş ve kendisi de ağabeyi ile birlikte yabancı topraklarda kimsesiz ve parasız olarak “dilenerek” ve “yalvararak” yaşamak zorunda kalmış ve bu sırada da suikastçılardan kaçarak “korku” içinde bir ömür geçirmiş. Elbet bu suikast kısmı tamamen Viserys’in paranoyası da olabilir, Dany’e göre ağabeyi hiçbir zaman bir yerde uzun süre kalmasına izin vermezmiş ve sürekli suikastçılardan bahsedermiş ama kendisi onları hiç görmemiş.

Viserys ilk başlarda iyi ama bu yaşadıkları yüzünden zamanla “deli” ve “kötü” bir ağabeye dönüşmüş. Tüm hıncını kız kardeşinden çıkarmış. Yine de ne kadar kötü olursa olsun Viserys, Dany’nin tek yakını ve ailesi; ona hanesi ve Batı hakkında her şeyi öğreten, ağabeyi. Valyria dilini öğreten o, Batı’ya gidip Demir Tahtı alma vazifesini aşılayan o, Dany’nin ejderha olduğunu ona öğreten o. Kısaca Dany ne biliyor ise Viserys sayesinde.

Yani Viserys’in Dany üzerinde sandığımızdan çok daha etkili olduğunu bilmenizi istiyorum. Bunu bilhassa 5. kitapta görüyoruz, şimdilik burada bırakıyorum.

Batırdiyar ve Ev

Dany, ilk aşamada ağabeyinin “ev” hayalini taşıyor gibi görünmüyor. O, yaşayamadığı çocukluğunun ve çocuk iken ev diyebildiği tek yer olan “Kırmızı kapılı evin” hayalini kuruyor ve bütün kitaplarda da yer yer rüyalarına giriyor. Özetle Dany, ev istiyor ama o ev, Batıdiyar değil. Hatta sıradan bir hayat yaşamaya bile razı görünüyor.

Ağabeyi odadan çıktığında Dany pencerenin önüne gitti ve körfezin sularını efkârla izlemeye başladı. Batan güneşin altında, Pentos’un kare tuğlalardan yapılmış binalarının siluetleri yan yana dizilmişti. Kırmızı rahiplerin gece ateşlerini yakarken söyledikleri şarkıları ve malikânenin duvarlarının ardında gürültüyle oyun oynayan pejmürde kıyafetli çocukların seslerini duyuyordu. Bir an için dışarıda onlarla olabilmeyi diledi. Yalın ayak, nefesi kesilmiş halde, paçavralar içinde, hiç geçmişi ve geleceği olmadan, Khal Drogo’nun malikânesindeki ziyafete davet edilmiş olmadan, dışarıda onlarla birlikte koşturabilmeyi hayal etti.

Belki ejderha hatırlıyordu ama Dany hatırlamıyordu. Ağabeyinin bizim topraklarımız dediği, Dar Deniz’in karşı kıyısındaki bu yerleri hiç görmemişti. Sürekli bahsettiği Casterly Kayası, Kartal Yuvası, Yüksek Bahçe, Arryn Vadisi, Dorne ve Yüzler Adası onun için anlamsız kelimelerdi sadece. İşgalci’nin ordularından korunmak için Kral Toprakları’ndan kaçtıklarında Viserys sekiz yaşındaydı. Daenerys ise annesinin rahminde bir tohumdu o zamanlar.

“Bir gün her şeyi geri alacağız tatlı kız kardeşim,” diye sözler veriyordu Viserys. Elleri titriyordu bu konudan bahsederken. “Mücevherleri, ipekleri, Ejderha Kayası’nı, Kral Toprakları’nı, Demir Taht’ı ve Yedi Krallık’ı, bizden çalınan ne var ne yoksa hepsini geri alacağız.” Viserys o gün için yaşıyordu. Daenerys’in geri istediği şeyse, kırmızı kapılı büyük ev, penceresinden ona gülümseyen limon ağacı ve asla yaşayamadığı çocukluğuydu.

Ev? Bu kelime Dany’yi hüzünlendiriyordu. Sör Jorah’ın Ayı Adası vardı. Peki Dany için ev neresiydi? Birkaç hikâye, aklına dua gibi yazılmış birkaç isim, kırmızı bir kapının gittikçe silikleşen hayali… Vaes Dothrak sonsuza dek evi miydi artık? Dosh khaleen kocakarılarına baktığında kendi geleceğine mi bakıyordu yoksa?

Yeni Evi

Khal Drogo ile evlendikten ve aşık olduktan sonra Dany, yavaş yavaş bir Dothrak olmaya alışıyor. Burada huzur ve mutlulu hatta bir aile buluyor. Bir Dothrak’a dönüşüyor. Kocasının ve yeni insanlarının arasında güven içinde yaşıyor ve yakında bir de oğlu olacak. Neden Batı’ya ilgi duysun ki? Arzu ettiği her şeye zaten sahip.

Yeşil, Dany’yi yuttu. Hava atının, terinin ve saçlarının yağ kokusuna karışmış toprak ve çimen kokuyordu. Dothrak kokusuydu bunlar. Onlar bu kokulara aitti. Dany havayı içine çekti, gülmeye başladı. Birdenbire dünyayı ayaklarının altında hissetmek, ayak parmaklarını siyah ve yoğun toprağa gömmek için büyük bir arzu duydu içinde. Eyerinden inip uzun çizmelerini ayağından çıkarırken, kısrağı denizde otlaması için bıraktı.

Dany’nin bakmaya ihtiyacı yoktu. Ayakları çıplaktı, saçları yağ içindeydi, Dothraklara özgü binici derileri ve düğün hediyesi olarak verilen boyalı yeleklerden birini giyiyordu. Tam da buralara aitmiş gibi görünüyordu. Viserys’in şehir ipeklileri ve örgü zırhı çamurlanmış, lekelenmişti.

Kafilenin yan açıklarındaki eşlikçi süvariler de dikkatle koruyordu khalasar’ı. Gözlerinden bir şey kaçması mümkün değildi. Burada, bu topraklarda, ait oldukları yerlerde mümkün değildi bu. Bu araziler onların bir parçasıydı. Artık Dany’nin de bir parçasıydı.

“Onlar artık benim halkım,” dedi Dany. “Onlara vahşiler dememelisin kardeşim.”

Dany’nin Hedefi Değişiyor

Viserys’in ölümünden sonra Dany, yeryüzündeki yegane Targaryen olduğunu fark ediyor ve doğal olarak bu da ona bir “sorumluluk” yüklüyor. Eskiden ağabeyi Viserys’in yüklendiği sorumluluk artık Dany’e ait. Ne kadar Drogo ile mutlu olursa olsun Viserys’in öğrettiği gibi o bir ejderha’dır ve hanesinin şan ve şerefini ayağa kaldırıp, ailesine ait her şeyi geri almalıdır. Unutmayın bunu ona aşılayan “Viserys”

Eğer ben ejderhanın kanından olmasaydım burası benim evim olabilirdi, diye düşündü hüzünle. O khaleesi idi, güçlü bir kocası ve hızlı bir atı vardı. Etrafında pervane olan hizmetçilere, onun güvenliği için canını verecek savaşçılara, yaşlandığında dosh khaleen’de onu bekleyen itibarlı bir mevkiye sahipti… ve bir gün dünyaya hükmedecek bir oğlan taşıyordu karnında. Bütün bunlar herhangi bir kadın için yeterli olabilirdi… ama ejderha için değil. Viserys ölünce sadece Dany kalmıştı. O tek ejderhaydı. O kralların ve fatihlerin tohumundandı. Karnındaki çocuk da öyleydi. Bunu asla unutmamalıydı.

Ejderhalar Doğuyor

Bu bölüm çok önemli. Ejderhalardan önce Dany, oğlunu ve kocasını kaybediyor hatta onu koruyan khalasarını da. Öncesinde de ağabeyini.

Bir yazar olarak Dany’nin sokulmaya çalışıldığı kalıbın ne olduğu, neden böyle bir acı yaşaması gerektiğini dilim döndüğünce açıklamaya çalışacağım.

Yazarlar, önemli roller verdiği karakterleri (bilhassa böyle epik fantastik eserlerde) asıl macerasına sokmadan önce tüm yüklerinden arındırırlar. Evet, bir eş ve çocuk hatta aile ve bazen bir kardeş karakter için yüktür. Zira tüm bunlara sahip olan bir karakter güven içerisindedir ve bile isteyen o güvenlik alanından da asla çıkmayacaktır. Bu yüzden yazarlar, başlarına felaketler getirerek karakteri, güvenlik alanından çıkartır. Çektiği acılar karaktere, asıl macerasına yönelmesi için iç motivasyon, enerji sağlar. Başta Dany olmak üzere Jon, Arya ve Bran’ın hatta Tyrion’un başlarına gelenlerin sebepleri bu.

Bu “aile kaybetme” meselesi ayrıca karakterin erginlenme törenidir; karakterin büyümesini sağlayan, olgunlaşmasını sağlayan şey, zira bu macera çocuklara göre değil. Çocuklar ölmeye mahkumdur.

“Çocuğu öldür ve bırak içindeki adam doğsun.” Üstat Aemon Targenyan

Haliyle Dany’nin hayatındaki mihenk taşıdır tüm ailesini gerçek manada yitirmesi. Bu sayede çocuk Dany, Kraliçe Dany’e dönüşmeye başladı; öbür türlü asla bunu yapamazdı. Bu acı şarttır ve yüklerinden de arınması gerekir.

Ejderhalar ise Dany’e hayatta kalması ve umut etmesi için güç verdi. Onlar olmadan Dany, ailesinin kaybını ve yalnızlığın getirdiği acıyı kaldıramazdı. Yani ejderhalar sadece Dany’nin şehirleri fetih etmesi için bir güç değil, aynı zamanda Dany’nin iç motivasyonunun temel kaynağı.

Bu yüzden ejderhalarını ileride tamamen kaybetmesi yahut belki tek tek yitirmeye başlaması halinde, Dany de kendi iç motivasyon ve umudunu, gücünü yitirmeye başlar. Ejderha’nın varlığı güç ise yokluğu da… yokluktur.

“Herkese. Gece ve gündüz yeniden hayat bulan harikaları görmeye gelecekler ve gördüklerinde onları şehvetle arzulayacaklar. Ejderha, ateşin vücut bulmuş halidir ve ateş, güç demektir.”

