Hepimiz Soğukel ile 3. kitabın Bran POV’unda tanıştık. Kendisinin kimliği muamma olsa da Ormanın Çocuklarına göre uzun zaman önce öldürülmüş; Gece Kalesi’indeki sihirli Kara Kapıyı ve nasıl açıldığına bildiğine göre en az 200 hatta çok daha yaşlı olması muhtemeldir.

Soğukel’in bir buz wigth’ı olduğunu biliyoruz ama diğer örneklerine nazaran gözleri mavi değil; konuşuyor, düşünüyor ve fazlasını yapabiliyor. Lakin yüzünü göstermemeyi tercih ediyor.

Aynı şahıstan ayrıca öğreniyoruz ki Sur’u geçemiyor çünkü o bir yaşayan ölü.

“Neden seninle gelmedi?” Meera, Şebboy’u ve bebeği gösterdi. “Onlar seninle gelmiş, o neden gelmedi? Neden onu da Kara Kapı’dan geçirmedin?”

“O… o geçemez.”

“Neden?”

“Sur. Sur’un sadece buz ve taş olmadığını söyledi. Sur’a işlenmiş tılsımlar var… eski ve güçlü tılsımlar. Soğukel, Sur’un ötesine geçemez.”

Asla “ölüler” ya da “ww” şeklinde bir ayrım yapılmadı gerçi ama Soğukel bir buz wightı olduğuna göre en azından bu türün Sur ötesine geçemediğini görüyoruz. Bu ww için de geçerli mi emin değiliz aslında çünkü hikayelere inanacak olursak Gece’nin Kraliçesi geçmişti. Gerçi onun kim ve ne olduğu %100 kesin de değil.

Lakin şöyle bir gerçek var ki ölüler de geçti.

image

“Othor,” dedi Sör Jaremy Rykker. “Hiç şüphe yok. Ve bu da Jafer Flowers.” Ayağıyla cesedi çevirdi ve beyaz suratlı ölü adam, mavi, masmavi gözleriyle gökyüzüne bakmaya başladı. “Bunlar Benjen Stark’ın adamları. İkisi de.”

(Othor) Elleri haricinde bütün derisi süt beyazına dönmüştü. Elleri tıpkı Jafer’in elleri gibi kapkaraydı. Kurdeşen gibi bedenine yayılmış ölümcül yaralarını sertleşmiş kuru kan plakaları örtüyordu. Ama gözleri açıktı. Safir kadar mavi gözleri gökyüzüne dikilmişti.

Gördüğünüz gibi gözleri yaratıkların mavisinde ve bu ikisini alıp, oraya soktular ve gece de saldırıya geçtiler. Yani çoktan dönüşmüş görünüyorlardı, sadece hareket etmediler ve içeri sokulana kadar beklediler. Bu durumda Soğukel, yalan mı söyledi?

Sanmıyorum. Sonuçta kapıyı açmak için Sam’e ihtiyaç duydu ise bile pek tabi Bran’ı almak için yukarı kendi de çıkardı, demek ki yalan değil. O zaman bunlar nasıl geçti?

Aslında bazen en doğru cevap en basit gerçeklikte yatar… Onlar gerçekten ölü olduğu için.

Beric, Cat ve Soğukel hatta büyük ihtimal ile Melissandre geçmişte ölmüş ve buz/ateş büyüsü ile yeniden diriltilmiş; bu şekilde konuşan, hareket eden ve kendi iradeleri olan canlılar. Yani eski hallerinden çok farkları da yok. Lakin ya diğerleri?

Bir WW’ye ejderha camı ya da Valyria çeliği ile saldırırsan ölüyor… Beric birden fazla kez katledildi, keza Cat de gayet öldürülebilir ki Soğukel için de bu geçerli olacaktır. Bir ihtimal belki buz wightlarını öldürmek daha zor olabilir ama açıkçası bunun için bir sebep de göremiyorum.

Konuya gelirsek… Sam POV’unda Minik Paul de görünüşte bir wight olmuş ve Gilly’e ve Sam’a saldırmıştı.

Minik Paul, Sam’e doğru hareketlendi. Sam, sırtı ahşap duvara yaslanana kadar geri çekildi. Sabit tutabilmek için hançeri iki eliyle birden kavradı. Yaratık ejderhacammdan korkuyormuş gibi görünmüyordu. Belki de ejderhacamının ne olduğunu bilmiyordu.

Düşünmek, dua etmek ya da korkmak için vakit yoktu. Samwell Tarly öne fırladı ve hançeri Minik Paul’un sırtına sapladı. Paul onun geldiğini görmemişti bile. Kuzgun bir çığlık atarak havalandı. “Sen öldün!” diye bağırdı Sam yaratığı hançerlerken. “Sen öldün, sen öldün.” Hançerledi, bağırdı, tekrar ve tekrar, Paul’un siyah pelerininde büyük yırtıklar açtı. Bıçak, yünün altındaki demir zırhın üstünde parçalanırken etrafa ejderhacamı kırıkları saçıldı.

Buna rağmen, yaratığın kıskacı gevşemedi. Sam’in son düşünceleri, onu seven annesine ve hayal kırıklığına uğrattığı babasına aitti. Paul’un kırık dişlerinin arasından yükselen dumanı gördüğünde, uzun salon Sam’in etrafında fırıl fırıl dönüyordu. Sonra ölü adamın yüzü alev aldı ve eller gitti.