Ejderha Yıkımı

Ejderhalar güç dedik ama hükmedilirler ise… Eğer Dany ejderhalarına hükmedemez ise yıkım ve ölümden başka bir şey getirmezler. Yazarın da söylediği gibi onlar “nükleer silah”

“Kontrol edilemeyen güç, güç değildir.” Anonim

Büyüyorlar, dedi içinden ejderhalar kararmış et parçaları için didişirken. Vaes Tolorro’daki hallerinden iki kat ağır olmalılar şimdi. Buna rağmen savaşabilecek kadar büyümeleri için yıllar geçmesi gerekiyordu. Eğitilmeleri de gerek yoksa krallığımı harabeye çevirirler. Taşıdığı Targaryen kanına rağmen Dany’nin ejderha eğitimi hakkında en küçük fikri yoktu.

Dany, Kral Toprakları’nı huzursuz hayaletlerle dolu kapkara bir enkaza çevirmek istemiyordu. Yeterince gözyaşı içmişti. Ben krallığımın güzel olmasını istiyorum. Krallığımı cüsseli adamlar, alımlı kızlar ve kahkaha atan çocuklarla doldurmak istiyorum. Halkımın beni gördüğünde gülümsemesini istiyorum, tıpkı babamı gördüklerinde gülümsedikleri gibi.

“Siyah olandı,” dedi adam Ghiscar aksanıyla, “Kanatlı gölge. gökyüzünden indi ve… ve…”

Hayır. Dany titredi. Hayır, hayır, ah hayır.

“Sağır mısın aptal adam?” diye sordu Reznak mo Reznak “Beyanımı duymadın mı? Yarın temsilcilerime git, koyununun bedelini alacaksın.”

“Reznak,” dedi Sör Barristan sessizce, “ağzını kapat ve gözlerini aç. Bunlar koyun kemikleri değil.”

Hayır, diye düşündü Dany, bunlar bir çocuğun kemikleri.

Hiç şüphesiz bu an gelene kadar Dany, ejderhaların ciddi manada tehlikeli olduğunu düşünmedi; en azından kontrolü dışında hareket edip, böyle bir zarara sebep olacağını. Ondan sonra da ejderhalarından gerçek manada korkuyor zira onlara hükmedemiyor, ondan sonra da ikisini çukurlara hapsediyor ve Meeren sorunu ile boğuşurken de kullanmaya yanaşmıyor, neden? Hükmedebileceğine inanmıyor, düşmanları kadar masumlara da zarar verebileceğinden endişe ediyor. (Gördüğünüz gibi şu mesele bile Dany’nin dost-düşman ayırt etmeden önüne geleni yakmaya yanaşmadığını gösteriyor ki Meeren çıkmazı ciddi bir sorun ve kriz Dany için, sonu olabilir ve bunu bilmesine rağmen masumlar da zarar görebilir endişesi ile ejderhaları kullanmayı reddediyor. Bu korkusu ona İkinci Oğulları da kaybettirmişti.)

Ejderhaların anası, diye düşündü Daenerys. Canavarların anası. Dünyanın üstüne ne saldım ben ? Ben bir kraliçeyim ama yanık kemiklerden inşa edilmiş tahtım bir bataklığın üstünde duruyor. Dany, ejderhaları olmadan, değil Batıdiyar’ı geri kazanmak, Meereen’i elinde tutmayı nasıl umut edebilirdi? Ben ejderhanın kanıyım, diye düşündü. Eğer onlar canavarsa, ben de öyleyim.

Peki, kanatlı ejderhalara hükmetti diyelim ya kendisine?

Dany o gece rüyasında Rhaegar’dı, Üç Dişli Mızrak’a gidiyordu. Ama bir ejderhanın sırtındaydı bir atın değil, işgalci’ye ait isyancı ordunun nehri geçtiğini gördü, askerler buzdan zırhlar giymişti ama Dany onları ejderha aleviyle yıkadı, çiğ taneleri gibi eriyen adamlar Üç Dişli Mızrakı taşkın bir akıntıya dönüştürdü. Dany’nin küçük bir yanı bunun bir rüya olduğunu biliyordu ama diğer yanı zafer sarhoşuydu. Bu iş böyle olmalı. Diğeri bir kâbustu ve ben daha yeni uyandım.

Bu benim oldukça önem verdiğim, dikkatimi cezbeden bir alıntı. Bu bir rüya. Önemli olan kısım “zafer sarhoşu” cümlesi. Bu, Dany’nin ejderhaları kullandıktan sonra hissettiği güç ve zaferin onda yarattığı psikolojik duygu. Rüya olduğunu bilmesine rağmen. Eğer kendi içindeki ejderhaya da hükmedemez ise seleflerinden çok farklı bir noktaya gidemez.

Dany’nin Merhameti

Dany hakkında herhalde en sevilen noktalardan biri -en azından benim- onun merhameti olsa gerek. Mazlum bir insan gördüğü zaman dönüp arkasını gidememesi, yardım etmek için elinden geleni yapması… Bu kesinlikle Dany’yi “iyi” bir karakter yapıyor.

Kölelerin çektiği acıyı fark ettiği zaman Lekesizleri almak istememişti, yine de ızdırap çeke çeke onları almakta karar kılmıştı zira eli mahkumdu. Orduya ihtiyacı vardı. İlk işi Astarpor efendilerini öldürmek ve köleleri serbest bırakmak oldu. Ondan sonra da Yunkai ve Meeren’e kadar şehirleri fetih etti, köleleri azat etti. Öyle ki Yunkai efendileri ve Meeren sorunları ortada iken ona eve gitmesi için altın ve gemi verilmişken bile buna yanaşmadı. (Tamam, Meeren’de gayet niyetlenmişti ama kölelerin başına geleceklerden korkup ertelemişti.)

Dany, “kalbi” ile hareket edip, doğru yanlışı ayırt etmeye çalışan ve elinden gelenenin en iyisini yapmaya çalışan bir karakter. Onun kılavuzu “kalbi”, “vicdanı”, “merhameti”

Hastalanan Astaporlulara yardım edecek imkanı olmadığında bile canı yanıyor, acı çekiyordu; onları yüzüstü bırakmak istemiyordu ama yardım edecek gücü de yoktu. İmkanı yoktu. Kadim felsefenin söylediği gibi İki kötü seçenekle karşı karşıya kaldıysa ikisi arasından en az kötüyü seçiyordu. Bu her hükümdarın, yönettiği sürece karşısına zaman zaman hatta sık sık çıkan bir şeydir.

Şimdiden söylemeliyim, bütün bunları görüp de ileride Dany, masumları bile istiye dizideki gibi yakar yıkar diyemem. Aksi şekilde hareket ediyor. Elbette Batı’da köle yok ama yine de buna dair bir işaret gördüğümü iddia edemem, beklemek güç.

Öfke – İntikam

Evet, Dany merhametli biri ama mazlumlara merhamet ettiği kadar “düşman” kabul ettiği kişilere karşı da bir o kadar acımasız hatta zalim. Sık sık ejderha öfkesinden muzdarip ki en iyi Targaryen’ın dahi peşine bırakmayan bir özelliktir.

Yalnız benim dikkatimi çeken, ejderha öfkesinin Drogo-oğlu öldükten sonra ortaya çıkması, ondan önce genelde sakin ve hatta Viserys karşısında çoğunlukla pısırık kalan biriydi(bir iki karşı gelmesini saymaz isek ki onda da Viserys çok şaşırmıştı çünkü daha önce cesaret edemediği bir şeydi.).

“Batıdiyar’a yelken açmaya ve İşgalci’nin kafatasından intikam şarabı içmeye kararlıyım.” Rhaegal’in çenesinin altını kaşıdı, yeşil ejderha bir an kanatlarını açıp tahtırevanın içindeki havayı dalgalandırdı.

İntikam arzusu gayet anlaşılabilir bir şey. Tüm hayatı boyunca Viserys tarafından dolduruldu ve doğru-yanlış her şeyi ondan öğrendi ve bir süre Jorah da Starklara karşı doldurmadı değil.

“Şimdi kadınlardan oluşan bir hane. Kan isteyen öfkeli ve yaşlı kadınlar. Kadınlar unutmaz. Kadınlar affetmez.”

Unutmaz ve affetmez, diye düşündü Dany ve ben Batıdiyar’a döndüğümde, bunu İşgalci’nin köpekleri de öğrenecek.

Dany’nin düşmanlarına karşı affedici olmaya niyeti yok.

Merhamet, diye düşündü Dany. Ejderhanın merhametini alacaklar. “Skahaz, fikrimi değiştirdim. Adamı acımasızca sorgula.”

“Bunu yapabilirim. Ya da baba izlerken kızları acımasızca sorgulayabilirim. Adam bu sayede birkaç isim verebilir.”

“En iyisi hangisi olacaksa onu yap ama bana isimler getir.” Dany’nin öfkesi, midesinde yanan bir ateşe dönüşmüştü.

Bu yukarıdaki alıntı, azatlı kölelerden birinin korkunç şekilde öldürüldüğünü öğrendikten sonra verdiği tepki. Öncesinde adamı tatlı bir şekilde sorgulanmasını emretmişti ama sonrasında öfkeye kapılınca acımasızlaştı hatta gaddarca bir şeye müsaade dahi etti. Yani aslında Dany, öfkelenene kadar sorun yaratacak bir karakter değil.

Dany başını yukarı kaldırdı. “Ve ben de Daenerys Fırtınadadoğan’ım. Targaryen Hanedanı’nın Daenerys’iyim. Fatih Aegon’ın, Zalim Maegor’ın, eski Valyria’nın kanıyım. Ben ejderhanın kızıyım. Size yemin ediyorum, o adamlar çığlıklar atarak ölecek. Şimdi beni Khal Drogo’ya götürün.”

Bu alıntı benim dikkatimi cezbedenlerden biri. Belki yanılıyor olabilirim ama bir foreshadowing yahut ona benzer bir şey olabileceğini düşünüyorum. Bu sözleri kurtardığı köle kızın başına gelenleri öğrenip, oğlunu kaybettiği sırada söylüyor.

“Aegon’un kanıyım… Zalim Maegor’un kanıyım…”

Evet, Dany’nin Aegon’un torunu olduğunu söylemesinde bir şey yok, kim söylemez? Lakin onca iyi Targaryen hükümdarı var iken şöhreti çok da iyi olmayan Aegon’un oğlu Zalim Maegor’u zikredip, onun da kanını taşıdığını ifade etmesi dikkate değer bir şey.

Gördük ki 2. kitap sonra Dany gerçekten de atası Aegon gibi fetihlere başlıyor… Bu durumda Maegor gibi de zalimlik yapması gerekmiyor mu? Eğer ben haklı isem ve bu bir çeşit foreshadowing idiyse? Gerekiyor.

Liderleri meydanın çevresindeki ahşap direklere çiviletmişti, her adam bir sonrakini işaret ediyordu. Dany bu emri verdiğinde, içindeki öfke şiddetli ve sıcaktı; Dany kendini intikam alan bir ejderha gibi hissediyordu. Fakat daha sonra, direklerin üstünde can çekişen adamların önünden geçtiğinde, onların iniltilerini duyup bağırsaklarının ve kanlarının kokusunu aldığında…

Dany şarap kadehini kenara bıraktı, kaşlarını çattı. Bu adildi. Adil. Bunu çocuklar için yaptım.

Dany, Meeren’deki çivilenmiş çocukları görünce efendilere bunu yapıyor. Kim haksız diyebilir? Şahsen benim alkış tuttuğum bir şey(Gerçi çivilenecek adamları seçme şekli biraz sorgulanmalı, o konuda rahatsız olduğum şeyler var). Bizim burada dikkat etmemiz gereken şey başka. Adamları görüp, öfkesi soğudu zaman vicdanı sızlamaya başlıyor ama sonra içindeki sesi susturmaya başlıyor. “Bu adildi… çocuklar için yaptım.”

Yani geçerli bir bahane var ise Dany, acımasızlık ve zalimlik yapmakta beis görmüyor. Hiç şüphesiz adalet söz konusu olduğunda merhamet, kişiyi adaleti yerine getirmesinde engel olmamalı ama sınırı da aşmamak gerekir çünkü o zaman adalet olmaktan çıkıp zulme döner. Bu denge için yine merhametin varlığına ihtiyaç var. Dany adalet ve zulüm arasındaki ince çizgiyi her zaman sağlayabiliyor mu? Sağlayabilecek mi? Önemli olan bu.

“Bunu biliyor. Ben de öyle.” Dany, Astapor’daki Ceza Meydaninı gördüğünde hissettiği dehşeti hatırladı. Ben de en az o kadar muazzam bir dehşet yarattım ama bunu kesinlikle hak etmişlerdi. Adalet, acımasız da olsa adalettir.

Bu alıntıda Dany’nin “dengeyi” her daim sağlayamadığını düşünüyorum. Dehşet yaratıp, buna adalet denemez; ona zulüm denir. Maalesef öfkelendiği zaman “merhamet” duygusunu yitiriyor. Bundandır ki adalet ile zulüm arasındaki dengeyi ayarlayamıyor. Özetle biraz öfke sorunu var. Viserys’ten kaptığını düşündüğüm bir özellik ki aşağıdaki alıntı gerçekten buna işaret ettiğine inandığım bir şey.

Mormont gittiğinde Dany kendini yastıklarının üstüne, ejderhalarının yanına attı. Sör Jorah’a o kadar sert davranmak istememişti ama adamın bitmez tükenmez şüpheleri Dany’nin içindeki ejderhayı uyandırmıştı sonunda.

Kullandığı cümle dikkatinizi çekti imi? “Ejderhayı uyandırdı!” Bunu sık sık kim söylüyordu? Viserys!

Viserys, öfkelenip içindeki ejderha uyandığında bunu ifade eder ve kardeşine zalimlik yapardı, bu yüzden Dany’nin bu cümleyi kullanması çok manidar ve dikkat edilmesi gereken bir şey.

Bedel

Dany, Demir Taht yoluna girdi ve bunun için bedel ödemesi gerektiğini gayet biliyor. Oğlu ve kocası da aslında bu bedellerden biriydi hatta ağabeyi bile, o bilmese bile.

Zaten “taht oyunlarına” girip de eline kanın bulaşmaması ve bir bedel ödememen mümkün değildir. Buna cesaret edemeyen evinde, şömine başında örgü örsün.

“Taht oyunlarında ya kazanırsın ya ölürsün, ikisinin ortası yok.” Cersei Lannister

Köleler, diye düşündü Daenerys. Khal Drogo onları nehrin alt bölgesine, Köle Koyu’ndaki kasabalardan birine götürecekti. Ağlamak istiyordu ama güçlü olmak zorundaydı. Bu bir savaş. Savaşlar böyle olur. Bu Demir Taht için ödediğin bedel.

Dönüp arkama bakarsam mahvolurum, dedi Dany kendi kendine. Ama arkasına nasıl bakmazdı? Bunun olacağını görmeliydim. O kadar kör müydüm yoksa gözlerimi, kuvvetin bedelini görmemek için isteyerek mi kapattım ?

“Planladığımız gibi devam edin. Toplayabildiğiniz kadar çok yiyecek toplayın.” Dönüp arkama bakarsam kaybolurum. “Kapıları kapatmalı ve bütün dövüşçüleri duvarların üstüne koymalıyız. Kimse içeri girmeyecek, kimse dışarı çıkmayacak.”

Hiç tanışmadığı Hazzea isimli kızı düşündü. Çukurlarda birkaç insanın ölmesi, kapılarda binlerce insanın ölmesinden iyidir. Barışın bedeli bu. Bu bedeli rızamla ödüyorum. Dönüp arkama bakarsam kaybolurum.

Arkaya Dönersem Kaybolurum

Dönüp arkama bakarsam karanlığın içinde kaybolurum. Yürümek bile canını yakıyordu. Uyumak istiyordu. Uyumak ve rüya görmemek.

Martin’in “Düşmana sivri ucu sapla” cümlesinin sık sık tekrar ettirdiğini biliyoruz hatta bu alıntının önemli olduğuna vurgu da yapmıştı. Buradan yola çıkarak genelleme yapmayı yanlış bulanlar olabilir belki ama ben bu tarz tekrarların seri için -bilhassa karakter üstünde- önemli bir etki ve işaret olduğunu düşünüyorum.

“Dönüp arkama bakarsam kaybolurum…” sözü, Dany’nin yaşadığı acıların ve çektiklerini geçmişte bırakma ve unutma arzusundan kaynaklı. Eğer arkasına bakar ise tüm o acı ve gözyaşı içerisinde boğulacak ve sonunda kaybolacak, inandığı şey bu. Bundandır ki ne yaşamış olursa olsun yahut başkalarına ne yaşatmış olursa olsun geçmişi arkada bırakıp sadece önüne odaklanıyor. Zaten bir üstteki madde’de verdiğimiz alıntılarda da sık sık bu cümleyi kullandığını gördük.

Peki, bunu yapamadığı an geldiğinde ne olacak? O an gelecek mi? Onu o zaman görürüz.

Önemli Cevaplar

  1. 2. BÖLÜM

    Dany’nin Psikolojisi

    Her karakter gibi Dany’nin kişiliği kadar psikolojisi de çok önem taşıyor. Zorlu bir hayat sürmüş bir karakterin, her şeyden arınmış; huzurlu ve rahat bir psikolojiye sahip olması tabii olarak beklenemez.

    Arya, Cersei, Cat ve Sansa gibi kadın karakterlerin, yaşadıkları olayların, onları nasıl etkilemeye ve değiştirmeye başladığı ortada; karanlık bir kişiliğe bürünen mi ararsınız, paronoyaklaşan mı yoksa kalpsizleşen veya şizofreni belirtileri gösteren mi… Bilhassa bu karakter delilikleri ile ünlü bir aileye mensup olunca insanları daha bir ilgisini çekiyor ve “acaba?” sorusunu sormasına neden oluyor.

    Sonda söyleyeceğim şeyi başta söylemek istiyorum. Dany zaten halihazırda daha doğar iken kayıplar yaşamış, çok zorlu bir hayata yelken açmış ve o yolculuk sırasında da bir çok acı ve kayıpla karşılaşmış bir karakter. Yani psikolojisini zaten çok zorlayan şeylere göğüs germek durumunda kalmış. Viserys bu hayatı kaldıramayıp delirmişti. Fakat Dany’de bunu görmüyoruz. Haliyle şu saatten sonra babası ve ağabeyine benzemesi için de bir sebep göremiyorum.

    Fakat Ölümsüzler Evi’nde gördükleri; kehanetlere bakar isek gelecekte, bilhassa Batıdiyar’a geldiği zaman, daha bir çok zorluk ve ihanet hatta fazlası ile karşılaşacağa benziyor. Kim olursa olsun bu, o kişinin sinirlerini ciddi manada yıpratır ve travma etkisi yapar ama bu, delirmek değildir. Buna psikolojide “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” diyoruz. Yaşanan ağır olaylar sonrası kişide kalan ruhsal yaralardır. Zaman içerisinde düzelir ama bazen aylar yahut yıllar sürebilir. Eminim herkesin çevresinde yaşadıkları yüzünden psikolojisi kötüleşmiş insanlar vardır, onların deli olmadıklarını ama psikolojilerinin de çok iyi olmadıklarının farkındasınız. Bilhassa bizim ülkede psikolojisi bozulmuş herkese “deli” yaftası yapıştırılıyor, bu doğru bir genelleme değildir. Her psikolojisi bozulmuşluk delilik değildir, delilik farklı bir boyuttur.

    O günden beri adeta birer göçebe gibi yaşıyorlardı. Braavos’tan Myr’e, Myr’den Tyrosh’a, oradan Qohor’a, ardından Volantis’e, Lys’e. Hiçbir yerde uzun süre kalmalarına izin vermiyordu ağabeyi. İşgalci’nin kiralık katillerinin hâlâ peşlerinde olduğunu söylüyordu ama Dany hiç görmemişti bahsettiği bu adamları.

    Viserys büyük ihtimal ile paranoya ile hareket ederek olmayan katiller görüyordu ve bu korkuyu Dany’ye aşıladığı ve çocukluğunu “korku” ile geçirdiğini daha sonraki bölümlerden de görüyoruz.

    Taçlansam da bir dilenciyim hâlâ, diye düşündü Dany. Dünyanın en görkemli dilencisi oldum ama dilenci, dilencidir. Bu durumdan nefret ediyordu. Ağabeyi de nefret ediyor olmalıydı. Onca yıl, İşgalci’nin bıçağından bir adım önde olabilmek için şehirden şehre kaçıp durduk. Hükümdarlardan, prenslerden, yargıçlardan yardım dilendik. Yiyeceğimizi yağcılık yaparak kazandık. Viserys onunla nasıl alay edildiğini biliyordu. O kadar öfkeli ve acımasız birine dönüşmesi şaşırtıcı değil. Sonunda aklını kaybetti. Bırakırsam bana da aynı şey olacak. Bir yanı, insanlarını alıp Vaes Tolorro’ya dönmeyi ve o ölü şehri canlandırmayı her şeyden fazla istiyordu. Hayır, bu yenilmek anlamına gelir. Ben, Viserys’in asla sahip olmadığı bir şeye sahibim. Benim ejderhalarım var. Ejderhalar her şeyi değiştiriyor.

    Bu pasaj ayrıca kıymetli çünkü Viserys’i asıl delirten temel şeyi de biraz görüyoruz ve Dany, 2. kitapta aynı şeyin kendisine de olmasından endişe ediyor ve kendisini kaybetmemesi gerektiğini telkin edip “ejderhalara” sahip olduğu için bunun asla olmayacağından emin bir şekilde hareket ediyor. “Ejderhalar Doğuyor” maddesinde yazdıklarımı unutmayın. Ejderhalar güçtür ve Dany gücünü onlardan alıyor; onlar olmaz ise hiçbir gücü kalmaz. Bu yüzden ejderhaların varlığı Dany’nin psikolojisi için “mihenk” taşıdır. Dayandığı güç onlar.