Sam ciğerlerini havayla doldurdu ve bitkin bir halde yana yuvarlanarak Paul’den uzaklaştı. Yaratık yanıyordu, sakallarından kırağı damlarken sakallarının altındaki eti kararıyordu. Sam kuzgunun çığlığını duydu ama Paul hiç ses çıkarmıyordu. Yaratık ağzını açtığında dışarı sadece alevler çıktı. Ve gözleri… Gitti, mavi ışıltı gitti.

Eğer dikkatli okuduysanız ejderha camı hiçbir işe yaramadı. Hatta ateş verildiğinde bile canı yanmamış; ses çıkartmamış sadece yanarak yok olmuştu. Yani canı da yanmıyor. Lakin en önemlisi bedeni yanarken gözlerindeki mavi ışıltı kayboldu ama yanmaya da devam etti, tamamen tükenmemişti.

Şimdi 5. kitaptan Varamyr’e gidiyoruz. Kendisi ölürken kendini kurtlarından birinin içine atıyor ve buz wightlarının geldiğini görüyor; bedenini çalmaya çalıştığı kadın, anında ayağa kalkıyor ve Varamyr’in içinde olduğu kurda bakıyor. Sadece o değil, diğerleri de…

Aşağıdaki şeyler hareket ediyordu ama yaşamıyordu. Birer birer, başlarını tepedeki kurtlara doğru kaldırdılar. Son bakan, bir zamanlar Thistle olan şeydi. Yün, kürk ve deri giymişti. Bunların üstüne, o hareket ettikçe çıtırdayan ve ay ışığında pırıldayan bir kırağı pelerini geçirmişti. Parmak uçlarından soluk pembe buz saçakları sarkıyordu; donmuş kandan ibaret on uzun bıçak. Ve eskiden gözlerinin olduğu yerde, soluk mavi bir ışık titriyordu.

O mavi ışık, kadının kaba yüz hatlarına, hayattayken hiç sahip olmadığı tüyler ürpertici bir güzellik veriyordu.

Beni görüyor.

Aynı şahsın deri değiştirenler için şu sözünü de hatırlayalım.

Onu, yanında sessizce yürüyen beyaz ulu kurtla gördüğü anda, Kar’ın ne olduğunu anlamıştı. Bir derideğiştiren, başka bir derideğiştireni her zaman hissedebilirdi.

Konuyu toparlar isek eğer bizim Sur ötesinde gördüğümüz zombi gibi etrafta gezinen yaratıklar, aslında dirilmiş insanlar değil; onlar hala ölü ama bedenleri, bir elbise gibi bir başkası tarafından warglanarak giyiliyor ve besbelli ki bunu yapabilen kim ise çok güçlü zira aynı anda binlercesine hükmedebiliyor ve onların gözünden görebiliyor. Beden kullanılamaz hale geldiğinde de Paul’da olduğu gibi bedeni bırakıyor; bu yüzden yanarken mavi gözler yok oldu, warglamayı kestiği için.

Varamyr’i görebilmesi de bu yüzden, kim ise bu en kötü ihtimal ile bir deri değiştiren ama yüksek olasılıkla bir yeşil gören yeteneklerine sahip. Kimdir bu derseniz? Geçmişte binlerce Kara Kardeş’i garip büyülerle hakimiyeti altında tuttuğu bilinen bir kişi tanıyoruz; Gece’nin Kralı. Yaşlı Dadı’ya göre o, gündüzleri sıradan biri adamdı ama gece çöktüğünde, geceleri hüküm sürerdi. Kankuzgun’u olabilir mi? Yahut daha muhtemel olan şey; Yeşilgören yeteneklerine sahip bir Öteki. İnsanlar ve Çocuklarda bu yetenek varsa ise neden Ötekilerde olmasın?

Bu yüzden ejderha çeliği ya da camı yahut başka bir silah, bunları öldüremiyor çünkü zaten ölüler; ölüyü bir kere daha öldüremezsin ve ölü oldukları için de Sur’u geçirmek mümkün oluyor. Zira tılsım/büyüler, sadece yaşayanlar için geçerli. Yani Soğukel gibi buz büyüsüyle diriltilmiş kişiler ve Ötekiler için. Unutmayın ki Soğukel de bir kara kardeş olmasına rağmen geçmişte öldüğü için ettiği yemin ile Sur’a bağlanmasını sağlayan tılsım etkisini yitirdi; bu yüzden kapıyı açamadı, artık o kardeşlikten değil. Dirildiği zaman aynı şey Jon için de geçerli olacak…

Ölüleri, bir WW’nin hükmettiğine dair bir işaret sayılacak şu alıntıyı da eklemek istiyorum. Ölü korucuların saldırdığı sırada Jon, havanın bir anda soğuduğunu fark ediyor, öyle ki soğuktan titriyor. Hava ölüler gelince değil Ötekiler gelince soğur; demek ki bu ölüler gerçekten ölü ve bir WW tarafından warglanıyor.

Buna rağmen sızmış olmalıydı. Uyandığında bacakları uyuşmuştu ve mum çoktan eriyip bitmişti. Hayalet arka ayaklarının üstünde kapıyı tırmalıyordu. Jon, hayvanın boyunun ne kadar uzadığını fark edince şaşırdı. “Hayalet, ne var oğlum?” diye seslendi hafifçe. Ulu kurt başını çevirdi, dişlerini gösterip hırlayarak Jon’a baktı. Bu hayvan çıldırdı mı? diye düşündü Jon. “Hayalet, benim,” diye mırıldandı korktuğunu belli etmemeye çalışarak. Ama titriyordu. Hem de şiddetle. Hava ne zaman bu kadar soğumuştu?

Yorumlar bu içerik için devredışı