    “Ağabeyim Pentos’u, Myr’i, Braavos’u, hemen hemen bütün Özgür Şehirler’i ziyaret etti. Yargıçlar ve yüksek hâkimler onu şarapla ve vaatlerle beslediler ama ruhu açlıktan kırıldı. Bir adam, hem bütün hayatı boyunca bir dilencinin kâsesinden yemek yiyip hem de erkek kalamaz. Ben Qarth’ta o yemeğin tadına baktım ve bu yeterliydi. Pentos’a elimde bir kâseyle dönmeyeceğim.”

    "Korkmanın nasıl bir şey olduğunu unuttuğumu mu sanıyorsun?”
    Beyazsakal başını eğdi. “Majesteleri, ben sizi gücendirmek istememiştim.”

    “Beni yalnızca yalanlar gücendirir, dürüst tavsiyeler değil,” dedi Dany. Adamı rahatlatmak için lekeli eline dokundu. “Bende ejderhaların öfkesi var, hepsi bu. Seni korkutmasına izin vermemelisin.”

    Devam. Burası önemli.

    Dany adamın sözlerinin tercüme edilmesini bekledi. “Tacım satılık değil.” Annelerinin tacını sattığında, Viserys’in içindeki son neşe kırıntısı da gitmiş, geriye sadece öfke kalmıştı.

    Qarth’a ona üç ejderhasını temsil eden güzel bir taç vermişlerdi. Garip bir şekilde Dany’nin de Viserys’in kırılma anını temsil eden o taç için benzer bir tepki geliştirdiği görülüyor. Bu, Viserys’in Dany üstündeki etkilerinden biri.

    Daenerys saçlarını arkaya itti. “Bana şu korkakları bulun. Bulun ki Harpiya’nın Oğulları’na ejderhayı uyandırmanın ne demek olduğunu öğreteyim.”

    Yukarıda benzer bir cümleyi daha önce de vermiştim. Viserys’in etkisi 5. kitapta devam ediyor ve son POV’unda da etkisini görüyoruz. Oraya sonra geleceğiz inşallah.

    İhanet Korkusu

    Ölümsüzler Sarayından sonra Dany, sürekli olarak ona ihanet edecek kişilerin kimler olduğunu merak ediyor. Zaman zaman en güvendiği kişileri bile sorguluyor. Ben bir iki alıntı vereceğim ama bunların sayısı daha fazla.

    Dany’nin üç kez ihanete uğrayacağını söylemişti. İhanetlerin ilki Mirri Maz Duur’du, İkincisi Sör Jorah Mormont’tu. Üçüncüsü Reznak mı olacaktı? Kelkafa mı? Daario mu? Yoksa hiç şüphelenmediğim biri mi? Sör Barristan, Gri Solucan ya da Missandei ?

    Amiralin karamsarlığı Dany’yi umutsuzluğa düşürdü. Umutsuzluk öyle büyüktü ki Dany bu kır saçlı Pentoslu’nun ona ihanet edecek üç hainden biri olup olmadığını merak etti. Hayır, o yalnızca yaşlı bir adam. Evinden uzakta ve acı çekiyor. “Yapabileceğimiz bir şey olmalı.”

    “Fakat başarısız oldular. Onlara güvenmiyorum. Asla güvenmeyeceğim.” Doğruyu söylemek gerekirse, Dany insanlara nasıl güvenileceğini unutuyordu.

    Bunları okuduğum zaman ister istemez Viserys’in “kiralık katil” paranoyasından sonra Dany’nin de “ihanet” paranoyası mı oluşuyor, diyorum. Gerçi bu üç ihanetin gerçekleşeceğine şüphemiz yok gibi ama bir zamanlar babasının her yerde “suikastçılar” görmesi gibi Dany de bir süre sonra her yerde “hainler” görmeye başlar mı? Bu beni cidden düşündürüyor.

    Aslında Tyrion, Aegon ile konuşurken de “Kimseye güvenme, bu kadar güvensizlik mideni bulandıracak ama sonsuz bir uykuya yatmaktan iyidir.” demişti. Tamamen haksız değildi ama iş, paranoya seviyesine çıkarsa da iş biraz sıkıntı. Bu korku, insana yanlış şeyler yaptırmaya başlar.

    “Bunun beni korkutması mı gerekiyor? On dört yıl boyunca korku içinde yaşadım lordum. Her sabah korkuyla uyandım ve her gece korkuyla uyudum… lâkin ateşin içinden çıktığım gün bütün korkularım küle dönüştü. Artık beni korkutan bir tek şey var.”’

    “Seni korkutan şey nedir tatlı kraliçem?”

    “Ben sadece genç ve aptal bir kızım.” Dany ayak parmaklarının üstünde yükselip Xaro’nun yanağını öptü. “Ama sana tek korkumu söyleyecek kadar aptal değilim. Adamlarım gemileri inceleyecek. Sonra cevabımı duyacaksın.”

    Bu korku nedir? Kitapta buna açık seçik değinilmiyor. Kendisinin de babası ve ağabeyi gibi delireceğinden mi korkuyor? En yakınlarının ona ihanet edip, yalnızlaşacağından mı korkuyor? Yoruma açık ama kesin bir cevabı Dany’nin ağzından duymadık.

    Daario ve Dany Aşkı

    image
    Khal Drogo’nun ölümünden sonra Dany aşkı Daario’da buluyor. Selmy, ona duyduğu aşkın ölümcül ve zehirli olduğunu düşünüp, uzak durması gerektiğine inanıyor. Şahsen Dany’nin “aşk” ihanetinin Daario’dan gelme ihtimali çok yüksek zira siz de okuyunca göreceksiniz ki kehanetteki ihanetler, Dany’ye ciddi zararlar vermeli, üstüne kaya düşmüş etkisi yapmalı ve psikolojisini ciddi zorlamalı… Bu yüzden Ölümsüzler olacakları haber ediyor; haber edecek kadar önemliler… Misal bir Jorah yahut Mirri ihaneti, can yakıcı idi ama Dany’yi mahveden bir şey değildi.

    “Ancak sen de aynı şeyi yaparsan.” Daario, Dany’yi öptü. Adamın saçı kan, duman ve at kokuyordu, ağzı sert ve sıcaktı. Dany, adamın kollarında titredi. “Bana ihanet edenin sen olacağını düşünmüştüm,” dedi ayrıldıklarında. Biri kanda, biri altında, biri aşkta, büyücüler böyle demişti. “Düşündüm ki… Esmer Ben’i hiç düşünmedim. Ejderhalarım bile ona güveniyordu.” Kumandanın omuzlarını tuttu. “Asla benim aleyhime dönmeyeceğine dair söz ver. Buna dayanamam. Söz ver.”

    “Asla aşkım.”

    Gördüğünüz gibi “dayanamam ihanetine” diyor. Paralı bir asker de olsa imkanı varken çok kere karşı tarafa geçme şansı olan Daario, Dany yanında kalmaya devam etti ve o evlenmesine rağmen “rehine” olmaya bile razı oldu. Şimdilik ihanet etmesi için bir sebep yok gibi. Yine de sonraki kitaplara bakacağız.

    Dany sıradan bir kadın olsaydı, bütün hayatını Daario’ya dokunarak, adamın yara izlerini okşayarak ve onun insanlarla karşılaşma hikâyelerini dinleyerek geçirebilirdi. İstese tahtımdan vazgeçebilirdim, diye düşündü, ama istemedi ve asla istemeyecek. Daario, Dany’yle tek beden olduğunda onun kulağına aşk sözleri fısıldıyordu ama Dany, Daario’nun aslında ejderha kraliçesine âşık olduğunu biliyordu. Tahtımdan vazgeçersem beni istemez. Ayrıca, taçlarını kaybeden krallar genelde başlarını da kaybederdi ve Dany, durumun bir kraliçe için daha farklı olmayacağını düşünüyordu.

    Daario’yu o kadar seviyor ki her şeyden vazgeçmeye hazır bir hali var.

    Khal Drogo, Dany’nin güneşi ve yıldızıydı ama o kadar uzun zamandır ölüydü ki Dany sevmenin ve sevilmenin nasıl bir şey olduğunu neredeyse unutmuştu. Daariohatırlamasına yardım etmişti. Ölüydüm ve o beni hayata döndürdü. Uyuyordum ve o beni uyandırdı. Benim cesur kumandanım.

    Boş yatağında oturup ben ne yaptım? diye düşündü Dany. Geri dönmesi için onca zaman bekledim ve onu yine uzaklara gönderdim. “Beni bir canavara dönüştürecekti,” diye fısıldadı, “bir kasap kraliçeye.” Ama sonra, çok uzaklardaki Drogon’u ve çukurdaki ejderhaları düşündü. Benim ellerim de kanlı. Kalbim de öyle. Daario ve ben çok farklı değiliz, ikimiz de canavarız.

    Ejderhanın Üç Başı

    Ölümsüzlerin kehanetinden sonra Dany ayrıca ejderhanın üç başını da arıyor.

    Esmer Ben gittikten sonra Dany minderlerin üstüne uzandı. “Eğer yetişkin olsaydın,” dedi Drogon’a, “şu duvarların üzerinde uçar ve o harpiyayı eritip cürufa çevirirdim.” Ama ejderhaların binilecek kadar büyümesine yıllar vardı. Ve büyüdüklerinde onları kim sürecek? Ejderhanın üç başı var ama benim sadece bir. Daario’yu düşündü. Eğer bir kadına gözleriyle tecavüz edebilecek bir adam varsa…

    Daario’yu sevebilir miyim? Eğer onu yatağıma alırsam bu ne anlama gelir? Onu ejderhanın başlarından biri yapar mı?Sör Jorah öfkelenirdi, Dany bunu biliyordu ama Dany’ye iki koca almasını söyleyen oydu. Belki de ikisiyle birden evlenip bu işi bitirmeliyim.

    Ejderhanın üç başı var. Dünyada güvenebileceğim iki erkek var, tabii onları bulabilirsem. O zaman yalnız olmayacağım. Dünyaya karşı üç kişi olacağız, Aegon ve kız kardeşleri gibi.

    Dany’nin Kölelik Hedefi ve Yönetme Becerisi

    Dany, yönetmek için doğmadı veya yetiştirilmedi. Viserys, onun kendi kraliçesi olacağını düşünerek büyümesini bekledi ama sonra “kılıç” için onu Drogo ile evlendirdi. Zaten iki kardeşin imkanları düşünülür ise hakkını veren bir eğitim almaları pek mümkün de görünmüyor.

    Westeros’ta “varis” olanlar hükmetmek için, küçük kardeşler ise “ağabeylerini takip etmek” ve “emirlerini yerine getirmek” için yetiştirilir. Varislerin eğitimine özel bir önem verilir yani ama iki Targaryen kardeş, sürgünde iken bu imkandan yoksundu. Haliyle eğitim ve doğal olarak tecrübe noksanlığından muzdaripler idi.

    Haliyle Astapor fethinden sonra Dany’nin hükmetme becerisindeki noksanlıkları da kendisini göstermeye başlıyor ama bilhassa Meeren’de.

    Aslında Dany’de doğal bir hükmetme yeteneği var, yukarıda da söylediğim gibi doğru ve yanlışı ayırt etmesi için vicdanını, kalbini, merhametini kullanıyor. Yanlışı görüyor ve doğrusu ne ise onu yapmaya çalışıyor. İlgili, duyarlı ve herkese yetişmeye çalışan biri. Kendisi işlenmemiş bir cevher olarak duruyor ve Meeren, Dany için hükmetmeyi öğrenmesi için bir deneme alanı vazifesi görüyor ki bunu kendisi de söylüyordu.

    Sorun şu ki yanındaki kişiler (danışmanları) de hükmetmekten pek anlamıyorlar ve haliyle Dany “kendi kendine” öğrenmek zorunda. Bu da ciddi bir sorun zira ne kadar cevher sahibi olursan ol, onu parlatacak bir eğitimden geçmeden tam kapasiteni kullanmak çok güçtür, en iyi ihtimal ile olgunlaşıp, her şeyi öğrenene kadar arkanda harabelerden dağlar bırakırsın ki Dany de aslında aynen böyle yaptı ve yapıyor.

    Bir de benim “yanlış” gördüğüm bir şey var. Meeren sahnelerine okurken Dany, sadece azatlı köleler odaklı bir bakış açısı geliştiriyor, Meeren halkına pek hoş gözle bakmıyor ve onlardan hoşlanmıyor. Hükmetmek istiyor ise herkesi “halkı” görmek zorunda ve ayırt etmemeli. Herkesi kapsayıcı olamaz ise nasıl hükmedebilir?

    Batıdiyar

    Dany, Batı’ya gittiğinde halk onu nasıl görecektir? Aerys’in kızı döndü! diyerek mutluluk mu saçarlar yoksa işgalci mi görürler? Muhtemelen iki bakış açısı da hakim olur. Zira Robert’ın söylediğine göre hala Targaryen destekçileri var krallıkta. Ve Arya’nın Harrenhall’a götürülürken ki POV’una bakar isen halk arasında da -az da olsa belki- Targaryen hükmünü güzellikle yad edenler var.

    Bu iyi bir tavsiyeydi. “Evet, bunu yapın.” Batıdiyar. Ev. Ama Dany buradan ayrılırsa Dany’nin şehrine ne olacaktı? Meereen hiçbir zaman senin şehrin değildi, diye fısıldadı Viserys’in sesi. Senin şehirlerin denizin karşısında. Yedi Krallık’ta. Düşmanların seni orada bekliyor. Sen onlara kan ve ateş ikram etmek için doğdun.

    Viserys’in sesi; onun etkisi demektir… Bu alıntı sonrası Dany’nin Batı’da ciddi bir yıkım yapmaya muktedir alt yapısı var gibi.

    “Siz yapabilir misiniz?” diye sordu Yeşil Fazilet. “Bir kral, tanrı değildir. Ama yine de, güçlü bir adamın yapabileceği pek çok şey vardır. İnsanlarım size baktığında, bizi öldürmek ve çocuklarımızı köleleştirmek için denizin karşısından gelmiş bir fatih görüyorlar. Bir kral bu durumu değiştirebilir. Saf Ghiscar kanı taşıyan bir kral, şehirde yeniden huzur tesis edebilir. Aksi hâlde, korkarım ki, hâkimiyetiniz tıpkı başladığı gibi kan ve ateşle son bulacak.”

    Dany, halihazırda zaten Meeren’de “işgalci” gözü ile görülüyor.

    “Paralı askerler işe yarar,” diye kabul etti Sör Jorah. “Ama babanızın tahtını Özgür Şehirler’in süprüntüleriyle geri alamazsınız. Parçalanmış bir diyarı, topraklarını işgal eden bir ordudan daha hızlı bir araya getirecek bir şey yoktur.”

    “Ben onların gerçek kraliçesiyim,” diye itiraz etti Dany.

    “Siz, Ortak Dil’i bile konuşamayan adamlardan oluşan bir orduyla onların topraklarına çıkmak isteyen bir yabancısınız sadece. Batıdiyar’ın lordları sizi tanımıyor. Sizden korkmaları, size güvenmemeleri için her türlü sebepleri var. Denize açılmadan önce onları kazanmalısınız, en azından bir bölümünü.”

    Jorah’ın sözleri bence Dany’yi bekleyen şeyi net ortaya koyuyor. Halihazırda Aegon da gelmiş ve “varis” olduğunu iddia etmiş iken 2. bir taht adayı karşısında ne Lordların ne de Diyar halkının hoş tepki vermeyeceği, endişe edeceği ortada ki Ejderhaların Dansı 2’nin gerçekleşeceğini de biliyoruz.

    “Ejderha Aegon, Batıdiyar’da karaya çıktığında; Vadi’nin, Kaya’nın ve Menzil’in kralları ona bir taç vermek için koşuşturmadı. Eğer Demir Taht’ta oturmaya niyetliyseniz, o tahtı Aegonin yaptığı gibi kazanmalısınız, çelikle ve ejderha ateşiyle. Ve iş bitmeden önce ellerinizde kan olacağı anlamına gelir bu.” Ateş ve kan, diye düşündü Dany. Targaryen Hanedanının sözleri. Bu sözleri doğduğundan beri biliyordu. “Düşmanlarımın kanını memnuniyetle dökerim. Masumların kanı farklı bir mesele. Bana sekiz bin Lekesiz öneriyorlar. Sekiz bin ölü bebek. Sekiz bin boğulmuş köpek.”

    İlk başta Dany’nin Lekesizlere almaya yanaşmama sebebi; masumların canının alınmış olması, onların zarar görme endişesi…

    İşgal - Fetih

    Dany’nin ilk fetih ettiği yer Astapor. Bu zafer duygusu ilk başta çok tatlıydı kuşkusuz. Zira Dany hem ordusunu elde etmiş hem de arzu ettiği gibi köleliğe isyan edip, onu ortadan kaldırmıştı(en azından geçici bir süre). Dany sonraki kitaplarda geriye dönüp baktığında yarattığı şeyin “dehşet” olduğunu itiraf etmişti.

    “Lekesizler!” Dany askerlerinin önünde dörtnala koştu, gümüşi altın saç örgüsü arkasında uçuyordu, çanı her adımda çınlıyordu. "İyi Ustaları öldürün, askerleri öldürün, tokar giyen ve bir kamçısı olan her adamı öldürün ama on iki yaşın altındaki hiçbir çocuka zarar vermeyin ve gördüğünüz her kölenin zincirlerini kırın.”

    Harpiyanın parmaklarını havaya kaldırdı… ve sonra kamçıyı kenara fırlattı, “özgürlükl" diye bağırdı Dany. “Dracarys! Dracarys!” “Dracarys!” diye geri bağırdılar, Dany’nin duyduğu en güzel kelimeydi bu. “Dracarys! Dracarys!” Ve etraftaki bütün köle tacirleri kaçtılar, ağladılar, yalvardılar ve öldüler. Tozlu hava mızraklarla ve kanla doldu.

    Bundan sonra ise öz eleştiriler başlıyor. Başta Meeren ve Astapor olmak üzere “Ben yaptım, oldum.” diyerek bir şeyin elde edilemeyeceğini, her şeyin bir yolu yordamı olduğunu ve iş bilmezlik yaparak bir şeyler yapmaya kalkılır ise - iyi niyetli de olunsa- her şeyi eskisinden daha kötü bir hale sokulacağını gösteriyor Dany.

    Evet, Dany kölelik düzenini yıkmak istedi ama bundan daha beter şeylere sebep oldu. Köleler de özgür adamlar da acı çekti, hastalıktan kırıldı, Essos savaşa girdi ve özetle kan ve ateş ile yıkanmaya başladı. Dany iyi bir şeyler yapmak istedi, hedef de çok insancıl ve aklı-vicdanı olan her insanın destekleyeceği bir şeydi ama gelin görün ki yarattığı şey; ölüm oldu.

    Dahası köleliği falan da kaldıramadı, aynen devam etti. Hatta eski köleler eski efendilerinden yeni köle yarattı.

    Bütün zaferlerim ellerimde cürufa dönüşüyor, diye düşündü. Ne yaparsam yapayım, neticede bütün yarattığım ölüm ve dehşet. Astapor’un başına gelenlerle ilgili havadis caddelere düştüğünde, ki mutlaka düşecekti, yeni özgür kalmış on binlerce Meereenli, şehirde kaldıkları takdirde karşılaşabilecekleri şeylerin korkusuyla, Dany batıya doğru yola çıktığında onu takip etmeyi tercih edecekti… ancak onları yolda bekleyen şeyler de en az o kadar korkutucu olabilirdi.

    Zavallı bir umuttu bu. Çivit Yıldız’ın kaptanı bir Qarthliydı, yani Dany, Astapor’u sorduğunda adam bol bol ağladı. “Şehir kanıyor. Ölü adamlar caddelerde çürüyor, her piramit silahlı bir kamp, pazarlarda ne yiyecek var ne de köle. Ve o zavallı çocuklar! Kral Satır’ın eşkıyaları Astapor’daki bütün soylu çocukları yakaladı, satılacak yeni Lekesizler yaratmak için. Eğitimleri yıllar sürecek gerçi.”

    Dany’yi en çok şaşırtan şey hiç şaşırmamış olmasıydı. Bir zamanlar korumaya çalıştığı Lhazarlı kız Eroeh’i ve onun başına gelenleri hatırlarken buldu kendini. Yola çıktığımda Meereen’de de aynı şey olacak. Dövüş çukurlarından gelen, öldürmek üzere büyütülmüş ve eğitilmiş olan köleler, şimdiden asi ve kavgacı tavırlar sergiliyordu. Şehrin artık onlara ait olduğunu düşünüyormuş gibi görünüyorlardı, şehirdeki her adamın ve her kadının da öyle. Bu kölelerden ikisi Dany’nin astığı sekiz kişinin arasındaydı. Yapabileceğim başka bir şey yok, dedi Dany kendine. “Benden ne istiyorsunuz kaptan?”

    Durum o kadar kötü ki soylu olanlar bile kendilerini köle olarak satmak istiyor çünkü öbür türlü “özgür” yaşamlarını idame ettiremiyorlar. Kölelik, özgürlükten daha tatlı geliyor. Bunu arzu edenlerden “vergi” dahi alıyor, Dany. Haliyle merak edip soruyoruz “her şey ne içindi?”

    “Kraliçem?” Daario öne çıktı. “Nehir kıyısı, kendilerini bu Qarthliya satmak için izin dilenen Meereenliler’le dolu. Sineklerden bile çoklar.”

    Dany dehşete düştü. “Köle olmak mı istiyorlar?”

    “Gelenler asil doğumlular ve düzgün konuşuyorlar. Bu çeşit köleler kıymetlidir. Özgür Şehirler’de hoca, katip, yatak kölesi ve hatta şifacı ya da rahip olacaklar. Yumuşak yataklarda uyuyup iyi yemekler yiyecekler ve malikânelerde yaşayacaklar. Burada her şeyi kaybettiler, korku ve sefalet içinde yaşıyorlar.”

    “Anlıyorum.” Belki de o kadar şaşırtıcı değildi bu; şu Astapor hikâyeleri doğruysa. Dany bir an düşündü. “Kendini köle olarak satmak isteyen her adam bunu yapmakta özgürdür. Ya da kadın.” Elini kaldırdı. “Lâkin çocuklarını satamazlar. Adamlar da karılarını.”

    “Astapor’da, köleler her el değiştirdiğinde, şehir fiyatın onda birini alır,” dedi Missandei, Dany’ye.

    “Biz de aynı şeyi yapacağız,” diye karar verdi Dany. Savaşlar, kılıçlarla olduğu kadar altınla da kazanılıyordu. “Onda biri. Altın ya da gümüş sikke olarak. Yahut fildişi. Meereen’in safrana, karanfile veya at derisine ihtiyacı yok.”

    Dany kendi öz eleştirisini yapıyor.

    Dany o sabah, kabul salonuna inmektense kumandanlarını bahçeye çağırdı. “Fatih Aegon, Batıdiyar’a ateş ve kan götürdü, lâkin daha sonra onlara barış, refah ve adalet verdi. Benim Köle Körfezi’ne bütün getirdiğim ölüm ve tahrip. Bir kraliçeden çok bir khal oldum; ezen ve yağmalayan, ardından yoluna devam eden.”

    “Siz özgürlük de getirdiniz,” diye vurguladı Missandei.

    “Açlıktan kırılma özgürlüğü mü?” diye sordu Dany sertçe. “Ölme özgürlüğü mü? Ben bir ejderha mıyım yoksa bir harpiya mı?” Ben deli miyim? Lekeli miyim?

    “Bir ejderha,” dedi Sör Barristan sarahatle. “Meereen, Batıdiyar değil Majesteleri.”

    “Ama tek şehri yönetemezsem yedi krallığı nasıl yöneteceğim?” Şövalyenin buna verecek cevabı yoktu. “Çocuklarımın iyileşmek ve öğrenmek için zamana ihtiyacı var. Ejderhalarımın büyümek ve kanatlarını denemek için zamana ihtiyacı var. Ben de aynı şeye ihtiyaç duyuyorum. Bu şehrin Astapor gibi olmasına izin vermeyeceğim. Yunkai’nin harpiyasmm, benim özgür bıraktıklarımı tekrar zincire vurmasına izin vermeyeceğim.” Dany arkasına döndü ve adamlarının yüzüne baktı. ‘Yürümeyeceğim.”

    “O halde ne yapacaksınız Khaleesi?” diye sordu Rakharo.

    “Kalacağım,” dedi Dany. ‘Yöneteceğim. Ve bir kraliçe olacağım."

    Tozun ve ölümün üstüne inşa edilmiş bir şehrin kraliçesiyim. Dany’nin delikanlıyı reddetmekten başka bir seçeneği yoktu. Yağma sırasında işlenmiş bütün suçlan kapsayan bir genel af ilan etmişti. Efendisine karşı ayaklanan köleleri de cezalandırmayacaktı.

    (Karakter limit sınırını aştığım için devamı YORUMLAR kısmındadır.)

  2. 3. BÖLÜM (SON)

    Xaro ve Dany Konuşması - Dany’nin Yaptıklarının Eleştirisi

    Xaro açık seçik Dany’nin düşmanı ama Dany ile yaptığı konuşma, Dany’nin yaptıklarının da bir eleştirisi olarak öne seriliyor ve kim ona haksız diyebilir?

    "Kadim şehrin baş hanımı. Düşlerinden kurduğu kudretli bir ordu tarafından çevrelenmiş.”

    Hayır, diye düşündü Dany, ordumu kan ve ateşten kurdum.

    Meeren’in temel ticareti “kölelik”; bu olmadan şehirde ticaret malı çok az ve bu da yoksulluğa sebep oluyor, açlığa sebep oluyor. Ghiscar’ı köle taciri yapan şeyler; Valyria ile olan savaşta yaşadıkları felaketlerdi.

    Galazza Galare, Merhamet Tapınağı’nda, “İnsanlarımı köle tacirlerine dönüştüren şey felaketlerdi,” demişti Dany’ye. Ve ben de, o köle tacirlerini tekrar insana dönüştürecek olan felaketim, diye yemin etmişti Dany kendi kendine.

    Aslında ironik bir alıntı; Ghiscar, Valyria yüzünden köle tacirlerine dönüştüler ve yine onlardan biri yüzünden köle tacirliğinden vazgeçmek zorundalar; ikisi de “felaket” etkisi ile oluyor.

    “Buz muhafaza eder, ateş tüketir.” Üstat Aemon Targaryen

    “Tesadüfe bak ki, tatlı şehrinde karaya çıktığımda, nehir kıyısında, bir zamanlar malikânemde konuk ettiğim bir adamla karşılaştım; ender bulunan baharatlarla ve kaliteli şaraplarla uğraşan bir tacir. Belden yukarısı çıplaktı, teni kıpkırmızıydı ve soyuluyordu. Adam bir çukur kazıyormuş gibi görünüyordu.”

    “Çukur değil. Hendek. Nehirden tarlalara su getirmek için. Fasulye yetiştirmek niyetindeyiz. Fasulye tarlalarına su lazım.” “Eski dostumun kazı işine yardım etmesi ne büyük incelik. Üstelik böyle bir iş ona hiç uygun değil. Ona seçme hakkı tanınmamış olması mümkün mü? Hayır, elbette öyle değildir. Meereen’de hiç köle yok.”

    Dany’nin yüzü kızardı. “Arkadaşına yiyecek ve barınakla ödeme yapıldı. Zenginliğini geri veremem. Meereen’in nadide baharatlardan çok fasulyeye ihtiyacı var ve fasulye için su gerek.”

    “Dansçılarıma da hendek mi kazdıracaksın? Tatlı kraliçem, arkadaşım beni gördüğünde dizlerinin üstüne düştü ve onu bir köle olarak satın alıp Qarth’a götürmem için bana yalvardı.”

    Dany kendini tokat yemiş gibi hissetti. “Öyleyse onu satın al.” “Eğer memnun olacaksan. Onun memnun olacağını biliyorum

    Devam.

    “Meereen, içinde özgür insanların yaşadığı özgür bir şehirdir.” “Meereen, bir zamanlar zengin olan yoksul bir şehirdir. Bir zamanlar şişman olan aç bir şehirdir. Bir zamanlar huzurlu olan kanlı bir şehirdir.”

    Xaro nükteyi duymazdan geldi. “Daenerys, sana karşı dürüst olmama izin ver. Bir dost dürüst olmalıdır. Meereen’i zengin, şişman ve huzurlu bir yer yapamayacaksın. Bu şehre sadece yıkım getireceksin, tıpkı Astapor’a getirdiğin gibi. Hazzat Boynuzları’nda bir mücadele yaşandığından haberdarsın, değil mi? Kasap Kral koşarak sarayına döndü, kralın yeni Lekesizler’i de onun peşinden koşuyor.”

    "Bilge Ustalar misallerini takip etmeli. Yunkai’yi bir kez esirgedim ama aynı hatayı tekrar yapmam. Bana saldırmaya cüret ederlerse, Sarı Şehir’i yerle bir ederim.”

    “Ve sen Yunkai’yi yerle bir etmekle meşgulken tatlım, arkanda kalan Meereen ayaklanır. Gözünü tehlikelere karşı kapatma Daenerys. Hadımların iyi askerler ama Astapor düştüğü anda Yunkai’nin göndereceği orduya kıyasla azlar.”

    “Azatlı kölelerim…” diye başladı Dany.

    ‘Yatak köleleri, berberler ve kiremit ustaları savaş kazanamazlar.”

    Onları size verirsem benim duvarlarımı kim savunacak ? “Azatlı kölelerimin çoğu Astapor’da kölelik yapıyordu. Belki de bazıları Cleon’u savunmak ister. Bu tercih, özgür insanlar olarak onlara aittir. Astapor’a özgürlük verdim. Şehri savunmak size düşer.” “Öyleyse hepimiz ölü sayılırız. Bize özgürlük değil ölüm verdiniz.” Ghael ayağa kalktı ve Dany’nin yüzüne tükürdü.

    Dany, Astapor’un yardım çağrılarına karşılık vermiyor, bunun için sebepleri var ama sonucu değiştirmiyor. Yıktığı şeyi tamir edemiyor ve herkesi içine düştüğü durumla baş başa bırakıyor, bırakmak zorunda kalıyor.

    Bu güzel ve dürüst bir cevaptı. “Ben asla savaş istemedim. Yunkaililer’i yendim ama şehirlerini esirgedim, hâlbuki şehri yağmalayabilirdim. Kral Celon onlara karşı yürüyüşe geçtiğinde krala katılmayı reddettim. Şu anda bile, Astapor kuşatma altında olduğu hâlde harekete geçmiyorum. Ve Qarth… Qarthlılar’a hiçbir zaman hiçbir zarar vermedim…”

    “Kimileri o zaman bile sizin geleceğinizi söyledi,” dedi dokumacı kadın. “Sizi bir ejderhanın sırtında, Yunkai kamplarının üzerinde uçarken gördüklerine dair yemin ettiler. Her gün sizi bekledik.”

    Gelemedim, diye düşündü kraliçe. Cesaret edemedim.

    “Onları kurtaramazdınız Majesteleri,” dedi Sör Barristan. “Kral Cleon’u Yunkai’ye açtığı savaşa karşı uyardınız. Adam aptaldı ve elleri kanla kırmızıya boyanmıştı.”

    Ve benim ellerim daha mı temiz ? Dany, Daario’nun söylediği şeyi hatırladı; bütün krallar kasap ya da et olmalı. “Cleon düşmanımızın düşmanıydı. Eğer Hazzat Boynuzları’nda ona katılmış olsaydım, Yunkaililer ikimizin arasında ezilebilirdi.”

    Kelkafa aynı fikirde değildi. “Eğer Lekesizler’i güneye, Hazzat’a götürseydiniz, Harpiya’nın Oğulları…”

    “Biliyorum. Biliyorum. Eroeh’a olanlar baştan yaşanıyor.” Esmer Ben Plummin kafası karışmıştı. “Eroeh kim?” “Tecavüzden ve işkenceden kurtardığımı sandığım bir kız. Tek yaptığım, onun için daha kötü bir son hazırlamaktı. Ve Astapor’da tek yaptığım, on binlerce Eroeh yaratmaktı.”

    Batıdiyar’ın Yedi Krallık’ında beş Aegon hüküm sürmüştü. Altıncısı da olabilirdi ama İşgalci’nin köpeği, Dany’nin ağabeyinin oğlunu henüz sütten kesilmemiş bir bebekken öldürmüştü. *Yaşasaydı onunla evlenebilirdim. Aegon benim yaşıma Viserys’ten daha yakın olacaktı.* Aegon ve kız kardeşi öldürüldüğünde, Dany yeni doğmuştu. Çocukların babası, yani Dany’nin ağabeyi Dany’nin bugün için seçtiği sarkık kulaklar, beyaz ince ketenden yapılmıştı. Dany, Irri’nin yardımıyla, altın püsküllü *tokarı* üçüncü denemesinde doğru bir şekilde vücuduna sardı. Irri, Dany’nin tacını getirdi. Taç, Dany’nin hanedanının üç başlı ejderhası şeklinde dövülmüştü. Ejderhanın kıvrımları altındı, kanatları gümüştü, üç başından biri fildişi, biri akik, biri de yeşimdi. Gün bitmeden, Dany’nin boynu ve omuzları tacın ağırlığı yüzünden kaskatı olacaktı. *Bir taç, başta rahatça taşınmamak.* Bunu bir zamanlar Dany’nin atalarından biri söylemişti. *Bir Aegon ama hangisi* ? Batıdiyar’ın Yedi Krallık’ında beş Aegon hüküm sürmüştü. Akıncısı da olabilirdi ama İşgalci’nin köpeği, Dany’nin ağabeyinin oğlunu henüz sütten kesilmemiş bir bebekken öldürmüştü. *Yaşasaydı onunla evlenebilirdim. Aegon benim yaşıma Viserys’ten daha yakın olacaktı.* Aegon ve kız kardeşi öldürüldüğünde, Dany yeni doğmuştu. Çocukların babası, yani Dany’nin ağabeyi Rhaegar, çocuklardan da önce ölmüştü, Uç Dişli Mızrak’ta İşgalci tarafından katledilmişti. Dany’nin diğer ağabeyi Viserys, Vaes Dothrak’ta, başında erimiş altından bir taçla, çığlıklar atarak ölmüştü. İzin verirsem beni de öldürürler. Sadık Kalkan’ı katleden bıçakların asıl hedefi bendim.

    Köleliği Bitirme Hayali Çöp Oluyor

    Dany’nin “köleliği kaldırma” hayali tutmuyor ve aslında o da vazgeçmiş görünüyor; Yunkai ve Astapor ve fazlasına el sürmüyor. Kölelik yeniden başlıyor ve ölenler boş yere ölmüş oluyor. Dany sadece en azından Meeren’de köleliği kaldırmada başarılı olmayı ummuştu ama şimdilik o da pek iyi gitmiyor. Özetle Dany, efendilere istemese de boyun eğmek zorunda kalıyor.

    Altın ve değerli taşlar kolaydı. “Başka?”

    ‘Yunkai eskisi gibi köle ticaretine devam edecek. Astapor bir köle şehri olarak yeniden inşa edilecek. Siz müdahale etmeyeceksiniz.”

    “Yunkaililer, ben şehirden henüz iki fersah bile uzaklaşmamışken köle ticaretini tekrar başlattılar. Geri döndüm mü? Kral Cleon ona katılmam ve Yunkaili adamlara karşı savaşmam için bana yalvardı. Adamın yalvarışlarını duymazdan geldim. Yunkai’yle savaşmak istemiyorum. Bunu kaç kere söylemeliyim? Benden ne çeşit sözler vermemi istiyorlar?”

    “Çok az kaldı aşkım,” dedi Hizdahr, Dany’ye. ‘Yunkaililer çok yakında gidecekler, müttefiklerini ve yanaşmalarını da götürecekler. Hepimiz istediğimizi almış olacağız. Barış, yiyecek ve ticaret. Limanımız tekrar açılacak ve gemilerin gelip gitmesine izin verilecek.”

    “Evet, buna izin verecekler ,” dedi Dany, “ama savaş gemileri burada kalacak. İstedikleri zaman boğazımızı tekrar sıkabilecekler. Duvarlarımın dibinde bir köle pazarı kurdular!”

    “Duvarlarımızın dışında tatlı kraliçem. Yunkaililer’in rahatsız edilmeden özgürce köle ticareti yapması, barış şartlarından biriydi.”

    “Kendi şehirlerinde. Benim görebileceğim bir yerde değil.” bilge Ustalar, Skahazadhan’ın hemen güneyinde, kahverengi geniş nehrin Köle Körfezi’ne döküldüğü yerde köle ağılları ve bir mezat yeri kurmuşlardı. ‘Yüzüme karşı benimle alay ediyorlar. Gücümün onları durdurmaya yetmediğini anlatan bir gösteri düzenliyorlar.”

    Hizdahr zo Loraq omuzlarını silkti. “Ama ayrılacaklar. Önemli olan bu aşkım. Yunkai köle ticareti yapacak, Meereen yapmayacak; anlaşma bu. Biraz daha dayan, her şey bitecek.”

    Dany, yedi elçinin ve kumandanların zarar görmeyeceğine dair söz vermişti fakat Yunkaililer bu sözle yetinmemiş ve Dany’den rehineler talep etmişlerdi. Meereen, üç Yunkai soylusuna ve dört özgür birlik kumandanına karşılık, kuşatma kampına yedi kişi göndermişti: Hizdahr’ın kız kardeşi, iki kuzeni, Dany’nin kansüvarisi Jhogo, amirali Groleo, Lekesizler’in kumandanı Kahraman ve Daario Naharis.

    Oğullarım ölmek istemedi, hepsi bu. Ve onlara, Yunkaililer’in üstüne ejderhalarınızı salmak istemediğinizi söylediğimde…”

    Beni yenilmiş olarak kabul ettiniz, diye düşündü Dany ve yanıldığınızı nasıl söyleyebilirim ?

    Bir ekşisözlük yazarının yazısını okumanızı tavsiye ederim. Dany ve Yıkım Gücü Yer yer abartı bulunabilecek yahut katılınmayacak noktalar olsa da genel manada Dany’nin elindeki yıkıcı gücü ve Batı’da olası etkisinin ne olacağına güzel bir şekilde dikkat çekmiş diye düşünüyorum. Şimdi bunlara kendim değinmeye başlasam yazı daha da uzayacak.

    Ejderha Ağaç Dikmez

    Kapanışı Dany’nin son POV’u ile yapıyoruz. Size daha önce bazı sorular sormuştum; Dany arkasına bakarsa ne olur? İçindeki ejderhayı kontrol edemez ise ne olur? gibi gibi… Viserys’in etkilerinden birini de görüyoruz… Aslında bu POV tam da bunlara işaret barındıran güzel bir POV. İngilizcesi olanlar burayı okuyabilir.

    Bu POV’da olanlar Dany’nin sonunda kendini ejderha olarak gerçek manada kabul edip, psikolojisinin o yönde başkalaştığının ve bir nevi 6. kitap ve 7. kitapta ne kadar sert ve zalim bir şekilde efendilere saldıracağını ima ediyor. Yani “ejderha uyandı” diyebiliriz.

    Ejderha yumurtalarını neden sana verdiler? Onlar benim olabilirdi. Eğer bir ejderham olsaydı, dünyaya sözlerimizin anlamını öğretebilirdim.

    Sen ejderhanın kanısın. Ejderhalar ağaç dikmez. Bunu unutma. Kim olduğunu unutma. Ne olmak için yaratıldığını unutma. Sözlerini unutma.

    Kim olduğunu unutma, Daenerys. Ejderhalar biliyor, ya sen?

    “Ateş ve kan,” dedi Dany sallanan çimenlere.

    Unutmayın, bu POV artık Dany’nin kim olduğunu anladığı anı anlatıyor, o aydınlanmayı yaşıyor.

    “Ben ejderhanın kanıyım,” dedi çimenlere, yüksek sesle.

    Çimenler ilk kez cevap verdi. Ejderhalarını karanlığa zincirleyene kadar öyleydin.

    “Drogon küçük bir kız öldürdü. Kızın adı… kızın adı…” Dany küçük kızın adını hatırlayamadı. O kadar çok üzüldü ki, bütün gözyaşları yanıp buharlaşmış olmasaydı ağlayabilirdi. “Benim asla bir kızım olmayacak. Ben Ejderhaların Anası’ydım.”

    Evet, dedi çimenler, ama sen çocuklarına düşman oldun.

    Bahsi geçen kızın ismi Hazzea ve Dany öncesinde sürekli hatırlıyor ve unutmuyor; unutmuyor ki ejderhaların hükmedilemez ise neler yapabileceğini de aklının bir köşesinde tutsun; vicdanı sürekli bu kız yüzünden rahatsız ama artık kızın ismini unutuyor, hatırlamak istiyor ve hatırlayamıyor. İsim unutuldu, vicdanı soğuyor…?

    Jorah Mormont’un huysuz ses tonuyla, asla, dedi çimenler. Sizi uyarmıştım Majesteleri. Bu şehri rahat bırakın, demiştim. Sizin savaşınızın Batıdiyar’da olduğunu söylemiştim.

    Meereen’i aldın, dedi Sör Jorah, ama yine de orada oyalandın.

    “Bir kraliçe olmak için.”

    Sen zaten kraliçesin, dedi Jorah. Batıdiyar’da.

    “Batıdiyar çok uzakta,” diye sızlandı Dany. “Yorgundum Jorah. Savaştan bıkmıştım. Dinlenmek, gülmek, ağaçlar dikmek ve onların büyüdüğünü görmek istedim.”

    Hayır. Sen ejderhanın kanısın. Fısıltı giderek hafifliyordu, sanki Sör Jorah geride kalıyordu. Ejderhalar ağaç dikmez. Bunu unutma. Kim olduğunu unutma. Ne olmak için yaratıldığını unutma. Sözlerini unutma.

    “Ateş ve kan,” dedi Dany sallanan çimenlere.

    Dany, Drogon’a binip Dothrak denizine geldiğinde bir daha ejderhaya binip geri dönemiyor çünkü ejderha ona itaat etmiyor. Lakin en sonunda kim olduğunu idrak edip, kabullendiğinde ejderha geliyor ve rahatça onu sürebilmeye başlıyor. Artık Dany korkusuzca ejderhalarına hükmedebilir ve sözlerinin manasını tüm dünyaya gösterebilir.

    Dany adamın gidişini izledi. Atın ayak sesleri yerini sessizliğe bıraktığında, Dany çığlık attı. Sesi kısılana kadar bağırdı… ve Dragon geldi, burnundan dumanlar çıkıyordu. Çimenler ejderhanın önünde eğildi. Dany kan, ter ve korku kokuyordu ama bunların önemi yoktu. “İlerlemek için geri dönmeliyim,” dedi. Çıplak bacaklarını ejderhanın boynuna doladı, hayvanı tekmeledi ve Dragon gökyüzüne doğru fırladı. Dany’nin kamçısı kaybolmuştu. Dany, ejderhayı kuzeydoğuya çevirmek için ellerini ve ayaklarını kullandı; süvari o tarafa doğru gitmişti. Dragon, yeterince istekli bir şekilde uçuyordu, belki de binicisinin korkusunu koklamıştı.

    Arkama bakarsam kaybolurum sözünden “ileri gitmek için geri dönmeliyim” diyor… Bu önemli. Gerçek manada 6. kitapta göreceğiz anlamını. :slight_smile:

    Konuyu toparlar isek kısa özetle; elimizdeki malzemelerden görebildiğim kadarıyla Dany’nin elindeki muazzam güç(bilhassa 3 ejderha), onun ileride halihazırda daha fazla yıkım getireceği yönünde. Zira zaten Essos’ta yarattığı olumsuz etki ortada, bir şeyin iyi bir hedefi olması ve iyi niyetle yapılması sonucu değiştirmiyor maalesef.

    Dahası 6. kitapla birlikte “efendilere” karşı gerçek manada ateş ve kan kusacağını görebiliriz ki zaten Meeren çıkmazını düşünür isek başka türlü buradan çıkış yolu da yok. Lakin Dany gerçekten Fatih Aegon gibi Zalim Maegor’a da benzemeye başladı gibi. Sahip olduğu güç ve onu kullandıkça hissettiği duygular onda bir güç yozlaşmasına da sebep olacaktır ve bunu en iyi Batı’ya geldiğinde göreceğimizi düşünüyorum. Bilhassa yaşayacağı felaketleri de düşünür isek kaçınılmaz.

    Zaten GRRM de hikayesinin merkezinde “güç” olduğunu ve bu gücün nasıl kişileri yozlaştırdığını anlattığını söylemişti. Bunu Dany üzerinden daha iyi kimin üstünde gösterebilir?

    Aklınıza 1. Dany POV’daki o tatlı küçük kızı getirin ve gücün onu nasıl yozlaştırıp değiştirdiğini hayal edin… Kurgusal açıdan sizce de harika bir hikaye ve güzel bir ders değil mi? Şahsen benim okumasını en sevdiğim karakter tiplemelerinden biridir.

    61180224_802928760107393_5503590450512003072_n

    Burada kafa karışıklığı yaşayıp “Dany kötü bir insan mı olacak?” diye düşünenler olabilir. Yani bir Ramsey, Euron vb. bir karakter mi? Hayır. Dany iyi kıstasında bir karakter ama bu, onu zalimlik etmekten ve kötü şeyler yapmaktan şu ana kadar alıkoymadığı gibi ileride de alıkoymayacak.

    Dany bizim gözümüzde"iyi" biri ama onun içinde de kendi içimizde ve diğer karakterlerde olduğu gibi “iyi ve kötü” taraflar var. Nitekim GRRM de bu tarz karakterleri sevip, yazdığını söylüyor.

    Men are still capable of great heroism. But I don’t necessarily think there are heroes. That’s something that’s very much in my books: I believe in great characters. We’re all capable of doing great things, and of doing bad things. We have the angels and the demons inside of us, and our lives are a succession of choices…[Woodrow Wilson] was a racist who tried to end war. Now, does one cancel out the other? Well, they don’t cancel out the other. You can’t make him a hero or a villain. He was both. And we’re all both.

    İnsanlar büyük kahramanlıklar yapmaya muktedir ama kahramanların illa ki var olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu kitaplarında da olan bir şey; Ben harika - büyük karakterlere inanıyorum. Hepimiz harika şeyler yapmaya muktediriz ve aynı şekilde kötü şeyler yapmaya da. İçimizde şeytanlar ve melekler var… hayat seçimlerimizden ibaret. Woodrow Wilson, savaşı sonlandırmaya çalışan bir ırkçıydı. Şimdi biri diğerini silip atıyor mu? Hayır. Onu bir kahraman ya da kötü yapamazsınız. O ikisiydi. Ve biz de hem kötü hem iyiyiz.

    “Stannis’ten daha iyi adamlar, daha kötü şeyler yaptılar.” Üstat Aemon Targaryen

    İnşallah yazıyı beğenmişsinizdir. :slight_smile:

  3. Çok beğendim, tarafsızca, abartısız çok güzel hazırlanmışsın. Ellerine emeğine sağlık. Kuru kuru beğeni verip geçmeye gönlüm razı olmadı bir de yorumda belirteyim dedim :relieved:

  4. Ellerine, emeğine sağlık, çok güzel bir inceleme yazısı olmuş.

    Meereen’deki, Astapor’daki karmaşayı yeniden, bu kadar hatırlayınca üzerime bir ağırlık çöktü… :smile:
    Dany’nin tecrübesizliği, “ateş ve kan” yolundan kaçınmaya çalışması yıkım getirdi. Ki yıkımın bu yolda kaçınılmaz olduğunu baştan beri görmesi gerekirdi, ama dediğim gibi, tecrübesizlik, “yaptım, oldu” düşüncesi.
    Martin 5.Kitapta Dany’ye gerçek dünyayı çok güzel bir şekilde öğretiyor. Dany artık nasıl davranması gerektiğini biliyor, ateş ve kan ile hedefine ulaşacağını, bu yolun öyle veya böyle kanlı olacağını kavramış durumda.
    Tabi şimdi asıl soru, Dany’nin bu yolda ne kadar ileri gideceği. Ben ateş ve kan kimliğini benimsemesi fikrini seviyorum, buna çoğunlukla kötü gözüyle bakılıyor ama Fatih Aegon’un da kimliği buydu mesela. Hedefine ulaşmak, gücünü ortaya koymak için koca bir kaleyi içindeki tüm insanlarla yakabilen, yıkım getiren ama bu yıkımın üzerine yeni bir dünya, düzen inşa etmiş ve iyi hatırlanan bir adamdı.
    Ama öte yandan, yazıda da ismi geçen Zalim Maegor örneği var, onun da kimliği ateş ve kan.
    Dany şu an Fatih Aegon yolunda gidiyor, ama daha iki uzun kitap ve o kitaplarda verilecek kayıplar, görülecek ihanetler, çekilecek acılar var. Bunların Daenerys üzerindeki etkisi ne olur bilemeyiz.
    Ama umarım Fatih Aegon yolunda kalır. Çünkü favori karakterimin kötü olmasını istemem, bu bir :grin: Ve diğer, aslında esas sebep, ben içindeki şeytanlarla mücadele edip o mücadeleyi kazanan bir karakter izlemeyi, okumayı tercih ederim. Birde “Targaryen deliliği”, “Deli Kralın kızı”, “Viserys’in etkisiyle büyümüş kız” durumları varken, Dany’nin “deliliğe” yenik düşmesi, acımasızlığın ve hırsın dozunu kaçırması bana biraz klişe, sıkıcı geliyor.
    Ama dizide olanlardan sonra, pek de umudum yok, onu da söyleyeyim. Hiç bahane üretmek istemiyorum, kendimi kandırmak istemiyorum, Martin’in tasarladığı son bu diye bakıyorum olaya. Tek fark, Martin bunu inşa edecek, tabi ne kadar inşa ederse etsin ben bundan hoşlanmayacağım, sebeplerine az önce değindim. He tasarladığı son bu değilse, dizide izlediğimiz “subvert expectations” anlayışının bir ürünüyse, o zaman da çok güzel bir sürpriz olur. Ama gerçekten pek umudum yok.

  5. Beni Daenerys hakkında rahatsız eden konu tarihe ve Westeros siyasetine meraksızlığı, ilgisizliği. Robert’ın isyanı sürecindeki insanları hatalı değerlendirmesi. Yanında Barristan, Jorah, Varys (Illyrio vasitasıyla) olmasına rağmen Ned hakkında ‘‘işgalcinin köpeği’’ fikrini değiştiremedi. Viserys’in öğrettiği efsanelerle önyargılı olarak baktı geçmişe.

    Benim hanem neden bir isyanla devrildi, olayları bu noktaya getiren etkenler neydi ? Neler yaptı atalarım ? Bir sorgula ya, baban deviren adam babanın kuzeni. İsyanın görünürdeki sebebi Babanın acımasız tutumları. Öncelikle tarihten incele, biraz ders al. Yanında yaşayan tarih diyebileceğimiz insanlar var. Jaime gibi tarih ve siyasete ilgisi sıfır bir adam bile Pennytree’nin neden 100 yıldır kraliyet toprağı sayıldığını merak ediyor, göğüsler hakkında soru soruyor.

    Daenerys’in öncelikli amacı Westeros ise kıtayı ve siyasetini tanımalıydı. Jorah köle sattığım için Ned Stark beni sürdü dediğinde Ned Stark’a hakkını vermeli, hakkında bilgi edinmeliydi. Bu adam isyanın komutanıydı. Sana yapılan suikaste karşı çıktığını öğrendiğinde bu adamın ve ailesinin hikayesini merak etmelisin.

    Sinirlendiğinde Zalim Maegor’un kanıyım dersen bütün yaptığın güzellikler çöpe gider. Zalim Maegor’un kanı olman gerçektir, onun yanlışlarını tekrar etmemek ise bilgeliktir, yöneticiliktir.

    Aemon ve Marwyn Danerys’in bir üstada ihtiyacı olduğunu gördüler, Aemon yaşamı pahasına ulaşmak istedi, Marwyn vakit kaybetmeden yola koyuldu Daenerys’e ulaşabilmek için. Bu iki sıradışı üstat biliyor ki eğitimsiz bir Targaryen, hele ki elinde bir de Ejderhalar varsa bütün tavsiyelere rağmen kıyametin kapısını ısrarla çalacaktır.

Forumumuzda sen de tartışmaya katıl!  forum.gameofthronestr.com

11 kez daha cevap verilmiş

Katılımcılar